“Hayatımız, Değerlerimiz ve Kimlik İnşamız”

13.04.2013 00:15
“Hayatımız, Değerlerimiz ve Kimlik İnşamız”
Bartın Özgür-Der Temsilciliği'nde “Hayatımız, Değerlerimiz ve Kimlik İnşamız” konulu seminer gerçekleştirildi.

Semineri Yakup Kara sundu. Yakup Kara sunumunda şu değinilerde bulundu:

Bu dünya hayatının bir imtihan niteliği taşıdığını ve bu imtihanı başarmak durumunda olduğumuzu unutmamalıyız.

"O (Allah), amel bakımından hanginizin daha iyi olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır." (67/Mülk, 2)

Sınav sahamız olan bu dünya hayatının süsüne aldanmamak, kalıcı olana yani ahirete hazırlık yapmak, bu dünyanın süsünü de imtihanı kazanmanın aracı olarak değerlendirmek gerekmektedir.

"Şüphesiz biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri insanlara bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye.” (18/Kehf, 7)

"Her kim âhiret ekini isterse, ona ekinini artırırız; her kim de dünya ekini isterse, ona da ondan veririz; ancak onun âhirette bir nasibi yoktur." (42/Şûra, 20)

Dünyevileşme, İslami kimlik oluşumu önündeki engellerden biridir. İfsadın, bozulmanın, çürümüşlüğün aşılabilmesi için dünyevileşme tehdidine karşı uyanık olmak gerekmektedir. Sınav bilinciyle hareket edip ahireti öncelemek, İslami mücadeleyi üstlenmesi gereken müslüman şahsiyetlerin olmazsa olmazıdır.

"Şüphesiz içinizde cihad edenleri ve direnip-dayananları öğrenmek ve durumunuzu ortaya koymak için sizi sınayacağız." (47/Muhammed, 31)

Sınav bilinciyle hareket etmek, aynı zamanda ıslah sorumluluğu taşımayı da gerekli kılmaktadır. Bu durum hayat içindeki yerimizi, duruşumuzu belirlememize yöneltmektedir. Ne tür bir imtihana tabi tutulduğumuzun kapsam ve içiriğini anlatması bakımından şu ayetler yolumuzu aydınlatmaktadır:

"Andolsun sizleri biraz korku, açlık ve bir parça mallardan canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele. Ki onlara bir musibet geldiği zaman: 'Biz Allah içiniz ve O'na döneceğiz' derler. Rabbleri'nden bağışlanma ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır." (2/Bakara, 155-157)

"De ki; Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler; sizlere Allah'tan, O'nun Rasulünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez." (9/Tevbe, 24)

Kur'an'a göre sadece "inandık" demekle kurtuluş yoktur. Sınanma bilinci içerisinde davranmak ve hayatı bu doğrultuda tanzim etmek, bir bakıma inancın bir iddia olmaktan çıkarılmasıdır. Bu noktada, sınanış; söylemle eylemin test edilmesi zorunluluğunu doğurmakta; bilgi bilincin, bilinç inancın, inanç amelin temeli olmaktadır.

"İnsanlar (sadece) 'iman ettik' diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sanırlar? Andolsun, kendilerinden öncekileri sınadık; Allah gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir. Yoksa kötülük işleyenler bizi geçeceklerini mi sanırlar? Ne kötü hükmediyorlar! Kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa (bilsin ki) şüphesiz Allah'ın (belirttiği) süresi mutlaka gelecektir. O. işitendir, bilendir. Kim cihad ederse, yalnızca kendisi için cihad etmiş (çaba göstermiş) olur. İman edip salih amellerde bulunanlar ise; biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz.” (29/Ankebut, 2-7)

İslâmi mücadelenin, uzun, zorlu bir yürüyüş olduğunu bilmek durumundayız. Fakat onurlu ve aydınlık bir yaşam sürdürmek istiyorsak “Ve işte böyle, sizi ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun…” (2/Bakara, 143) emr-i ilahisi çerçevesinde bir mücadele sürdürmemiz gerekiyor.

Yaşadığımız toplumda ve diğer coğrafyalarda özelde Müslümanların genel olarak insanlığın kurtuluşunun ancak Kur’an’a dönüş ile mümkün olduğuna vurgu yapmamız, Kuranî bir sistem olmadan sorunların çözüme kavuşamayacağını bilmemiz gerekiyor.

Müslümanlar olarak yürüyen Kur'anlar olmak zorundayız. Kur'an'ın öngördüğü bir yaşamın şahitliğini yapmak için, Müslüman kimliği dışında başkaca eklenti kimliklerden arınmak ve kimliğimizi net olarak ortaya koymak gerekmektedir.

Türkiye’de şahitlik ve sahih İslami kimlik inşası önündeki en büyük engel kavmiyetçi/ulusalcı kimlik kirliliğidir. Devletçi, ırkçı, sağcı vb. kimlik anlayışları terk edilip, Kuranî bir kimlik ortaya konulmalıdır. Demokrat, liberal ve solcu İslam gibi tanımlamalar ile İslami kimliğimizi kirletip gölgelememeliyiz. Müslümanların kimliğinin ifade şekli ‘ancak ben Müslümanlardanım’ şeklinde olmalıdır.

İslam bir bütün olarak teslim olmayı emreder. Tevhid, hayatı bölmemektir. Kimliği, zihni, alanları bölmemektir. Allah’ın hükümlerinin bir kısmının bazı alanlarda uygulanamayacağı şeklindeki seküler algı İslami kimliğin işnası önündeki bir diğer engeldir. Seküler algı; Rabbin hükümranlığını, vahyin toplumsal anlamda icrasını reddetmedir. Dinin belirli alanlarda etkili olduğunu, belirli alanlarda da etkili olmadığını ifade etmek şirktir. Bu algının kırılması için tevhidin ilk önce zihnimizde oluşması gerekir. Toplumdaki bu tür sorun ve zaafların ortadan kalkması için çaba sarf etmek gerekir. Şartlara göre tanzim olan İslam’a değil, şartları tanzim eden, pazarlıksız, bütüncül ve tavizsiz bir İslam’a talip olmalıyız.

Şahitlik ve sahih İslami kimliğin inşası önünde engel olan bir diğer sorun ise, toplumun kapitalist ahlakı içselleştirmesi sorunudur. Maalesef Müslümanlar da bir şekilde kapitalist ifsada bulaşıyor. İslami hassasiyetlerimizi yitirme sebeplerimizin başında kapitalist algı geliyor. Kapitalist algı ahireti reddeder. Dünyayı kutsallaştırır. Kapitalist algı insanları bireyselleştirerek tüketen nesne haline getirir. Böyle olunca, kardeşlik ve toplumsal dayanışma algısı biter. Kapitalist yaşam anlayışı modern köleliktir ve red edilmelidir. Müslümanların hayata bakış açısının ‘Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir.’ (Enam 32) ayeti perspektifinden olmalıdır. Kapitalist hayat tarzı ahireti merkeze almaz, dünyayı merkeze alır ve ifsad edicidir.

İfsadın, zulmün ve kirlenmişliğin bitmesi, Müslümanların topluluk, cemaat olarak hareket etmesi ile mümkündür. Müminler topluluğunun vasıfları olan sevgi, hoşgörü ve yardımlaşma ile hareket etmeliyiz. ‘Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.’ (Saf 4) ayetinde emredildiği şekli ile kenetlenmiş bir yapı olarak mücadele edilmelidir.

En yakınlarımızdan başlayarak sahih İslam’ı anlatmalıyız. Hidayet edici Allah’tır bilinci ile davet ve tebliğ çalışmaları yapmalıyız. Toplumun değişmesi için çalışmak ile mükellefiz, sonuç ise Allah’ın takdiridir. Aslında tebliğ ve davet yapmak başarmanın kendisidir. Çünkü ahiret kazancı vardır. Bizler ihlas ile görevlerimizi yerine getirirsek, Allah (c) küçük adımlarımızı büyütür. Ümitvar olmak lazım.

Müslümanların kendi aralarında merhametli, kafirlere karşı izzetli bir duruş sergilemeleri ve kendi durumlarını sorgulayan bir tavır içinde olmaları önemlidir. Müslümanların sorumluluk bilincine sahip olmaları gerekir. Bu konuda oluşacak zaaflar birbirimize karşı güven kaybı oluşturur. Ayrılıklarına sebep olabilecek, cedel olarak nitelenebilecek tartışmalardan kaçınmak gerekir. Uyarmak ile cedelleşmefarklı şeylerdir. Eleştiri gerekli, fakat ölçülü davranılması gerektiği, kendi kişiliğimizi davamızın önüne çıkartmanın dünyevileşmeye, hevaya yol açacağı unutulmamalıdır.

İslami mücadeleyi insanlara taşımayı, mücadele sorumluluğunu aşılamayı ve sistematik bir düşünce kazandırmayı hedeflemeliyiz. Mesajımızı insanlara ulaştırırken kuşatıcı olmak durumundayız. “Onlar bollukta ve darlıkta Allah için mallarını harcarlar, öfkelerini yenerler ve insanların kusurlarını bağışlarlar. Hiç kuşkusuz Allah iyilikseverleri sever.” (Âli İmrân 3/134) ayeti mucibince affetmenin ve feragat edebilmenin gerekliliği unutulmamalıdır. Gayret göstermek, ilgilenmek, belirli noktalarda gerekirse kendi nefsimizden taviz vermek bunu yaparken de doğruyu eğip bükmekten sakınmak ve bu fedakarlığı kendi nefsimizden/hakkımızdan feragat ederek yapmak gerekir. .

Aranızdaki erdemli ve varlıklı kimseler yakınlarına, yoksullara ve Allah yolunda yurtlarından göçedenlere yardım etmeyeceklerine yemin etmesinler. Allah sizi affetsin istemez misiniz? Allah affedicidir, merhametlidir.” (En-Nur, 24/22)

Sonuç olarak; müslümanlar için sınanmak, Allah'a verilen sözün, gerektiğinde canı da armağan ederek yerine getirilmesidir:

"Mü'minler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler vardır. İşte onlardan kimi sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir, kimi de beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde ahidlerini değiştirmemişlerdir."(33/Ahzab, 23)

Herkesin ölümle mutlaka karşılaşacağını bildiriyor Rabbimiz. "Her nefis ölümü tadacaktır." (3/Al-i İmran, 165) Önemli olan Kur'an'ın öngördüğü gibi "De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir..." adanmışlık bilinci ile güzel ve şerefli yaşamaktır. Unutulmamalıdır ki Allah'a âit olduğunu ve bir gün tekrar O'na döneceğini, O'na hesap vereceğini bilen ve bu şuurla yaşayan insan için umutsuzluk, tükeniş, yenilgi olmayacaktır.

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim