1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Hayaller Özyönetim Gerçekler İç Göç
Hayaller Özyönetim Gerçekler İç Göç

Hayaller Özyönetim Gerçekler İç Göç

Soğuk bir kış sabahı… Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesinde telaş var. İlçeye aceleyle girenler kadar aynı telaşla çıkmaya çalışanlar var. Dokuz gündür sokağa çıkmanın yasak olduğu ilçede yaşayanlar yasağın kaldırılmasını fırsat bilerek sokağa çıktı.

A+A-

Mahmut Bozarslan / Al Monitor

Sokağın hemen başında bir kamyonet, kadınlı erkekli bir grup ev eşyası yüklüyor. Belli ki mahalleden taşınıyorlar. Al-Monitor’un de tanıklık ettiği bu anlarda Cengiz ailesi mahalleden taşınmaya hazırlanıyor. Aile üyelerinden Mehmet Cengiz’e nedenini soruyoruz. “Ne yapalım, savaş var burada, nereye kadar sürecek bu savaş, dokuz gündür sokağa çıkamıyoruz. Çatışmalar vardı, ekmek götüremiyorduk evimize. Bu halka yazık, bu halk ne yapsın bir çözüm bulunması lazım” diye yanıt veriyor. 

Cengiz ailesi diğer ilçelerdeki akrabalarının yanına doğru yola çıkarken, sokak başında telaşlı gözlerle çevreyi izleyen biri dikkat çekiyor. 50’li yaşlardaki Muharrem Dölek, lokantada işçi. Çatışmalar nedeniyle çocuklarını alarak başka ilçelerdeki yakınlarının yanına gittiğini söylüyor. Sokağa çıkma yasağının ilk iki gününde evden ayrılamadıklarını anlatan Dölek, bir ara intihar etmeyi bile düşünmüş. Dölek Al-Monitor’a yaşadıklarını şu cümlelerle anlatıyor: “İki gece dayandık, çatışma seslerine. Sonra gidip polislere ‘Psikolojimiz bozuldu bırakın gidelim’ dedik. ‘Çıkabilirsiniz ama gelemezsiniz’ dediler. Çocuklarımızı aldık göçmenler gibi dağıldık, iki kişi bir yere, üç kişi başka yere, biz başka yere sığındık. Dün akşam yasak kalktı dediler, geldim eve bakmaya. İmkân olsa buradan giderim ama imkânım yok. Biri hendek kazıyor, biri gelip silah sıkıyor. Artık bıktık, arada kafama sıkayım diyorum.” 

Dölek’e göre iki taraf da, yani devlet de PKK da suçlu. Ama Kadir Çelik öyle düşünmüyor. Taşınma hazırlığı yaparken Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan Çelik, “Millet sokaklarda aç kaldı, devletin yaptığı bunlar işte. Biz ev kiraladık, oraya taşınıyoruz. Orada yaşayacağız. İnsanlar yeniden kiraya geçiyor, insanlar kira parasını da ödeyemiyor. Bakalım ne olacak” diyor.

İlçe adını tarihi surlardan alsa da, sınırları sadece surları kapsamıyor. 125 bine yaklaşan nüfusunun yarıya yakını surlarla çevrili bölgede yaşıyor. Burası aynı zamanda kentin binlerce yıllık tarihinin de yazıldığı bölge. Sur bölgesi şimdi binlerce kişiyi iç göçe mecbur bırakan bir kaosla yüz yüze.

PKK çizgisindeki grupların “özyönetim” adıyla bazı bölgeleri kontrol altına almak istemesi kaosun fitilini ateşledi. Devletin buna yanıtı operasyon oldu. Birçok kişi gözaltına alındı. Bunun üzerine PKK’nın gençlik hareketi olarak tanımlanan Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDG-H) isimli grup, güvenlik güçlerini mahallelere sokmamak için hendekler kazdı, barikatlar kurdu. Bunların yaşandığı yerlerde sokağa acıkma yasağı ilan edildi, operasyonlar düzenlendi. Bu gruplar hafif silahlarla polisle çatışmaya başladılar. Şırnak, Mardin, Muş, Hakkâri ve Diyarbakır bu çatışmalara sahne oldu. Son olarak Sur ilçesi…

Hendeklerin kapatılması barikatların kaldırılması için başlayan operasyon nedeniyle ilçenin altı mahallesinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ancak fiili olarak Sur bölgesinin tamamı ablukaya alındı. İlçeye girip çıkanlar arandı. Dokuz günün ardından sokağa çıkma yasağına 17 saat ara verildi. Bu arayı fırsat bilen ilçe sakinleri, aceleyle taşınmaya başladı. 

Manzara aslında yabancı değil. IŞİD’in geçen yıl Suriye’nin Kobani kasabasına düzenlediği saldırıdan sonra kasabada Türkiye’ye yaşanan göç sırasında benzer görüntüler ortaya çıkmıştı. Yoğunluk olmasa da, tablo aynıydı. İnsanlar taşıyabilecekleri kadar ya da ihtiyaçları kadar eşyalarını alarak ilçeyi terk ediyordu. Mahalle sakinlerinin iddiasına göre polis de bir an önce evlerini boşaltmalarını istemişti.

Üç polis barikatından geçtikten sonra ulaşabildiğimiz ilçenin iç kesimlerindeki manzara savaştan farksızdı: Delik deşik binalar, patlamalar nedeniyle açılmış çukurlar, devrilmiş elektrik direkleri… Çatışmaların sembolü haline gelen mahalle girişindeki ev hemen göze çarpıyordu. Evin duvarının bir bölümü yıkılmış, mermi isabet etmeyen metrekaresi yok gibiydi. Hemen bitişiğinde başka bir ev… Yaşlı bir kadın ve kızı eşyaları topluyordu. Bitişik binaya geçmek için evlerinin duvarında açılan gediği göstererek ağlıyor: “Bunlar niye başımıza geldi? Biz ne yaptık?” 

Biraz ileride ise halk arasındaki adıyla Kurşunlu Camii duruyor. Birkaç gün önceki yangının izleri hala tazeydi. Yangın nedeniyle 515 yıllık cami kullanılamaz hale geldi. Caminin yakılması birçok kesimin tepkisi çekti. Mahalleden olmayan birçok kişi camiyi görmeye geldi. Cami çevresinde barikatların başında ise maskeli, ellerinde Kalaşnikof taşıyan gençler nöbet tutuyor. Mahalle içlerine doğru gittikçe, Suriye’den görmeye alıştığımız savaş manzaralar daha sık ortaya çıkıyor. Daha güçlü barikatlar, keskin nişancıları engellemek için gerilen dikey perdeler, helikopterlere görünmemek için gerilen yatay perdeler… Bir an Diyarbakır’da olduğunuzu unutabiliyorsunuz… 

Bu kez mahallenin diğer ucundayız. YDG-H’lilerin karargâh dedikleri hendeğin başındayız. Yine silahlı gruplar, yine ilçeden çıkmak isteyenler… Son hendeğin başındaki silahlı genç, eşyalarıyla çıkmak isteyen bir kadına engel olmak istiyor. Kadın ısrar edince, “Eşyalarınızı götürmezsiniz, buna izin veremiyoruz. Ben şimdi size izin verirsem hakkımda rapor tutulur” diyor.

Bazı kesimler desteklese de, özyönetime karşı sesler yükselmeye başlıyor. Doğu ve Güneydoğu İş Adamları Dernekleri Federasyonu Başkanı Şah İsmail Bedirhanoğlu, “büyük yıkım” olarak tanımladığı hendek siyasetine tepkisini şu cümlelerle dile getiriyor: “Sırça köşkünde oturup, oradaki yaşama övgü yazanlar var. Onlara diyorum ki ‘Sur içine gelin’... ‘Orada yaşam inşa ediliyor’ diye yazanlar, gelin Sur içinde kalın. Sabah kalkın evin önünde hendek, bir yanda bomba, bir yanda mayın. Gelin bunu bir yaşayın. Bu güzellemeleri yapanları buraya davet ediyoruz.”

Çatışmalar ilçeyi ekonomik olarak da etkiliyor. Diyarbakır Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Alican Ebedinoğlu, 1000 işyerinin kapandığını söyledi. Al-Monitor’a konuşan Ebedinoğlu, “Sur kentin turizm, ticaret ve istihdam merkezi. Sadece 10 binin üzerinde esnaf ve sanatkârımız Sur bölgesinde ikamet etmekte ve yanında 10 bini üzerinde çalışanı var. Son yaşanan olaylarla birlikte kent genelinde ilçelerimizle birlikte 1000’in üzerinde esnaf ve sanatkârımız işyerini kapattı. İşten çıkarılan işçi sayısı 3 bin ile 5 bin arasında değişmektedir. Bu sokağa çıkma yasağının ne kadar süreceği belli değil. Kaç işletmenin kapanacağı, kaç kişini işten çıkarılacağa bilinmiyor.“ dedi.

Özyönetimle başlayan gerilimin bu durağında geriye delik deşik yapılar, evlerin içinde tüneller, dışında barikat ve hendekler ile göç yollarına düşen binler kaldı. Böyle giderse özyönetimin yöneteceği kimse kalmayacak mahallelerde.

HABERE YORUM KAT