1. YAZARLAR

  2. Leyla İpekçi

  3. Hayata Kürtçe bir değer katmak
Leyla İpekçi

Leyla İpekçi

Yazarın Tüm Yazıları >

Hayata Kürtçe bir değer katmak

A+A-

Koyu, simsiyah bir sonsuzlukta yuvarlanıyoruz hep birlikte. Karanlığın gözlerine bakmaya o kadar alışmışız ki, o kadar aşina olmuş ki gözlerimiz bu karanlığa: Aydınlık sanıyoruz etrafı. Yapay bir ışık. Bununla yetiniyoruz.

Geceyle gündüzü birbirinin içinden çekip alamayışımız gibi, gölgenin güneşin yörüngesine göre değişen, kısalıp uzayan hareketlerine de müdahale edemiyoruz. Zamanın dairesel döngülerle akıp gidişini engelleyemediğimiz gibi.

Bütün bunlar bize bir şey söylüyor. Sır kabuklarını soymaya davet ediyor. Ama hayır. Karanlıktan devşirdiğimiz bir aydınlık bize yetiyor. Dünyaya dokunabildiğimizi düşünüyoruz.

İnsan kendine tam olarak ait olabilir mi? Kolundaki saatin kendisine ait olabilmesi gibi? Sanmıyorum. Eğer olabilseydi, iradesine de hükmedebilirdi istediği gibi. İnsanın kendini aşan, onu kendinden taşıran niteliklerini neyle ölçebiliriz o halde?

Belki biraz da kendini ifade etme maharetiyle. Peki, bu yeti nereden kaynaklanmıştır? Hayata bir ‘değer’ katma tabiatından. Ben, böyle bir niteliğin bir nevi şükran sunma ihtiyacından kaynaklandığını düşünüyorum. Neye şahitlik etmekte olduğunu (zahirde ve batında) bilme arzusu, ibadet biçimlerini de şekillendirir.

Gerektiğinde en vahşi, en kanlı olayların tanıklığını yapmak ve en sahici anlatım biçimleriyle bunu ifade etmek de benzer bir şükran ihtiyacından kaynaklanıyor. Çünkü dünyaya zulme dair bir ifade biçimi bıraktığımızda, belki bir çocuk öksüz kalmaktan, bir masum kanı akmaktan kurtulur, belki bir ibret olur insanlığa. Böyle bir beklenti doğuyor en azından. Suskun kalmaktansa.

Aynı şekilde ‘iyi’nin ve ‘güzel’in katmanları da bize bir ifade biçimi olarak geliyor. İlle bir yüzeye, bir gerece yansıtmak isteriz içimizden gelmekte olanları. Kendini ifade edebilmenin bizi aşan boyutlarına rağmen, bize verili olmasının boş bir tesadüf olmadığını sezmek; belki de ifade etme ihtiyacımızı bir çeşit sezgisel bilgiye çeviriyor.

Hakikatin en güzel suretini yakalama derdine düşmemiz de bu sezgisel bilgiyle ilgili olabilir. Bizzat karşılığını kendi asli tabiatımızdan bildiğimiz bir iç hakikatle örtüşüyor olabilir bu iz sürme arzumuz.

Aslında hepsinden önce de, dünyaya geldiğimizde konuştuğumuz ilk dille arzularız bunu gerçekleştirmeyi. Çünkü insan kendini en iyi anadilinde bilir. Kimliklerin ötesindeki bir biliştir bu. Yine de öncelikle kimliğini tanımlama hakkını elzem hale getirir.

***

Bir Kürt olarak bu dünyaya gelseydim ve dünyaya dokunurken öğrendiğim ilk dil Kürtçe olsaydı, kendimi geliştirirken, insana ve insanlığa bakarken, ancak kendi dilimde ifade biçimleri geliştirerek şu kâinata bir değer bırakabileceğimi hissederdim.

Kendi gerçeğini ifade etme yetisi bana verilmişse, bunun ne olduğunu, ne adına bu gerçeğin izini sürmem gerektiğini anlayabilmek için yegâne öğrenci de ben değil miyim?

Gerçeği tamamlama, ona eşlik etme ihtiyacıyla bir güzelliğe yaklaşabilir, onu başka biçimlerle birleştirerek, dönüştürerek yansıtabilirdim. Sanki hammaddesine ulaşmak gibi hayatın. Tam olarak elbette imkânsız ama hiç değilse, kendime ait olabilmenin sınırlarına biraz olsun varırdım.

Kürtçe olan anadilimde yaşayarak, kendi varoluşumu, bana verilen ölçüler içinde (etik ve estetik olarak) geliştirir, paylaşır, çoğaltır, zenginleştirirdim.

Çok yakında devletin kanalında yayına başlayacak olan Kürtçe TV, bütün siyasi hesapların ve olumlu olumsuz kamplaşmaların ötesinde, eğer nitelikli programlara imza atarsa ve bizi hakikate yaklaştırırsa, bir güzelliği çoğaltabiliriz bu ülkede.

Eğer sadece panzere taş atmanın dilini konuşmak zorunda kalan çocuklara bir ifade biçimi verebilirse. Ve eğer sadece onları en ağır cezalara çarptıranlar da zamanla daha kapsayıcı ve kuşatıcı bir konuşma biçimi olduğunu keşfederlerse:

Belki de hayata Kürtçe bir değeri elbirliğiyle katmış oluruz. Üniversite öğrencisi bir Kürtün (dünkü Radikal’deki yazı dizisinde) dediği gibi: “Özgürlük insanın kendini anlatabildiği zaman geliyor” çünkü.

Fakat geçenlerde Taraf gazetesinde Vahap Coşkun’un dile getirdiği gibi, halen resmî bir belgeye Kürtçenin girmesinden özenle sakınılıyor ve ‘anlaşılmayan bir dil’ olarak nitelendiriliyorsa, anadil eğitimi istedikleri için üniversitelerden öğrenciler uzaklaştırılıyorsa, Meclis’in matbaasında Kürtçe bir bayram tebriği basılamıyorsa:

Bizi hep birlikte güzelleştirecek bir dili kurabilmek için daha kaç kez değersizleşeceğiz diye sormadan da edemiyorum. Karanlığa aşina gözlerimizle, daha kaç nesil, sustuğu dillerde eziyet görecek böyle?

Devletin Kürtçe kanalının, bütün bunların çözülmesinde hayırlı bir vesile olması umuduyla.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT