Hawrami: Türkiye Stratejik Kapımız

14.07.2014 13:37
Hawrami: Türkiye Stratejik Kapımız
Barzani’nin yönetimindeki KDP’nin dış ilişkiler bölümü başkanı Hemin Hawrami, Türkiye’yi ‘stratejik kapımız’ olarak tanımlıyor.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi hükümet koalisyonunun büyük ortağı Kürdistan Demokratik Partisi’nin dış ilişkiler bölümü başkanı Hemin Hawrami, uluslararası toplumun kendilerine sürekli Türkiye ile iyi geçinme tavsiyesinde bulunduğunu söyledi.

Al Jazeera’nin sorularını Erbil’de yanıtlayan Hawrami, birçok ülkenin Kürdistan ile ilgili kararını, Türkiye’nin tutumuna paralel olarak belirlediğini söyledi. Türkiye’yi ‘stratejik kapımız’ olarak tanımlayan Hawrami’ye göre, Kürdistan ile iyi ilişkiler Türkiye’yi daha da güçlü kılacağı için ‘bazıları’ bu ilişkilere karşı.

Hawrami, Kürtlerin önünde iki yol olduğunu vurguladı; Bağdat ile son bir kez deneme ya da kendi kaderini tayin. Kendi kaderini tayin yolundaki seçenekler de bağımsızlık veya kendi milli futbol takımıyla Dünya Kupası'na giden, IMF ile kendi ilişkilerini kuran, dış politikasında da özerk davranan çok gevşek bir konfederasyon.

ABD’den kendi kaderlerini tayin yolunda istedikleri kadar desteği bulamadıklarını anlatan Hawrami’ye göre, Washington’u değerlendirirken gerçekçi olmak lazım ama Washington da, Irak Kürdistanı’nı değerlendirirken gerçekçi davranıp, Kürtlerin 'bilinmez bir geleceğin rehinesi' olmayacağını görmeli. Kürtlerden aciz devlet konumuna düşmek üzere olan Irak’ın bir parçası olması beklenmemeli.   

Hawrami’ye göre, Bağdat Sünnileri dışladığı sürece IŞİD de bölgede kalıcı olacak. Çünkü IŞİD ile baş edebilecek tek güç, Sünnilerin kendileri. Kimse de Maliki gibi Saddam Hüseyin dönemi uygulamalarını geri getiren biri için Kürtlerin IŞİD ile çatışmasını beklememeli.

KDP Dış İlişkiler Bölümü Başkanı'na göre, Irak Kürdistanı’nda da bir tek Kürtler değil, Türkmenler başta olmak üzere başka topluluklar da var ve hepsinin haklarını garanti altına alacak düzenlemeler yapılıyor. Yapılacak bir referandumla Kerkük, Kürdistan’ın bir parçası olmaya karar verirse, KDP, Kerkük’e özel statü vermeye de hazır.

Irak Kürdistanı’nın önündeki seçenekler neler? Hangi seçenek ne zaman, hangi koşullar altında uygulanır?  

Önümüzdeki seçenekleri değerlendirmeden önce, tarihe bakalım çünkü bulunduğumuz yer bir sonuç aslında. Biz aslında yarı-bağımsızdık ama yeni Irak’ın bir parçası olmayı kabul ettik. Sünniler de, Şiiler de katılmayı istemezken, yeni Irak ordusunu peşmerge kurdu. Biz bu yeni Irak’ın parçası olmayı kabul ettik ama elbette şartlarımız vardı. Bu yeni dönemin bazı temel ilkeleri olmasını istedik. Çoğulculuk, federal sistem, uzlaşma, kapsayıcı yönetim, anayasaya uygunluk ve bir partinin, bir kişinin, bir mezhebin yönetiminin son bulması. Yani Saddam döneminin tamamıyla kapanmasını istedik. Ama şimdi elimizde ne var? Bunu söylerken 2003 ile 10 Haziran arasındaki dönemden söz ediyorum çünkü 10 Haziran’dan sonra tamamıyla ama tamamıyla farklı bir Irak ile karşı karşıyayız.  Bu sürede tam 11 yıl bu sözüne ettiğim formülün hayata geçirilmesini bekledik. Ama sonunda ne elde ettik? Anayasa bir tarafa bırakıldı, Sünniler dışlandı, Kürtler marjinal kılındı, ılımlı Sünniler ülke dışına atıldı ve ılımlı Şiiler yabancılaştırıldı. Saddam Hüseyin çağına geri döndük. Bir partinin içindeki bir adamın yönetimine. Bir piramit inşa edildi, tam tepesinde adına Maliki denilen kişi oturuyor. Bir devlet adamı gibi davranmadı, bu piramidi kendisi için inşa etti, bu yüzden de istihbaratın başkanı, genelkurmay başkanı, güvenlik sisteminin başkanı oldu; ekonomiyi de bu piramidin etrafına inşa etti. Kendisini öyle bir konumlandırdı ki bu siyasi atmosferin köşe taşı oldu. Eğer onu sistemden çıkartırsanız, ortalıkta devlet falan kalmaz. İşte bu yüzden de birinci dönem başbakanlık yaptıktan sonra ikinci dönemde ısrar etti ve şimdi de üçüncü dönemde ısrar ediyor. Maliki olmazsa, Irak da olmayacak. Bu Bağdat’taki genel durum.

Peki bu dönemde Bağdat Erbil ilişkileri?

Anayasa’nın 140. maddesi var ki uygulanmadı. (Kerkük de dahil ihtilaflı bölgelerin statüsünün belirlenmesi için referandum yapılmasını öngören madde) hidrokarbon yasasının (doğal kaynakların nasıl ihraç edileceğini düzenleyecek olan yasa) federal sisteme uygun olmasını istedik, onlar tek merkezli bir yapımız varmış gibi bir yasa çıkarmak istediler. Nüfus sayımı yapalım dedik, izin vermediler, Peşmergelerin güvenlik sisteminin bir parçası olmasını istedik, karşı çıktılar. İşte bunlar yüzünden Kürdistan ve Bağdat arasındaki bütün meselelerde anayasa ihlal edildi, bize ortak gözüyle bakmadılar. Bağdat’taki duruma bakın, Maliki’nin bu dışlayıcı politikaları olmasaydı IŞİD’in Musul’un kontrolünü ele geçirmesi imkânsız olurdu. Dışlayıcı, mezhepçi politika geri tepti ve bir yanda Sünni aşırılıkçılar diğer yanda da Şii aşırılıkçıları büyüttü. Ordu da eriyor. Maliki’nin kendisi, şimdi paralel ordu kurmanın gereğinden söz ediyor. Kastettiği paralel ordu nedir? Şii milisler. Çünkü Irak ordusunun Sünni gruplara direnemeyeceğine inanıyorlar, o yüzden de Sünni milislere karşı Şii milisler istiyorlar. Bu 9 Haziran’a kadar böyleydi.

Ne oldu 10 Haziran’da?

9 Haziran’da uyuduk, 10 Haziran’da uyandık ve kahvaltı etmeden tamamıyla başka bir Irak’a uyandığımızı fark ettik. Bir gece önce merkezi hükümetle 1065 kilometrelik bir sınırımız vardı, sabah uyandığımızda bu sınırın yalnızca 15 kilometreye düştüğünü gördük. Sınırımızın 1050 kilometrelik kısmı İslam devleti denilen yeni bir devlete aitti. Eskiden biz ve Irak’tı; şimdi biz, İslam Devleti ve Irak var.

Şimdi yeni bir gerçekliğimiz var. Bağdat’ta aciz olmak üzere olan başarısız bir devlet var. Ama şimdi yeni bir durumla karşı karşıyayız, altı milyon insanın hayatından sorumluyuz.

Irak Kürdistan’ında tam olarak kaç kişilik bir nüfustan söz ediyoruz?

Kerkük ve diğer alanlarla birlikte 6-7 milyon civarı. Ayrıca 250 bin Suriyeli mülteci var. Daha önce de 350 bin ülke içinde evlerinden edilmiş Iraklı mülteci vardı. Şimdi de Irak’ın diğer şehirlerinden gelenler var. Yani nüfusumuz yaklaşık bir milyon kişi arttı.  Ve elimizde Maliki var, 11 yıldan beri ilerlemeyen ilişkiler var, son altı aydan beri bütçeden almamız gereken payı almıyoruz. Kimse bundan söz etmiyor, ne Şiiler, ne de Sünniler. Hatta ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bile bu durumu kınayan bir açıklama gelmedi. Dolayısıyla şimdi sorumlu siyaset yapıcılar olarak, halkımız için, Kürdistan için, bölge için ve dünyadaki ılımlı demokratik kamp için en iyisi ne diye düşünmek zorundayız.

Elinizdeki seçenekler neler?

Bu seçeneklerden ilki, seçenek A. Biz, bu aciz olmak üzere olan, başarısız devletin bir parçası olamayız. Bizim daha iyi bir geleceğe ihtiyacımız var. Kendi kaderimizi belirleme hakkımız. Bunu Kürdistan’nın bütün insanları için söylüyorum. Çünkü biz burada yalnızca Kürtlerden söz etmiyoruz; Kürdistan’da Türkmenler, Araplar, Hıristiyanlar var. Yani bu olası ulus için bir ulus devleti değil, içinde vatandaşların yaşadığı bir ülke. Biz bu A seçeneğini üzerinde çalışmaya, Başkan Barzani parlamentodan özgürlüğüne yeni kavuşmuş yerlerde referandum yapılması için hazırlık yapılmasını istediğinde başladık. İnsanlara şu sorulacak, Kürdistan’ın bir parçası olmak istiyor musunuz? Çünkü biz bu bölgelere bir şeyi dayatmak istemiyoruz. Askeri olarak ilhak etmeyi? Hayır. Biz bu referandumda mahalle mahalle fikir soracağız, belki de bir yerin merkezi Kürdistan’ın parçası olmak isteyecek ama bir mahallesi istemeyecek o zaman neden Kürdistan’ın parçası olmak istemeyen yerlere peşmerge gönderelim ki? Belki bazıları Tikrit’in bir parçası olmak isteyecek. Biz bütün bu isteklere açığız ve saygılıyız.

Referandumda Kürdistan içinde olmak istiyoruz, denilirse bu saydığınız gruplara ne olacak?

Ama bu referandum yapıldıktan sonra, bunun Türkler için önemli olduğunu biliyoruz ve Türk dostlarımızla sürekli danışma içindeyiz. Kürdistan her zaman diğer azınlıklar söz konusu olduğunda açıktı, açık ve açık kalacak. İşte bu yüzden şimdi parlamentoda, bütün azınlıkların eşit haklara ve sorumluluklara sahip olması için, bu haklarının garanti altına alınması için yeni yasalar yapıyoruz. Aslında azınlık bile demiyoruz, tek tek bütün topluluklar. Nasıl bir Kürt bu ülkenin başbakanı olabiliyorsa, gerekli oyu alırsa, bir Türkmen de başbakan olabilmeli. Kerkük, Kürdistan’ın bir parçası olacaksa biz Kerkük’e Kürdistan içinde özel statü vermeye hazırız. Kerkük’ün bir Türkmen valisi olmasına, Bir Arap'ın emniyet müdürü olmasına hiç itirazımız yok. Bizim için istikrar ve bir arada yaşamak önemli. İnsanlar Kürdistan ile birlikte daha iyi bir hayatları olacağını, onurlarının korunacağını gerçek anlamda karar alma mekanizmasının ortağı olacaklarını bilmeliler. Parlamento bunların sağlanması için yasa değişiklikleri üzerinde çalışıyor. Bugün iktidarda KDP var ama belki yarın başka bir parti gelir. Öyle bir yasal değişiklikler yapıyoruz ki haklar geri alınamayacak.

Referandumdan sonra?

Diyelim ki bu referandumda insanlar Kürdistan’ın parçası olmaya karar verdi, o zaman da liderliğe ne için yetki verdiklerini soracağız. Bağımsız bir devlet mi olmak istiyorlar ya da bağımsız bir devlet olup Irak ile konfederasyon mu olmak istiyorlar.

 Konfederasyon içinde bağımsızlık ne demek?

Egemen bir devletisiniz ama konfederasyon için bazı egemenlik haklarından vazgeçiyorsunuz. Mesela BM’de Irak Konfederasyonu, konfederasyon olarak temsil edilecek ama Konfedere Kürdistan olarak, tıpkı İskoçya gibi milli takımımız olacak ve Dünya Kupası'na katılabileceğiz. IMF ile anlaşma imzalayabileceğiz dış politikamızda biraz daha bağımsız olabileceğiz. Bu A seçeneği.

B seçeneği nedir?

A seçeneğine paralel olarak ve onunla aynı zamanda gelişen B seçeneği var. Burada Sünni ve Şii kardeşlerimizi bu korkunç durumla baş başa bırakmıyoruz. Bu duruma çözüm bulmaları için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Ama 10 Haziran’dan sonra yeni bir Irak var ve koşulları da yeni olmalı. Bağdat’taki siyasi süreç devam etmeli, biz bu süreci boykot etmiyoruz, terk etmiyoruz. Ama bunun için Maliki gitmeli. Maliki ve onun piramidi. Maliki’nin yerine o piramitten biri de gelmemeli. Gerçekten ama gerçekten bir değişikliğe ihtiyacımız var Bağdat’ta. Bağdat bu değişikliğe hazır mı, bu meydan okuyan bir soru. Parlamento toplanamıyor, parlamento başkanı seçemiyor, başkan ya da başbakan adayı çıkartamıyor. Bu yüzden A seçeneği üzerinde çalışıyoruz çünkü B seçeneğinin çok bilinmez bir geleceği var.

Ama A seçeneğini uygulasak bile, burada kalacağız ve Sünnilerin, Şiilerin düşmanı olacak halimiz yok. Sınırımızda IŞİD ile komşu olmak yerine, ılımlı Sünni bir devletle komşu olmayı elbette isteriz. İşte bu yüzden ilişkimizi koparmıyor ve B seçeneği için de çalışıyoruz. Hep burada kalacağız yani boşanamayız. Bu sorunun bazı dinamikleri elbette bizi de etkileyecek ve bu nedenle Bağdat’ın sorunu deyip bir kenara çekilemeyiz.

Ama Maliki’nin gitmesi ya da Irak’ta kısa bir zamanda hükümet kurulması pek mümkün gözükmüyor.

O zaman bizde A seçeneğine yoğunlaşırız. Biliyor musunuz, bizim pozisyonumuz artık daha iyi anlaşılıyor. Bu işin sorumlusu Kürtler değil. Kürtler şu anda olan biten için suçlanamazlar. Bağdat bizden uzağa gitti, Bağdat federal Kürt devleti ile birlikte yaşamak istemedi. Kürtlerin Irak’ın bir parçası gibi hissetmek isteğini geri çevirdiler. Eğer bir eve giderseniz ve o evde aşağılanırsanız, ne yapacaksanız, gidip kendinize yeni bir ev yaparsınız.

Kamuoyunuz ne diyor?

Biz bu sürece kendi kaderini belirleme diyoruz çünkü buna Barzani, KDP, ya da başka bir parti karar vermiyor, insanlar karar veriyor.  1991’den sonra iki kuşak geçti ve bağımsızlıktan daha azına razı değiller. Liderlik kendi kamuoyumuzdan gelen büyük bir baskı altında. Neden bağımsızlığı şimdi ilan etmiyorsunuz diye. Hatta bu geçen 11 yıl için bile suçlanıyoruz.

Niye bağımsızlık demiyorsunuz da 'kendi kaderini tayin' diyorsunuz?

Çünkü insanların henüz ne diyeceği belli değil. Belki diyecekler ki, 'hayır gerek yok'. Belki de insanlar diyecek ki 'hadi bağımsız olalım ama beş sene sonra' ya da diyecekler ki 'Irak’a son bir şans verin ve bir yıl içinde şunları şunları yapmazlarsa, bağımsız olalım.'

Tarihimizdeki çok belirleyici bir andan geçiyoruz. Öyle bir an ki bu tek başınıza liderlik olarak karar veremezsiniz, illa insanlardan bunun için yetki almanız gerek.

Ama öyle anlaşılıyor ki ABD’den istediğiniz desteği alamadınız.

Bizim için dostlarımızla sürekli danışma içinde olmak çok önemli. ABD Dışişleri Bakanı Kerry buradaydı, bizim heyetimiz Washington’a gitti. Ama belki de beş yıl önce ABD’nin siyaseti tek Irak siyasetiydi. Ama şimdi yeni gerçekler var. Siz durumları her zaman yaratamazsınız, bazen yeni durumlar ortaya çıkar ve siz de onları etkilemeye çalışırsınız. ABD için ve başkaları için beş yıl önce durum başka olabilirdi ama şimdi dünyanın en güçlü uluslararası örgütü belli bir toprak parçasını kontrol ediyor. Bu alan Tıkrit, Diyala’dan Deyr i zor’ a kadar Halep’e, İdlib’e gidiyor. IŞİD’in kontrol etiği alan bütün Lübnan’dan tam beş kat daha büyük. Şimdi silahları var, çok güçlüler, canlı bombaları var, paraları var.

Bu gelişmeler çok hızlıydı. Washington’un kendi öncelikleri var. Irak’tan çıkma stratejisi var. Onların gündeminde Arap-Filistin meselesi var, Asya var. Yani Irak’ta statükodan yanalar ama dinamikler değişti ve yeni meydan okumalar var. Bizim Bağdat’a son bir şans vermemizi istiyorlar. İşte bu yüzden Kürtlerin Bağdat’ı kurtarma sürecinde öncü olmasını istediler bizden. ABD birinci seçeneği, kendi kaderini tayin seçeneğini desteklemese de reddetmedi. Belki zamanlama ve mekanizma hakkında endişeleri olabilir, bu da anlaşılır. ABD’ye Erbil’den değil, Washington’dan bakmak lazım. Onları değerlendirirken gerçekçi olmalıyız ama onlar da bizimle ilgili gerçekçi olmalı. Biz bilinmeyen bir geleceğin rehinesi olamayız.

Sizce IŞİD’in oluşturduğu yapı kalıcı mı?

Evet kalıcılar. Neden? Çünkü bu gücü o topraklardan atabilecek tek güç Sünnilerin kendileri. Bunu ne zaman yaparlar? Bağdat kendilerine gerçek ortak gibi yaklaştığında. Bağdat bunu yapar mı? Bağdat geçmişte bu konuda başarısız olduğunu kanıtladı. Kim IŞİD’i etkisiz hale getirecek? Onları Bağdat’ın dibindeki Felluce’den bile atamayan Maliki mi? Ocaktan beri Felluce’deler. Musul, Felluce’den 12 kat daha büyük. Biz de IŞİD ile Musul içinde savaşmayacağız çünkü Sünnilerle savaşmayız, özellikle Bağdat’taki bir Şii başbakan için. Eğer Sünniler IŞİD ile savaşmaya karar verirse onları desteklemek için elimizden gelen her şeyi yaparız. Onları mücadelelerinde destekleriz. IŞİD kalıcı. Bu uluslararası toplumun güvenliğini tehdit ediyor mu? Elbette. IŞİD ya da bu aciz devlet durumundaki Irak ile uğraşmak mı daha iyi: yoksa güvenli, güvenilir, istikrarlı, azınlık haklarına saygı gösteren, bir arada yaşamaya önem veren, demokrasisi gelişen, enerji güvenliğine katkıda bulunan ve daha fazla katkıda bulunmak için potansiyeli olan, gelişen bir pazarı olan bağımsız bir Irak Kürdistanı ile anlaşmak, ittifak kurmak, sınırlara sahip olmak mı?

Türkiye’nin size yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’ye bakın. IŞİD nedeniyle ülkenizde enflasyon neredeyse yüzde bir arttı. Irak ve Türkiye arasındaki ticaret hacmi düştü. Eskiden Türkiye için Irak, ikinci büyük ticaret ortağıydı şimdi üçüncü. Aslında herkes de Türkiye’ye bakıyor. Türkiye, Kürdistan konusunda ne yapacak? Bizim için Türkiye stratejik kapı. Herkes Türkiye’ye bakıyor, Türkiye, Kürdistan’a ne tepki verecek?

Türkiye bir NATO ülkesi, AB adayı, başarılı demokrasi modeli. Herkesin bize tavsiyesi de Türkiye ile birlikte çalışın. Türkiye ile iyi ilişkiler kurun.

Son on yıldır uluslararası toplumla çalışıyorum. Türkiye ile ilişkilerimiz çok yakın, çok güçlü olduğunda bazıları bu durumu kıskanıyor ve Türklerle neden bu kadar ileri gittiniz diyorlar. Belki de bunu yapanlar Türkiye’nin bölgede güçlü bir ülke olmasını istemiyor. Çünkü Türkiye ve Kürdistan arasındaki güçlü ilişkiler, Türkiye’yi de güçlü yapar. Irak ve Kürdistan arasındaki dengeyi korumak da Türkiye’yi daha güçlü yapar. Türk ekonomisi daha güçlü olur. Türkiye’nin enerji güvenliği daha sağlam olur.

Türkiye’nin Kürdistan algısının değiştiğini hissediyoruz. Bu değişiklik sahada da hissediliyor. On yıl önce Türkiye, Kürdistan’a bir tehdit kaynağı olarak bakıyordu. Ama şimdi Kürdistan bırakın tehdit olmayı, tam tersine istikrar unsuru olduğunu kanıtladı.

Peki diyelim ki bağımsız oldunuz, kendi ülkelerindeki durum nedeniyle Suriye Kürtlerinin sizin kapınızı çalma ihtimali var. O zaman ne yapacaksınız?

Hayır, hayır… Irak Kürdistan’ı, Irak Kürdistanı içindir. Kürtlerin sorunu Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde çözülmeli. Çünkü buna Suriye halkı karar vermeli. Irak Kürdistanı’nda olanı kopyala yapıştır yöntemiyle Suriye'ye uygulayamayız. Farklı siyasi atmosferler var. Ekonomik olarak, askeri olarak farklı. Kültürel olarak da farklı. Ama biz Kürt sorunu için Suriye’nin içinde gerçek bir çözüm istiyoruz. Bu da Suriye muhalefeti ile koordinasyon içinde olmalı ya da rejimle pazarlık yoluyla. Suriye’de insanlar federalizme karar verirse Suriye Kürtleri bunun bir parçası olmalı. Eğer Aleviler Tartus’ta kendi devletlerine sahip olmaya karar verirlerse, Sünniler de Şam’da, Suriye Kürtleri de kendi kararlarını vermeli. Net bir biçimde bütün açıklığımla söylemeliyim ki, bizim gizli bir gündemimiz yok, genişlemek gibi bir amacımız yok çünkü biz gerçekçiyiz. Irak’ın bölünmesi kendi kendine oluyor. Bunu da sınırlı tutmak tutmak zorundayız. Yani eğer kendi kaderini tayin seçeneğinden gitsek bile, bu yalnızca Irak Kürdistanı için olacak.

Irak Kürdistanı doğal sınırlarına ulaştı mı?

Neredeyse. Bazı küçük bölgeler var, mesela Saadiye. Burası coğrafi olarak Kürdistan’ın bir parçasıydı ama Araplaştırma politikaları sonucu yalnızca yüzde yirmi Kürt kaldı ve şimdi IŞİD kontrolü altındaki bölgede.   

Ayşe Karabat/ Aljazeera

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim