Hayatı ibadet kılmak ve Şevval orucu

14.09.2010 00:47

Abdullah Yıldız

Siyasi, sosyal, ekonomik, sportif gündemler, ne kadar önemli olursa olsunlar, asli gündemlerimizi unutturmamalı, onları ihmâl ve imhâl etmemize sebep olmamalıdır.

Bu mülâhaza ile, referandum sonuçlarının ülkemiz insanına hayırlar getirmesini temenni ediyor, asli gündemimize geçiyoruz.
Recep ayında başlayıp Şaban’da artarak devam eden, Kadir Gecesi’nin süslediği Ramazan ayında ise zirveye ulaşan ibadet yoğunluğumuz, maalesef, Ramazan Bayramı ile birden inkıtaa uğrayıveriyor. Ramazan ayında bağlanıp zincire vurulan ama bu ayın hitama ermesi ile birlikte ipini koparmışçasına üzerimize çullanan şeytanlar, eğer dikkatli ve müteyakkız olunmazsa, mübarek üç aylarda ve be-tahsis Ramazan ayında elde edilen bütün manevi kazanımları berhava edebiliyor. Oysa İslâm, belli anlarda ve alanlarda değil, tüm zaman ve mekânlarda kesintisiz ve sürekli uyulması ve uygulanması gereken emirleri, yasakları, ilkeleri, ölçüleri, ibadetleri ile hayatımızda hiçbir boşluk bırakmıyor. Ramazan ayında inzal buyrulan son ilahî mesaja, yani Kur’ân’a teslimiyet demek olan İslâm, Allah için ve Allah ile yaşanan bir hayattır. Kur’ân ve sünnet, bu tarz-ı hayatın omurgasını oluşturan ibadetlerin kesintisiz ve sürekli olmasını emir ve tavsiye eder. Dünya ve ahiret saadetine ermek isteyen Mü’minlerin, ilk şart olarak, bütün ibadetlerin sentezi olan namazı, ‘huşû içinde’ kılmalarını emreden (Mü’minûn 23/1-2) ilahi ferman, bu sonuca ulaşmak için ‘namaza devamlılık’ şartını (Me’âric 70/23) ihtar eder. Peygamberimiz de (s.a.v), “Amellerin Allahû Teâlâ’ya en sevimli olanı, az da olsa devamlı yapılanıdır.” (Müslim, Müsâfirîn, 218. Ayrıca bkz. Buhârî, Rikâk, 18) ihtarında bulunur. Devamlılıkta asgari sınırın, farzları yerine getirmek olduğu açıktır: Beş vakit kılınması zorunlu olan farz namazlar, yılda bir ay tutulan Ramazan orucu, yılda bir ödenen zekât ve ömürde bir defa yapılan Hac, asgari sınırdır. Farz ibadetlerin dışındaki sünnet ya da nafilelerse, İslâmî hayatın devamlılığı, derinliği ve zenginliği açısından son derece önemlidirler. Ne ki, Ramazan ayında nafile teravihleri önemseyip günlük beş vakit ikamesi gereken farz namazları savsaklayan günümüz Müslümanları, bu anlaşılması güç çelişkiyi Ramazan Bayramı ile hemen sergileyebiliyorlar.
İşte, Ramazan ayından hemen sonra bu kopukluğu yaşamamak ve ‘on bir ayın sultanı’nın bereket iklimini diğer aylara da taşıyabilmek bakımından, Şevval orucu harika bir imkân olarak bize lütfedilmiş bulunuyor. Öyle ki; içinde bulunduğumuz bu ayda altı gün tutulan nafile oruç, bütün seneyi oruçlu geçirmek gibi muazzam bir sevaba, bir mükâfata medar oluyor. Peygamberimiz (s.a.v), “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur” (Müslim, Sıyam, 204; Tirmizî, Savm, 53; Ebû Davud, Savm, 58) buyuruyor. İslâm âlimleri, Allah için yapılan her iyiliğe on sevap verileceğini müjdeleyen âyetten (“Her kim hayırlı bir işle gelirse, kendisine, onun on misli vardır.” -En’âm 6/160-) hareketle; ‘bir ay Ramazan orucunu tutan üç yüz sevap, Şevval’de de altı günü tutan, onardan altmış sevap alır, böylece üç yüz altmış eder’ şeklinde bir güzel hesap yaparlar. Ancak burada rakamlarla 1 yılı tamamlamanın ötesinde başka güzellikler de aranmalıdır ki, bu da Ramazan iklimini bütün bir yıla hatta tüm ömre yayma konusunda Şevval orucunu bir imkân olarak görmektir.
Ramazan ayında oruçla namazı, oruçla infakı, oruçla Kur’ân tilavetini ve tefekkürünü cem ederek elde etmeye çalıştığımız ruhi zenginliğin bir anda fakirleşip erimemesi için, Şevval orucu ne güzel bir fırsat! Hele bu zenginliği Pazartesi-Perşembe oruçları ile süreklileştirip, oruç zırhını kuşanarak şeytani vesvese ve iğvâlardan uzak ortamlarda namazın, kıraatin, tedebbürün, tezekkürün tadını çıkarmak...
Şevval ayında peş peşe veya aralıklarla tutulabilen altı günlük bu nafile orucun; bütün bir yıl her türlü günaha, harama, kötülüklere ve cehenneme karşı bizlere kalkan olması ne büyük bir tecelli!..
Orucun ne sağlam bir kalkan olduğunu Ramazan ayında yaşayan Mü’minler, bu koruyucu iklimden uzak olmayı elbette istemezler. Böylece, Ramazan ikliminin devamlılığı sağlanmış olur. Bu iklimde yapılan bütün ibadetler ve çalışmalar da bereketli olur. Peygamberimizin (s.a.v), Ramazan’ın dışında en çok oruç tuttuğu ayın Şaban ayı, Şaban’dan sonra da Recep ayı olduğunu hatırlarsak; ortaya şöyle bir manzara çıkmaktadır: Peygamberimiz (s.a.v), Ramazan ayına girmeden Recep ve Şaban oruçları ve diğer ibadetlerle, kendi şahsından başlayarak, ashabına ve ümmetine bir alıştırma yaptırmakta, Ramazan ayında, özellikle de Kadir Gecesi ile taçlanan son on günde bu manevi hazzı doyasıya yaşamakta ve nihayet bu bereket ikliminin birden kesilmemesi için, Şevval ayında altı gün oruç tutmakta, ümmetine de bunu tavsiye buyurmaktadır. Bir de Pazartesi-Perşembe oruçlarına tutunabilirsek; oruç zırhını kuşanmak suretiyle hayatı ‘Allah için, Allah ile’ yaşama ve sürekli ibadet bahtiyarlığına ereriz inşaallah.
TEŞEKKÜRLER: Kadir Gecesi ve Ramazan Bayramı’nda telefonla, cep mesajı veya e-mail ile bize tebriklerini bildiren ve bildiremeyen tüm kardeşlerime şükranlarımı sunuyor, dualar ediyoruz.

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim