Hayatımızı kuşatan “Allâh’ın âyetleri”

13.10.2009 00:21

Abdullah Yıldız

Rûm sûresinin 17-27. âyetleri; evrendeki durumumuzu ve duruşumuzu belirleyen altı “âyete” dikkat çeker:

 “Haydi, akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allah’ı tesbih edin/yüceltin.”

“Hamd O’nundur; göklerde ve yerde, günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de (namaz).”

“O, ölüden diriyi çıkarır, diriden ölüyü çıkarır ve ölmüş toprağa hayat verir. İşte siz de öldükten sonra böylece diriltileceksiniz.”

İlk iki âyet, beş vakit namazı; hamd ve tesbihi emreder. Ashabdan yapılan nakillere göre; ‘akşama girerken’ tabiri akşam ve yatsı namazlarına, ‘sabaha ererken’ sabah namazına, ‘günün sonu’ ikindi, ‘öğleye erdiğiniz vakit’ ise öğle namazlarına işarettir. Bizi yaratan ve yaşamamız için ölü toprağı ve varlık âlemini hep diri tutan, öldükten sonra da bizi tekrar diriltip bu hayatın hesabını soracak olan Rabbimizin rızasını kazanmak için, günde beş vakit namaz kılarak O’nu hamd ile tesbih etmek öncelikli kulluk borcumuzdur. Rabbimiz, yüce zâtını gereğince tesbih etmemiz için bize altı âyetini yani ibretlik delilini ve mucizesini hatırlatıyor:

“O’nun âyetlerinden biri: sizi topraktan yaratmasıdır. Sonra dünyaya yayılmış beşeriyet haline geldiniz.”

Allah’ın en büyük mucizesi, kendisine ‘yeryüzünde halife’ olarak insanı yaratmasıdır. Topraktan halk ettiği bu varlığa akıl nimetini bahşetmesi bu mucizenin tamamlayıcı unsurudur. Aslı-esası toprak olan insan/beşer türü, O’nun lûtfu ile adam oldu da yeryüzünde arz-ı endam ediyor. Bu sebeple insan, aslını unutmamalı, her secdesinde alnını yere koyarken; ilkinde topraktan geldiğini, ikincisinde de tekrar toprağa döneceğini hatırlamalı, Rabbini hamd ile tesbih etmelidir. İşte bu âyet, insanın arzdaki ontolojik duruşunu belirler.

“O’nun âyetlerinden biri de, sükûna eresiniz diye size nefislerinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve rahmet koymasıdır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.”

Bu âyet ise, aile kurumunu üç temel üzerine bina eder: sekînet, meveddet, merhamet. Kadın ve erkeğin bir araya gelmesi, aynı nefisten yaratılan ve elmanın iki yarısı gibi birbirini bütünleyen, biri olmadan diğeri eksik olan iki cinsin kaynaşması ile huzur ve sükûna(sekînet) erilir. Toplumun yapı taşı olan aile, katışıksız sevgi (meveddet) ve merhametle beslenerek ayakta durur. Çocuklar, sevgi ve rahmet bağını pekiştiren unsurlardır.

“O’nun âyetlerinden biri de: gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır. Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır.”

Gökte ve yerde çeşitlilik esas olduğu gibi, insanın sosyal hayatında da farklılık esastır. Bir erkek ve dişiden (Âdem ile Havva) türeyip yeryüzüne yayılan beşer türünün farklı renk/ırk ve dillere sahip olması da Allah’ın âyetlerinden yani delillerindendir. Ve bu farklı oluş rahmettir; Allah’ın nimeti ve mucizesi olarak bilinip korunmalıdır. İşte bu âyet, renk ve dil farklılığına karşı duruşumuzu belirler.

“O’nun âyetlerinden biri de: geceleyin uyumanız ve gündüz O’nun geniş lütfundan geçim vesileleri aramanızdır. Elbette bunda işiten kimseler için ibretler vardır.”

Bu âyet, insanoğlunun çalışma hayatını belirler. Bu âyetten, hem gece hem gündüz uyumak da anlaşılabilirse de, başka âyetlerde (6/96; 10/67; 40/61) belirtildiği gibi, Rabbimiz, insanlara geceyi dinlenme, gündüzü ise çalışıp Allah’ın fazlından arama yani maişet zamanı olarak tahsis buyurdu.

“O’nun âyetlerinden biri de (şudur): size korku ve ümit vermek üzere şimşeği gösteriyor, gökten su indirip ölümünün ardından arzı onunla diriltiyor. Doğrusu bunda, aklını kullanan bir kavim için dersler vardır.”

Yağmurun, özellikle de şimşekli ve gök gürültülü yağmurun toprak için diriltici bir rahmet ve bitkiler için de büyük bereket kaynağı olduğu malumdur. Bu yağmur geleceğe dair maddi umutları da beslerken, şimşek ise korku ve ürperti verir. İşte bu âyet, tabiata karşı duruşumuzu belirler.

“O’nun âyetlerinden biri de: göğün ve yerin O’nun buyruğu ile ayakta durmasıdır. Sonra sizi kabirlerinizden bir çağırmaya görsün, hemen çıkıverirsiniz.”

Gök ve yer, Hayy ve Kayyûm olan Allah’ın her ân kainata müdahalesi ile ayakta durmaktadır. Kainattaki muazzam düzen, mutlak güçlü ve her şeye kadir olan bir tek irade ile hiç aksamadan devam ediyor. Ve bu dünyanın hesabının görüleceği bir başka âlem var. İşte bu âyet de, Dünya-Âhiret denklemini inşa ediyor.

“Göklerde ve yerde kim varsa O’nundur. Onların hepsi, isteyerek veya istemeyerek O’na itaat ederler.”

“Yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O’dur; bu O’na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misal/sıfat-lar O’nundur. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Rum 30/17-27)

Son iki âyet, tüm varlıkların zorunlu olarak O’na itaat ettiğini; iradi varlık olan insanın da kainat korosuna katılarak, Allah’ın emirlerine itaatle hem bu dünyada hem de Ahiret yurdunda huzura kavuşacağını ihtar eder. Ancak, Yüce Rabbimizin “kainattaki âyetleri” olan bu altı fıtrat ilkesi ihmal hatta tepetaklak edildi. Topraktan geldiğini unutan insan, İblis gibi Rabbine asi oldu. Farklı renkleri ve dilleri tekleştirmeye kalkışarak sosyal fesada yol açtı. Sekînet, sevgi ve merhamet yok olunca aile dağılmaya başladı. Işıltılı eğlence hayatı ile geceyi gündüze, gündüzü geceye döndürdü. Toprağın üzerini örterek rahmet olan yağmuru felakete dönüştürdü. Böylece gök ve yerdeki, evrendeki ve insan hayatındaki düzeni kendi elleriyle fesada çeviren yine insan oldu.

“Kahrolası insan! Ne kadar nankördür o!” (Abese 80/17)

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim