Hatırlama, unutma ve mübarek günler

05.09.2010 08:18

Nazife Şişman

Mübarek günler elveda ilahileriyle uğurlanmaya başlandı. Çocukluğumdan beri merak ederim neden Ramazan'ın ikinci yarısında elveda ilahileri okunmaya başlanır? Zaman bu kadar önemli midir ibadet etmek isteyen için? Oruç tutmak yılın her gününde mümkün iken, neden bir hüzün çöker son on güne girildiğinde?

Neden ibadet ehli son on güne girmenin hüznünü ve bayramın neşvesini aynı anda yaşar? Neden bazı özel günler, kandiller bayramlar vardır zamanı bölen ve yoğunlaştıran? Zaman bizatihi kutsal değil midir? Bu sorular eşliğinde mübarek günlerin hatırlatıcılığı ve modern zamanların unutmaya dayalı hayat tarzı üzerine düşündüm.

Aslında Müslüman için her an mübarektir ve ibadetin az ama sürekli olanı makbuldür. Büyüklerimiz "Her geceyi Kadir bil, her geleni Hızır bil" diyerek sürekliliğin esas olduğunu ve zamanın ve mekânın bizatihi kutsal olduğu gerçeğini vurgulamışlardır.

Elbette her daim huzurda olduğumuzu bilmemiz, en ideal durumdur. Ama biz insanlar nisyanla malûl, her an unutan aciz varlıklarız. O yüzden her daim uyarılmaya, hatırlatılmaya ihtiyacımız var. İşte mübarek günler, kandiller bize varoluşumuzun hikmetini hatırlatır; Peygamber Efendimiz'in âlemler için rahmet oluşunu hatırlatır; kurtuluşun onun sünnetine ittibadan geçtiğini hatırlatır; hidayet rehberi Kur'an'ın indirilişinin Allah'ın yaratışla başlayan rahmetinin devamı olduğunu hatırlatır... Velhasıl yeryüzündeki maceramızın hayırlı bir akıbetle sonuçlanması için gereken her şeyi hatırlatır.

Kandiller, mübarek günler bu yüzden önemlidir. Bize hatırlattıkları için... Hatırlamak bir Müslüman için çok önemlidir. Çünkü insan hatırlayarak inanır. Rabbimiz bizi imana davet ederken 'Kalu Bela'daki ahdimizi hatırlatır. İnsan 'hiçbir şey olmadığı' dönemi hatırlamaya çağrılır Kur'an'da. İnsanlığın yeryüzündeki macerasının eşyanın isimlerini okuyan Adem Aleyhisselam ile başladığı hatırlatılır. Peygamberler de hatırlatıcı diye vasfedilir.

Geçmişte olanları hatırlamamızı ister bizden dinimiz. Hem manevi bir yolculuk örneği olarak, hem de bir ibret hikâyesi olarak... Mesela bize en iyi örnek olarak seçilenin doğumu, yani mevlit Rabbimizin bize rahmetini hatırlatır. Kur'an'ın indirildiği bin aydan hayırlı Kadir Gecesi ise bu rahmetin hidayetle tecelli edişini...

Hz. İbrahim'in teslim oluş hikâyesini hatırlarız her Kurban Bayramı'nda. O ki bir yüzyıl bekledikten sonra bir oğula kavuşmuştu. İnsanlığın ikinci atası olmakla müjdelendikten sonra o oğulu kurban etmesi istenmişti. Bu çok zorlu bir sınanmaydı. Ama bu zorlu sınavdan hiç tereddüt etmeyen bir teslimiyetle çıkan bir babaydı Hz. İbrahim. İşte hiç tereddüt etmeyen teslimiyeti sebebiyle Halilullah oldu. Onun bu Halilullah oluş serüvenini yâd etmek üzere kurban kesiyoruz her yıl Zilhicce'nin onunda. Bu kadim serüvene dahil olabilmek için.

Ama modern hayat hatırlamaya değil unutmaya ayarlı. Zaten modernlik bir unutma biçimi. İnsanlığın geçmiş yıllarını modernliğe giden yolda birer ilk adıma indirgeyen; bu nedenle de önemsizleştiren bir hatırasızlaştırma; bir unutma biçimi.

Yıllar önce İrlandalı bir hoca geliyordu İngilizce dersimize. Serbest diyalog konusu olarak "kurban"ı seçmişti. Sınıfta iki dindar arkadaştık. İkimizin de sosyal dayanışma vurgusu yaptığımızı hatırlıyorum. Hz. İbrahim'in bir oğul kurban edişini hatırlatansa hoca olmuştu. Hatırlama boyutunu ikimiz de hatırlamamıştık. İnsan sürekli bir sorgulamaya tabi tutulur, bir de sosyal bilimlerin 'ilkel, atalara kurban, totem' çağrışımlı üst dilinin baskısı altında hissederse kendisini, böyle bir savunma mekanizması geliştiriyor demek ki. Ve kadim bir ibadetin, 'ilkel' bir gelenek olarak görülmekten kurtarılmasını ve toplumsal işleve sahip bir "kültürel şenlik" olarak görülmesini sağlamayı vazife ediniyor kendisine. Bunu yaparken, haddini aştığını fark etmemek bir yana modern hayatta dine 'anlamlı bir yer' açtığı gururunu da yaşıyor.

Halbuki İbrahimi dinlerde kurban, hayatın ve ölümün Yaratan'ın kudret elinde olduğunu izhar vesilesi ve Yaratıcı'ya yaklaşmak için en sevdiğinden, yani candan da aziz canandan vazgeçmenin bir nişanesi olarak tekrarlanagelen kadim bir gelenek. Bizim bu geleneği varoluşsal bir tecrübe olarak hatırlamamız gerekiyor. Peki teslimiyeti bizzat tecrübe edebilmek için neden bir kıssayı hatırlamaya ihtiyacımız var? İhtiyacımız var. Çünkü insan hatırlayarak inanır. Yani hatırlamakla iman arasında çok güçlü bir bağ var. Aslında bizzat insan olmak için de hatırlamamız gerekiyor. Çünkü ancak "Hani Rabb'in meleklere bir insan yaratacağım" dediği yaratılışın başlangıcını; insanın yeryüzündeki varoluşunu başlatan iradeyi hatırlayarak kim olduğumuzun farkına varabiliriz. Hatırlamak ontolojik bir duruma tekabül eder o zaman.

Ama modern bakış hatırlamayı varoluşsal bir tecrübe olmaktan çıkarıp sadece nostaljik bir duygulanma düzeyine indirgiyor. Bu yüzden de "özel günler" bu nostaljik duygulanmadan beslenen bir tüketim sarmalını harekete geçiriyor. Bir taraftan bu yaklaşım; kandiller ve mübarek günlerle ilgili vurgunun azalmasına ya da yön değiştirmesine yol açıyor. Diğer taraftan modernleşme Müslümanların tarihle münasebetini sorunlu hale getirdiğinden, hatırlamaya matuf ameliyeler bizatihi değer kaybına uğruyor.

Çağdaş Müslümanların tarihle münasebeti modernizm ile malûl olduktan sonra bugün, geçmiş ve gelecek, şimdinin üstte olduğu bir hiyerarşiye geçit vermiştir. Bu nedenle de hatırlama geçmişin putlaştırılması olarak algılanmış, kandiller ve mübarek günler de bu algıdan nasibini almıştır. Bu hususları dikkate alınca "hurafelerle savaş" modernlikle başa çıkamayan Müslümanların dini 'yeniden düzenleme'ye tabi tutma çabası olarak görülebilir. Ama 'zamanın kendine özgü kutsiyeti yoktur' vurgusu yapılır ve kandiller önemsizleştirilirken, dinin en temel dayanaklarından biri olan hatırlamanın ortadan kaldırılmakta olduğu dikkatlerden kaçıyor ne yazık ki. Halbuki hatırlama yoksa, hatırlamaya bağlı törenler yoksa onların yerini başka hatıraların ve başka törenlerin alması kaçınılmazdır.

Modernleşme döneminin başlangıcından itibaren hurafe ve bidatler üzerinden tarih ve gelenek eleştirisi yapılırken en fazla nasipdar olan konulardan biridir kandiller ve kandillere özgü kutlamalar. Mesela Mevlid Kandili ve mevlit okuma geleneği bunlardan biridir. Özellikle 1960'lı yıllardan itibaren yaygınlaşan seleficilik, mevlidin dinî muhtevasını inkâr üzerinden bir eleştiri geliştirmiştir. Sanat ve estetik boyutu ihmal edilen katı ve kuru bir din ve dindarlık anlayışına yol açan bu tahribin izleri oldukça derindir. Çünkü din sadece kurallar boyutunda yaşanamaz. Hissetmek için sanat, edebiyat, musiki gereklidir. Parlak fikirler, entelektüel derinlik, siyasal kudret, hisler dünyasını fethedemez. Hissetmeden Müslüman olunamayacağı gibi, insan seviyesine de çıkılamaz. Çünkü beşeri insan yapan kalptir. Kalbin akletmesi içinse hatırlamaya ihtiyacı vardır, mübarek günlerin, bayramların, kandillerin hatırlatıcılığına.

ZAMAN

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim