1. YAZARLAR

  2. KENAN ALPAY

  3. Hata Katsayısını Arttırmaya Zorlamayalım
KENAN ALPAY

KENAN ALPAY

Yazarın Tüm Yazıları >

Hata Katsayısını Arttırmaya Zorlamayalım

A+A-

AK Parti Hükümeti ile F. Gülen Cemaati arasında uzun zamandır süren gerilimin çatışmaya dönüştüğü son haftalarda hangi taraf geri adım atar ya da atmalı sizce? Geri adım atmakla yaşanan sorunlara çözüm üretilebilecek noktada değilsek bile iki tarafın da ciddi manada yıpranmasına yol açacak bu çatışmanın ne kadar fayda ne kadar zarar üreteceğini de hesaplamak durumundayız.

Mevcut çatışmanın sadece üslup açısından değil usul açısından da ne durumda olduğunu kritik etmek mecburiyetindeyiz. Çünkü üslupla alakalı sorunları gidermek belki daha kolayken usulü esastan ayrıştırmak neredeyse mümkün değildir. O halde sadece Hükümet ve Cemaat açısından değil diğer bütün taraflar açısından da her ne kadar mesele dershane meselesini çoktan aşmış olsa bile unutmayalım ki dershanelerin kapatılması ya da dönüştürülmesi kararı kavganın asli gerekçesidir. En azından görüntü itibariyle.

Herkes Fabrika Ayarlarına Dönüyor

AK Parti Hükümeti ile F. Gülen Cemaati arasındaki yakınlaşma ve ittifakın üç aşağı beş yukarı gerekçeleri ve tarihi biliniyor. Fakat asıl olarak soğuma ve uzaklaşmanın, rekabet ve çatışmanın gerekçeleri ve tarihi konusunda değerlendirmeler yapılırken bazı ihtilaflar göze çarpmıyor değil. Gerilim ve rekabette Oslo süreci, Mavi Marmara ve İsrail’le ilişkiler, kadrolaşma konusunda yaşanan anlaşmazlıklar, Ergenekon ve Balyoz davasının nerede duracağı konusu, MİT Müsteşarı Hakana Fidan’a karşı başlatılan ve nihayetinde Başbakan Erdoğan’ı iktidardan etmeye yönelik girişim, Uludere’de 34 kişiyi bombalanarak öldürmesine sebep olan istihbaratın kaynağına dair üretilen manipülasyonlar, özellikle KCK davasında belirginleşen Emniyet İstihbarat ile MİT arasındaki karşılıklı suçlamalar vd. daha birçok olay “kırılma noktası” olarak işaretlenebilir. Zikredilenlerin hiç birini hafife almamak gerekir elbette.

Kanaatimce söylenmek istenmese de en temelde ihtilaf ve çekişmelere ideolojik manada bir kimlik çatışması ve kan uyuşmazlığı sebep olmaktadır. Bir takım söylemlere bakarak Başbakan Erdoğan’ın gömlek çıkardığı, adına ne derseniz deyin Milli Görüş, Siyasal İslam, İslamcılık, Ümmetçilik idealinden vazgeçtiği üzerine hesap yapanlar fena halde yanılmışlardır. Yine 28 Şubat kâbusunun ardından mecburi istikamet olarak AK Parti Hükümetiyle yakınlaşan, beraber çalışan hatta kader ortaklığı yapan Gülen Cemaati’nin milliyetçilik ve devletçilikle harmanlanan ve gizlilikle teçhiz edilen eski alışkanlık ve hatalarını tekrar etmeyeceğini düşünenler de yanıldılar.

Bilindiği üzere Gülen Cemaati önceki dönemde ulusal güç odaklarıyla uyumlu bir pozisyon alarak Erbakan Hükümetinin tasfiyesiyle kendini kurtarma üzerine bir yol haritası takip etmişti. Anlaşılan o ki şimdi de daha kapsamlı bir projede yer tutarak küresel güç merkezleriyle uyumlu bir tutum takınarak Erdoğan Hükümeti’nin hadım edilmesi projesinde önemli bir role soyunmaktadır. Bu açıdan yukarıda kırılma noktaları olarak ifade edilenler sadece ülke içinde değil uluslar arası düzenin kontrollü bir biçimde muhafazası veya değiştirilmesi yolunda atılan adımlardır. Lakin bu çatışma noktaları veya benzerleri için Hükümetin ama özellikle Başbakan Erdoğan’ın kontrol edilebilir olmaktan çıktığı ve sadece Gülen cemaatini değil bütün ülkeyi hızla büyük bir felakete doğru sürüklediği iddia edilmektedir.

Sadece Dershaneyi Konuşacağıma…

Bu türden iddialara karşın Hükümetin eğitim öğretimde hayata geçirdiği bir takım uygulamalar en başta resmi ideolojik dayatmalara son vermeyi hedeflerken diğer taraftan Gülen cemaatinin eğitim kurumları üzerindeki cazibe ve vesayetini de bitirmek istediği anlaşılıyor. Bu durum hem eğitim öğretimdeki değişim-dönüşüm planlarıyla hem de siyasetin diğer alanlarıyla doğrudan ilgili.

Kesintisiz eğitime son verilmesinden başlayıp Milli Güvenlik dersleri, törenlerin ve andımızın kaldırılması, seçmeli Kur’an ve Siyer derslerinin konulmasına kadar daha bir dizi değişim gidişatın köklü değişim ve dönüşümlere doğru olduğunu işaretliyor. Fakat bu yol haritasına sadece ulusalcı-Kemalist bürokrasi değil mevcut işleyişle epeyce entegre olmuş Cemaat de direniyor.

Peki, bütün bunlarla beraber Cemaat dâhil hemen herkesin arızi olduğu konusunda ittifak ettiği dershanelerin kısa bir zaman içinde kapatılması (dönüşüm de pek farklı bir anlam içermiyor) doğru ve iyi mi olur? Kanaatimce Gülen Cemaatinin gerek niyet ve söylem düzeyindeki gerekse pratikteki yanlış ve tutarsızlıklarına rağmen çözüm yolunda atılacak adıma dershanelerin kapatılmasından başlamak hem yanlış hem de zararlı olacaktır.

Bu süreçten Gülen cemaatinin hem çok ciddi anlamıyla yıpranmış hem de hem zararlı çıkacağı yüksek ihtimaldir. Tersine Başbakan Erdoğan daha da güçlenmiş olarak yoluna devam edecektir. Ancak Gülen cemaatini daha fazla yanlış yapmaya, hırçınlaşmaya ve uzak durması gereken ilişkilere zorlayacak bir sürecin orta ve uzun vadede hiç kimseye hayır getirmeyeceği de aşikârdır. 

YAZIYA YORUM KAT

4 Yorum