HASET’ten Elbisemizi Temizlemek Ve Ramazan Yazçiçek’in Yorumu

09.02.2015 15:48

Hamza Türkmen

Haset ve kıskançlık kavramları, kimlik meselesiyle de irtibatı olan kişilik sorunlarıyla doğrudan alakalıdır. Felak Sûresi’nde “haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden” Rabbe sığınma niyazı, çok dikkat çekicidir. Bu konunun önemi, yakîni ilim ifade eden kelamullah tarafından da; kelamullahı ilk yorumlayan usvetu’l hasene Hz. Muhammed ve diğer müfessirler tarafından da; daha sonra zanni boyutları da olsa tutarlı bilgiler üretmeye çalışan sosyal disiplinlerle de gündeme getirilmiştir.

Haset kavramı, Ademoğullarının yaratılışı ve aralarındaki ihtilaflarla alakalı ontolojik, hatta epistemolojik bir bahistir. “Kitap Ehlinden çoğu, kendilerine hak apaçık belli olduktan sonra, hasetlerinden dolayı, imanınızdan sonra sizi küfre dödürmek isterler…” (2/109) denilirken bu kötü eğilimi körükleyen duygular “haset” kavramı ile anlatılır. Rabbimiz ayrıca Bakara Sûresi’nde insanların tek ümmet olduğunu, anlaşmazlık yaşadıkları konularda hak yolu gösteren kitaplarla birlikte resullerin gönderildiğini; ancak aralarındaki kıskançlık (bağyen) nedeniyle ihtilafa düştüklerini beyan eder. (2/213)  Ve onlardan sonra, kitaba varis kılınanların onun hakkında benzer bir çekememezlikle derin bir şüphe içine girdikleri (42/14) hatırlatılır.

Haset kavramını, Ramazan Yazçiçek, Haziran 2014 tarihinde aynı adla yayınlanan kitabında okuyanlarını kendine dönük olarak muhasebeye yönlendirebilmek için vakıa ve Kur’an ilişkisi bütünlüğünde ele almıştı. O zaman Yazçiçek’in çalışmasını altını çizerek okumuştum. Ekin Yayınları kitabın 2. baskısını ise 2015’in ilk ayında yeniden gerçekleştirdi. Kitabı ilkin okuduğumda, mecazi olarak elbisemizi, yani kimlik veya kişiliğimizi temizlemeye davet eden Resulullah’ın çağrısı ve bugüne de yansıyan -“Ve siyâbeke fe tahhir”- (74/4) davetiyle oldukça parelelleştiğini düşündüm ve konunun bu bağlamı üzerinde de tefekkür ve muhasebe dünyamda zaman ayırdım.

haset-ramazan-yazcicek-ekin-yayinlari-002.jpgHaset kavramını Rağıb eI-Isfahani “Hak edenin elindeki nimetin elinden alınmasını arzu etmek” tanımıyla açıklar. Yazçiçek lügatcıların bu konudaki tanımlamalarını ise, “Kıskanılan kişiden sahip olduğu değerin elinden alınması için türlü yollara başvurmak suretiyle çaba sarf etmektir.” şeklinde özetlemiş. Ayrıca “kıskançlık” ve “çekememezlik” ifadelerinin ise haset kavramının başka bir anlatımı olduğunu hatırlatırken, “kıskançlık” ifadesinin her kullanıldığı yerde mutlaka haset manasına gelmediğini de hatırlatmış. Çünkü kıskançlığın, başkasının elindeki imkan veya nimete dair olumsuz kanaat beslemek yanında, özel kullanımlarının da olduğunu göstermiş. Örneğin kendine ait olanı başkasından sakınmak gibi.

Yazçiçek, kavram muhtevasının takvaya engel olan ahlaki bir sorun olduğuna işaretle birlikte akideyle ilgili boyutuna da dikkat çekerek konuyu irdelemeye başlamış. Vahdeti engelleyen ve ümmet bilincini kemiren birçok illet varken, haset hastalığının tüm illetlerin ana rahmini oluşturduğuna dikkat çekmiş ve “Yolda olanlar” için içe dönük tahrip edici, dışa dönük de imha edici bir fanksiyon ifa ettiğini belirtmiş. Yani haset meselesi, İslami şahsiyetin oluşumunda ve ümmetin yeniden inşası sürecinde ihtilaflara yol açan en kemirici nedenlerden birisi.

Haset kavramını, Allah’ın başkasına nimet vermesini hoş görmemek, başkasındaki nimetin yok olmasını istemek bağlamında nüanslarıyla da ele alan Yazçiçek, bile bile yanlışta ısrar etmenin kişinin imanına engel olmaya çalışan bir duygu olduğunu belirtmiş. Kıskançlık duygusunun da her insanda yaratılış itibariyla belli ölçüde bulunduğunu; fıtrı ölçülülük dışında kıskanç kimsenin üretemediğinden üreteni, başaramadığından başaranı, bilemediğinde bileni, yerme, alaya alma gibi davranışlar sergilediğini hatırlatmış. Tabii ki bu tutum ve davranışlar Kur’an’ın yasakladığı konulardır. Tatmin olmaz bir duygu dünyasını ifade eden haset, en çok iktidar, önemli olma, etki gücü, şöhret, dış görünüm konularında ortaya çıkar.

Rabbimiz insanın fıtratına “takva”sını da “fucr”unu da yerleştirdiğini Kur’an talebeleri bilir. Ona “emanet”i verdi ve resuller aracılığıyla vahyin hidayet aydınlığını gönderdi. Seçme ve insanlaşma özelliğini harekete geçirebilmek için tefekkür yetisini kullanmasını “tedebbür, teakkul, tezekkür, tefekkuh” etmez misiniz diye teşvik etti. Dileyen iyiliğe yönelir, dileyen kötülüğe. Dinde zorlama yoktur. Akleden kalpler kurtuluşa yönelirken, akletmeyenler ise insan olma ve fıtri özelliklerinden ayrışarak yabancılaşmaya başlar. Zaten Cennet ehli de şöyle demektedir: “ Allah bizi (vahyi ile) doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik.” (7/43)

İnsan, fıtratındaki takvadan ve vahyi ölçülerden yana hayat yolu tercihini yapacak olursa, fucrundan kaynaklanan haset duygusunu kontrol etmesi ve etkisiz bırakması mümkündür. Bu tür hissiyatını gıpta etme, imrenme, yardım etme, isar tutumuyla terbiye edebilir. Ramazan Yazçiçek diyor ki: “Hasedin ilacı, haset etmeyip hayranlık duymak iken hasedin kendisi hayranlığa, imrenmeye engeldir. Mutluluk da haset etmeyip hayranlık duymanın imkânıdır.” Tabii ki muhatabımız mâsiyet içinde değilse. İslam dairesi içinde yanlış işler yapana veya yanlış kazanımlar içinde olana hayranlık duymak söz konusu olmamalıdır; bizatihi bu kişilere uyarı, adabı içinde hakkı ve sabrı tavsiye etme sorumluluğu yüklenilmelidir.

 

Kur’an’da Haset Konusu

Kitab-ı Kerim’de haset kavramı ve duyguları işlenirken en çok, Allah’ın Müslümanlara lütfettiği başarılara dönük haset beslemeleri nedeniyle Yahudiler işlenir (2/109).

Yusuf (a)’ın kardeşlerinin kendine karşı babalarının sevgisini kıskanma, bu nedenle iftira, eziyet ve öldürmeye yol açacak tavırları da haset illeti/kıskançlık ile açıklanır (45/17)

Erkeklerin de kadınların da kazançlarındaki nasiplerini anlatan ayet-i kerime, üstün kılındığımız şeylere kötü niyetle arzu duymamamızı istemektedir (4/32).  Ve Rabbimiz bir topluma yaptığı zulümler nedeniyle kin duysak bile, adaletsizlik yapmamamızı ikaz etmektedir (5/8).

“Yoksa onlar, Allah’ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?” (4/54) Çünkü onlar heva-heveslerini ilah edinen kimselerdir (24/43). Bu konuda da ilk isyan ve hasetlik konusu İblisin ırkçılığından neşet etmiştir. Bu bağlamda soy-sop üstünlüğü öne çıkarken “değer tayini” olayı da yaşanmaktadır.  Irkçılık, fırka-mezhep taassubu, kibir, iktidar endişeleri, cehalet, aklını veya nefsini ilah edinme, hevâ-hevese tabiîyetle birlikte haset gibi nefsi eğilimler bağnazliğin ve ihtilafların başlıca nedenidir? Rabbimiz “cahiliye”nin bu türünü de “asabiye duygusu”/ “el hamiyete” olarak tasniflemektedir (48/26). Haset kitabında “içtihad”ın şer’i delilleri esas alarak, istidlal yönünde, fer’i bilgi ve hükümler çıkarma, hükümleri yorumlama çabası olarak tanımlanmış; ve içtihadın ümmet bilinci zemininde zenginleşeceği belirtilmiştir. “İhtilaf”ta ise gücün zayıflayacağı, uhuvvetin dağılacağı, habbeyi kubbe yapan şeytana yol verileceği; vahyi rahmetten değil, nefsî hevadan husûle geleceği vurgulanmıştır.

Diğer bir haset konusu olarak da Adem (a)’ın iki oğlundan birisinin Allah’a sunulan kurbanın kardeşi tarafından kabul edilmesiyle ilgili işlenmiştir.

Rivayetlere göre Müddesir Sûresi’nde toplumdaki itibarını kaybedeceği, nüfûz ve etki alanını yitireceği için büyük bir haset, kibir ve gurur içinde tavır alan Mekkeli tüccar ve entelektüel Velid b. Muğîre ve benzerlerinin olumsuz tutumları anlatılır.

Yazçiçek, haset duyguları taşıyan belli sıfat ve niteliklere sahip olan insan için kullanılan “hâsid”i de şöyle tanımlıyor: “Bir nimetin kendisinde olmasını veya kendisinde de olmasını isteyen değil; diğer insanların bu nimetlere sahip olmamasını ve hatta ellerinden çıkmasını ve de kendisine geçmesini isteyendir. Kıskançlık da denilen bu algının asıl anlamı çekememektir.” Çünkü onlar “Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir müsibet gelse, buna da sevinirler...” (3/120).

 

Kişilik ve Kimlik Konusunda Haset

Ramazan Yazçiçek başkasının elindeki imkâna veya iyiliğine göz dikmek, çekememezlik düzeyinde kıskanmak anlamlarına gelen haset konusunun kişilik ve kimlik bozukluklarıyla ilgili boyutuna da dikkat çekmiş.

Modernizmin hayatın anlam bütünlüğünü parçalayan, ölüm gerçeğini örtmeye çalışan, hayatı anlık hazlarla dolduran ritüelleri, bir dizi seküler veya hiçlik krizi ile insanları kuşatmaya çalışıyor. Egemen Batılı paradigmanın kişiliğimizi parçalayan, fıtratımızı bozan ve hayatın amacını bulandıran yaklaşımı tabii ki Allah’a kul olarak özgünlüğüne ve gerçek özgürlüğüne kavuşacak olan kimliğimizi bunalıma itiyor; fıtratımızı ve vahye şahitlik sorumluluğumuzu örtüyor, dejenere ediyor; kişiliğimizde ve bağlı olarak kimliğimizde uyumsuzluk oluşturuyor. Hayatı bu dünya hayatından ibaret görmek ve haz merkezci bakış haset duygularının yükselmesinde en önemli etkenlerdendir.

İnsan kişiliği, insanın genetik özelliklerini, düşünce kapasitesini ve çevresinden edindiği alışkanlıklarını tahkik edip eğiterek şekillenir. İnsanın bu öz benliğine yönelik öğrenim ve eğitimi onun sahip olduğu hayat görüşüne/tasavvurlara da alan açar. Bu boyutu ile insanın kişiliği ile kimliği birbiriyle irtibatlı konulardır. Kişilik özelliklerini kimliğine yansıtanlar olduğu gibi, kimliğinin prensipleriyle kişiliğini terbiye edenler de vardır. Bu konu “akleden kalpler” hıtabıyla doğrudan alakalıdır. Kalpler ya akleder ve insani fonksiyonunu yerine getirir, ya da kör olur (22/46).

İnsanı harekete geçiren zorunlu ve temel ihtiyaçlarını hangi ölçüye göre gidereceği sorunu, insanın nefsaniyeti ve zihniyeti ile doğrudan alakalıdır. Bu konuda kendi nefsi başta olmak üzere yaratılmışların oluşturduğu ölçüleri mi; yoksa her şeyi yaratan ve yaratılanların fıtratını en iyi bilen Rabbimizin ölçülerini mi hayat düsturu veya temel prensipler yapacağı konusu kişinin tasavvur dünyasını oluşturmaktadır. Bu temel düğümü çözme sürecinin sonucu kimliğini, bu düğümü çözerken kendi nefsini belirleyici kılıp kılmama konusu da kişiliğini, benliğini ifade etmektedir. Dolayısıyla benliğinden haset duygularını uzaklaştıramamış ve kişiliğindeki kirliliklerden hicret edip arınma yolunu tutamamış insanların da ulaşacağı kimlikler hastalıklı veya zaaflı olacaktır. Bu hal ya hakikatin üzerini örten “kafirliği”; veya “iman edenleri yeniden iman”a davet eden Rabbimizin uyarısının (4/136) muhataplarını; veyahut “münafıklık” tutumunu gündeme getirmektedir.

Benliğin çevre şartlarının etkisinde kalmasını Yazçiçek “tarihten ve kültürden bağımsız bir benlik yoktur” ifadeleriyle açımlıyor. Resulullah’tan aktarılan hadis rivayeti de bu durumu aydınlatıcıdır: “Her çocuk fıtrat üzere doğar. Anası babası onu Yahudi, Nasrani veya Mecusi yapar.” Bu bağlamda aile, cemaat ve gelenek anlayışı ile irtibatını kopartma sürecini yaşayan çağdaş Batı’nın da etkilediği benlikler boşluktadır, bencildir, selfia peşindedir. Küreselleşen kapitalist yaşam ve tüketim tarzının aşıladığı benlik fıtri ve adil olanın peşinde değil, kendi hedonizmi ve başkalarını cezbederek onların beğenisini kazanarak hayatını güçlendirmek peşindedir.

Kişilik , kişinin kendine özgü özelliklerinin bütününü oluşturduğunu belirten Yazçiçek, iç eğilim ve çevre etkisiyle oluşan kişinin psikolojisik durumuna ve kişiliğin zaaflı ya da olumlu yanlarına işaret etmektedir. Kişinin denge ve tutarlılığını bozan ve sıkıntı oluşturan kişilik bozukluklarına örnekler veren yazar, kişiliğin fıtri olana dönüşü veya ihyasını, varlığın yasalarını açıklayan vahyi ölçülerle bütünleşerek yapılabileceğini, doku uyumunun sağlanabileceğini belirtmektedir. Kişiliği tutarlı ve kişiliği bozuk olanların anlatımında “emanet” üzerinden Ehl-i Kitab’dan olan kişilerin tutumlarıyla Ana Kitabımız’dan örnek veren (3/75) yazar, öncelikle kişiliğin/karekterin üzerinde durur ve doğru bir kimliğe varabilmek için kişiliğin ihyasını ön plana çıkartmaktadır. “Madenin mücevhere dönüşebilmesi için öncelikle cürufun ayrıştırılması” gereklililiğine işaret ederken, “Ve siyâbeke fe tahhir / elbiseni temizle” ilahi ikazının de tefsirini yapmaktadır.

Kişilik ve kimlik konusu bağlamında “İlk Müslüman kuşağın inşa süreci ve örnekliği” için tabii ki Kur’an’ın nüzul süreciyle sağlaması yapılmış tutarlı bir Siret-i Resul bilgisine ihtiyacımız vardır. Bu nedenle de “La ilahe illallah” hakikatini sosyal gerçeklik içinde tanıklaştırıp onun muhtevası ile donanmamız hayati öneme haizdir. İnsanda zararlı maddeler üreten hormonları azdıran nefret, bencillik, kızgınlık, su-i zan, korku,ümitsizlik, aşırı merak, şüphe, endişe gibi haset de zararlı duygu ve düşüncelerdendir. Tek çözüm ise fıtratımızın dinginliğini açığa çıkartan “La ilahe illallah” şiarını Kur’an bütünlüğünde ve aslı Kur’an’da olan Resulullah’ın Mütevatir Sünneti ile kavrayıp tanıklaştırabilmektir.

 

Hasetten Kurtulmanın Çareleri

İçsel hastalıklar da denilen büyüklenme (taği), kendini yeter görme (müstağnilik), bencillik, hırs, kibir, gurur, gıybet gibi zafiyetlerin teşhis ve tedavisi tabii ki ilk önce kişinin bu konularda tavsiyeleşmeyi, paylaşımı, diyalogu kabul etmesine bağlıdır. Hasedi fiîle dönüştüren tutumlar alaydan, kinayeli sözlerden, küçümsemeden, kabalıktan kopuk değildir.

“Müminler ancak kardeştir.” (49/10) Müminler birbirini tamamlayan organlar gibidirler. Vücudumuzun hiçbir organı bir diğeri ile çekişmez, yarışmaz, kıskanıp asla haset etmez; çünkü birbirlerini tamamlarlar. Müminler farklı meziyetlerle birbirlerini tamamlama bilinç ve dayanışma ruhuna ermemişler ise, kardeşlik niteliğine henüz ulaşamamışlar demektir. Yine Hucurat Sûresi’nin 12. ayeti bu konuda son derece uyarıcıdır: “Ey iman edenler! Zandan çok kaçının! Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Sinsi casuslar gibi ayıp aramayın! Gıybet ederek biriniz ötekini arkasından çekiştirmesin! Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi? Bakın bundan tiksindiniz. Allah’tan sakının! Şüphesiz Allah, tövbeleri kabul edendir, çok esirgeyicidir.”  

İnsan gerçeğini ancak insanı yaratan Rabbimizin ilmi sayesinde bütünlükçü olarak kavrayabiliriz. Rabbimiz insanı imtihan için yaratmış ve iç dünyasında da dış ilişkilerinde de zıt uçlar arasında dengeyi bulsun diye ona emaneti/akletme gücünü ve vahyi rehberliği bahşetmiştir. “İnsan hayrı istediği kadar şerri de ister. İnsan pek acelecidir!” (17/11)

Şerre eğilimin ve aceleciliğin bir tezahürü olan hasetten uzaklaşmanın ilk adımı farkındalıktır. Farkındalık kişinin kendi gerçeği ile yüzleşmesidir. Aşırı hırs ve ihtiras, tamah, çekememezlik ile kırbaçlanan haset duygusu muhatabına karşı kişiyi münker yollara, zulme getireceği kişiliğin ve kimliğin inşası sürecinde tüm idrak sahibi kişilere öğretilmelidir.

Haset kitabında hasetten uzaklaşabilmek için Rabbimizin hatırlattıkları sıralanmış:

Hasetçinin şerrinden Allah’a sığınmak (40/56; 113/1-5).

İman edenlerin iyiliğine öfkelenen, musibetlerine sevinenlere karşı sabırlı olarak korunmak (3/120).

İblis’in saptırmasına karşı ihlas’a tutunmak (33/82-83).

Saptırıcılara karşı Rabbimizin açık deliline yapışmak (12/24).

Düşmanın başına getirilen musibetin iki katına muhatap olunursa eğer, bu kendi zaaflarımızdan olduğunu bilmek (3/165).

Sabrederek kötülüğü iyilikle defetmek ve rızıktan hayra sarfetmek gerekir (28/54).

Kötülüğü en güzel şekilde engelleme düsturu ve şeytanın dürtmesine karşı Allah’a sığınmak (41/34-36).

Vahyin bu eğitimini kavramada diğergâmlık/empati oldukça önemlidir. Diğergâmlık ahlakını kuşanmayanların düşeceği tuzak ise hodgâmlıktır; yani bencillik ve kendi keyfine düşkünlüktür (hodbîn). Diğergâmlık bizi çekememe, kıskanma duygularına değil; gıpta ve imrenme duyguları içinde başkalarının sahip olduğu nimetlere, güzelliklere, imkânlara sahip olma duygusu ve çabası içine sevk edip hayırlarda yarışma güzelliğine sevketmelidir. El-Isfihani diyor ki: “Mü’min gıpta eder, münafık ise haset”. Bizim bedduamız ise, elde ettiği mal, mülk ve iktidar gücü ile şirki körükleyen, zulümde ileri giden, Allah’a ve Müslümanlara saldırmayı ilke edinen zalimler içindir (10/88).

Ramazan Yazçiçek haset ile ilgili çalışmasını kulluğumuz için bir muhasebe imkânına kapı aralayabilmek vesilesi olsun niyetiyle gerçekleştirmiş. Özellikle de gündemin akışı içinden sıyrılıp kendi özgünlüğümüzü tartmaya ve iç muhasebe imkânını yakalamak isteyenlere hatırlatmalarda bulunmaya çalışmış. Bu niyet değerli bir uyarı bütünlüğü taşıyor. Zira dışı, kimliği mamur kılmanın yol; ancak iç birikimi, kişiliğimizi geliştirmek ve tutarlı bir şekilde imar etme zaruriyetiyle alakalıdır.

Her türlü kötülükten, kötü duygu ve eğilimlerden ayrışıp “hak”ka hicret etmenin yolu; tembellik, rehavet ve atâlet içinde beklemek değil, meşru hedef ve meziyetler için gerekli çabayı sarf edip sonra tevekkül içinde Allah’a sığınmaktır. Ve Yazçiçek çalışmasın güzel bir terkiple bitirmiş:

“Hasedin ilacı tevekküldür, tevekkülün imkânı ise tefekkürdür. Tefekküre gelince o, tevhidin özüdür.” 

  • Yorumlar 6
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim