1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. ‘Hasan el Benna ve İhvanı Müslimin’
‘Hasan el Benna ve İhvanı Müslimin’

‘Hasan el Benna ve İhvanı Müslimin’

Çağrı-Der’de bu hafta ‘Hasan el Benna ve İhvanı Müslimin’ konulu sunumu Hasan Ziya gerçekleştirdi…

A+A-

Hasan Ziya’nun sunumunun notlar:

Hepinizin takdiridir ki biz Müslümanlar olarak Kuran’ı anlamak ve yaşamakla, onu ailemize, çevremize, topluma ve tüm dünyaya hakim kılmaya çalışmakla mükellefiz.

Müslümanım diyen her kul bu idealle yaşar. Bu toplantıların, sohbetlerinde asıl amacı bu ideali, bilinci arttırmak ve toplumda hakim kılmaya çalışmaktır.

Ancak bizim ve bizim gibi, toplumun gidişatını sorgulayan, ümmetin dertleriyle dertlenen herkesin cevabını aradığı bir soru var. Zaman zaman bu ortamda da dillendiriliyor.

NE YAPMALIYIZ? NASIL YAPMALIYIZ?

Bu sorunun aslında teoride cevabı basit, kitaba ve h.z. peygamberin sahih sünnetine sarılarak diye cevaplandırılabilir. Ancak olay pratiğe aktarılırken karşımıza yığınla sorun çıkar. Çünkü pratik bedel ve sabır ister, hayatımızla şahitlik ve gerektiğinde canımızla şehitlik ister.

İşte bu şahitliği hayatını ortaya koyarak gösteren, şehadetinin üzerinden 64 yıl geçmesine rağmen açtığı yolla ümmetin uyanıp üzerindeki ölü toprağını atması adına, şahsında ve hareketinde güzel örnekler barındıran Hasan El Benna yı anlama adına yaptığımız bu çalışmanın ecrini ve bereketini bize ihsan etmesini rabbimizden diliyorum. Ümmet in yeniden dirilmesi, vahdetin sağlanıp, rahmetin inmesine vesile olur inşallah.

En başta şunu ifade etmek isterim ki az öncede belirttiğim gibi bu çalışma Hasan el-Benna yı ve hareketini anlama ve güzel örnekleri almaya yönelik bir çalışmadır,yoksa her ne kadar İslami bir hareket olsa da sonuçta insan odaklı bir hareket olduğundan hataları ve yanlışları mutlaka vardır.Daha önceki biyografi çalışmalarını yapan ağabeylerin de ifade ettikleri gibi amacımız kimseyi kutsamak yada yüceltmek değildir.Hatadan münezzeh olan yalnız Allah’tır.

Hasan El Benna’yı ve İhvanı müslimin hareketini incelerken bazı başlıklar altında incelemeye çalıştım;

1)Hasan El Benna dönemi dünya ve Müslümanlar,

2)Hasan El Benna dönemi Mısır,

3)Hasan El Benna’nın hayatı, öğrenim yılları, düşünce dünyası ve hayata bakışı,

4)İhvanı Müsliminin kuruluşu, hareketin çalışmaları ve teşkilat yapısı,

5)Müslüman Kardeşler teşkilatının orta doğudaki ve dünyadaki İslami hareketlere etkileri, özellikle Filistin meselesinde aldığı tavır.

6)Almamız gereken dersler ve Hasan El Benna’nın gençlere tavsiyeleri.

1)HASAN EL -BENNA DÖNEMİ DÜNYA VE MÜSLÜMANLAR

1789 Fransız ihtilalinden sonra kilisenin bağından kurtulan batı hızlı bir sanayileşme hamlesi yaparak fikri ve siyasi dünyasını değiştirdi. Batıdaki bu değişimi okuyamayan İslam alemi kendisini bekleyen tehlikelere karşı çaresiz bir hal içindeydi.

Sanayileşmenin devamı için gerekli olan insan kaynağını ve ham maddeyi sağlamak amacıyla gözlerini İslam coğrafyasına diken batılılar bu doğrultuda çalışmalar yaparak sömürü sektörünün önünde en büyük engel olarak gördükleri hilafet mekanizmasını çökerttiler.

Tabiri caizse bizim kumanda merkezimize kadar giren bir virüs beynimizi ele geçirdi ve bundan sonrası batılı sömürgeci güçler için hiç de zor olmadı.

Birliğimizi dağıtıp, kendileri bizi sömürmek üzerine birlik oldular.

Oysa bundan önce durum, tam tersi bir haldeydi. Biz birdik onlar param parçaydı, aradaki fark bizim inançlarımız sömürüye engeldi.

İçimizdeki çalışmalarıyla bizi öyle bir hale soktular ki birliğimiz dağıldığında sömürüye tam müsait hale geldik. Çünkü toplumu bir arada tutan, bizi biz yapan tüm iç dinamiklerimiz kaybolmuş, kültürel anlamda istilaya uğramış, başımızda ki idareciler ya batılıların kadrolu memurları ya da onlara hayran, çözümü kendilerini sömüren zihniyeti taklit etmekte arayan maymunlaşmış insanlardı.

Yani tam bir çözülmüşlük hali hakimdi, artık ortada İslam ümmeti yoktu. Batının karakterini ve ruh halini yansıtan ulus devletçiklerin temeli atılıyordu.

Sömürüden ve içinde bulunulan durumdan çıkma adına ne yapılması gerektiği ve nasıl yapılması gerektiği sorusu düşünen insanlarda o yıllarda belirmeye başladı.

Çözüm olarak ortaya çıkan iki akım vardı denilebilir.

Kabaca sınıflandıracak olursak.

a)Modernistler: İsminden anlaşılacağı gibi batıcı olanlar, batının okullarında eğitim almış laik bir ideolojiyi çözüm olarak sunan köle ruhlu insanlardı bunlar.

b)Islahatçılar: Mealen ‘’bir toplum kendi nefsindekini değiştirmedikçe Allah o toplumun durumunu değiştirmez’’ ayetini düstur edinen ve toplumun eğitilmesini, yoksa bu sömürüden kurtulmanın mümkün olmadığını savunanlar.

2)MISIR'IN SİYASAL SOSYAL VE DÜŞÜNSEL DURUMU

Hasan el-Benna dönemi mısır tam anlamıyla bir İngiliz sömürüsü altındaydı. Osmanlı devletinin dağılma sürecinde elimizden çıkan tüm topraklarda olduğu gibi ulusçu akım kuvvetleniyordu.

Birinci dünya savaşından önce göstermelik bir bağımsızlaştırma girişimleri olmuşsa da savaş patlak verdiğinde İngiliz manda yönetimi ilan edilmiştir. Savaş esnasında daha da güçlenen ulusçu akımlar çeşitli halk hareketlerine sebep olmuş, İngilizler mısırın iç işlerinde bağımsız olduğunu ilan etmiştir. Ancak bu bağımsızlık yabancıların korunması, ayrıcalıklı haklara sahip olması ve haberleşme ağının İngilizlerin elinde olması koşuluylaydı.

Halkın küçük bir kısmını toprak zenginleri ve tüccarlar, büyük çoğunluğunu da fakir tabaka oluşturmaktaydı. Fakir halk tarlalarda ya da İngiliz şirketlerinde çalışmaktaydı. Elektrik, su ve taşımacılık gibi amme hizmetlerinin tümü İngiliz şirketlerinin elindeydi ve bu yolla da büyük karlar elde ediyorlardı.

Düşünsel anlamda da durumun çok karmaşık olduğunu söylemek doğru olur çünkü; bir tarafta dini modernize etme adına inançlarından ciddi tavizler vermeyi göze alan Türkiye’deki gibi laik yapıyı savunanlar, diğer tarafta hurafe bid’atlarla harmanlanmış, kaderci anlayışın hakim olduğu tarikat ve geleneksel yapılar toplumun geneline hakimdi.

O günün mısırında İslam’ın insanlık için kurtuluş reçetesi olduğunu ve dinin sömürüye engel olması gerektiğini, hilafet mekanizmasının tekrar ayağa kaldırılması gerektiğini savunanlar olsa da sesleri cılız çıkıyordu.

3)HASAN EL-BENNA’NIN HAYATI ÖĞRENİM YILLARI DÜŞÜNCE DÜNYASI VE HAYATA BAKIŞI

Hasan el-Benna Böyle bir ortam da Mısırın Mahmudiye kasabasında 1906 yılında dünyaya gelir. Babası ilmi çalışmaları olan hadis üzerine kitaplar yazmış bir insandır. Geçimini de saat tamirciliği yaparak sağlar. Hasan el-Benna ilk terbiye ve eğitimini ailesinden aldığını ve babasının kendisi üzerinde etkili olduğunu hatıralarında zikreder.

İlk ve ortaokulu kendi kasabasında okur

Kendisinin daha o yıllar da çevresinde ki ahlaksızlıklara karşı duyarlı olduğunu görürüz.

Örneğin ortaokulda ‘Ahlak ve Edep Cemiyeti’ adında bir oluşum kurar. Kendi içinde yaptırımları olan, okul içinde küfreden, kavga edenleri ya da genel ahlaka aykırı davrananlara karşı uyarılar ve cezalar içeren küçük çaplı bir mekanizma diyebiliriz.

Daha sonraki yıllarda bu oluşumu biraz daha genişletip toplumda etkili olması adına ‘Haramları İşlemeyi Önleme Cemiyeti’ adı altında faaliyetlerine devam eder.

Bu cemiyetin işlevi de, İslam ahlakına açıkça aykırı davrananları ya da kendisinden beklenen örnekliği tam olarak gösteremeyen, toplumun ileri gelenlerini o davranışlarını düzeltmeleri yönünde uyarmaktır. Uyarıları onlara gizli mektuplar yazarak yaparlar. Örneğin açıkça oruç yiyen, namaz kılmayan ya da kumar oynayıp, alkol kullananlara, bu illetten kurtulmalarını telkin eden ve yaratanı, hesap gününü hatırlatıcı mektuplar yazılıp gizlice bırakılır ve şahsın eline ulaştırılırdı. Zamanla bu mektuplar bölgede çok etkili olmaya başlar, herkes Muhammed Zehran adında bir hocadan şüphelenirken bir gün ona da mektup gelir. Topluma örnek olması gerekirken kerahat vaktinde ikindi namazı kıldığını ve bunun doğru olmadığı vurgulanır. Dikkat etmesi yönünde uyarılır. Teşkilat bu şekilde bir yıla yakın faaliyet gösterir. Kahvehanesinde dansöz oynatıldığı tespit edilen birine yazılan uyarı mektubu bırakılırken arkadaşlarından biri yakalanır ve bu durum açığa çıkınca cemiyet fesh edilir.

Aynı dönemde Hasan el-Benna bir tarikata katılır. Zikir ve gece namazlarına çok daha önem verir. Bu dönem kendi ifadesiyle iç dünyasına yöneldiği, nefsini dünyevi istek ve arzulara karşı törpülediği faydalı bir dönemdir. Daha sonra tarikattan ayrılır. Tarikatları ve tasavvufu değerlendirirken çıkışını olumlu bulduğunu fakat daha sonra bünyesine İslam a aykırı unsurların, bidat ve hurafelerin girdiğini ve alternatif bir dinmiş gibi lanse edildiğini ifade eder.

Orta öğretime devam ettiği yıllarda orta kısımlar kapatılır ve öğretmen okuluna kaydolur. Bu dönem onun için ibadete ve tefekküre tam anlamıyla yoğunlaştığı bir dönemdir. Kuranın tamamını ezberler, ilmini artırmaya yönelik bir okumaya yönelir.

Aynı yıllarda İngiliz sömürüsü ve yerli işbirlikçilerine karşı yapılan gösterilere katılır.

Öğretmen okulu bittiğinde Kahire ye gider ve Dar’ul Uluma kaydolur. Kahire onu da daha da etkiler. Ahlaki çöküşü, modern hayat adı altıda insanların dinden uzaklaşmalarını ve bu gidişata dur deme adına ilim sahibi insanların hiçbir çalışma yapmadıklarını gördükçe kahrolur. O yıllarda İç dünyasındaki yangını görme adına güzel bir örnek olarak şunu gösterebiliriz;

Dar’ul ulumdaki son yılında hocasının verdiği kompozisyon ödevine şu satırları yazar;

Sadece kendisine faydası olacak bir arzusunun olmadığını Allah ın rızasını kazanmak için toplumun da fayda sağlayacağı emelleri olduğunu, toplumu ıslah etmek adına çaba harcayacağını, bunun iki yolu olduğunu, birinin insanların hiçbir sorunuyla ilgilenmeyen, sömürüye karşı kaderci anlayışla hareket eden tasavvuf yolu olduğunu ancak bu durumuyla mümkün olmadığını, yani tasavvufi anlayışın bu haliyle bir alternatif olmadığını diğer yolun ise eğitim, öğretim ve irşat yolu olduğunu Kur’an ın bu yolu teşvik ettiğini ‘‘Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir ümmet olsun. İşte kurtuluşa erenler bunlardır.’’(Âl-i İmran 104). ayetini referans gösterir ve kendisinin de bu yolu kullanacağını ifade eder

Haziran 1927’de Dar’ul ulumu bitirip İsmailiye’ye öğretmen olarak atanır.

İsmailiye; Süveyş kanalına çok yakın bir yerleşim bölgesi olduğundan, batısında İngiliz askeri birlikleri, doğusunda da Süveyş kanal ortaklığı idaresi bulunmaktaydı. İşgalin ve sömürünün bariz hissedildiği bölgelerdendi. Haklın büyük kesimi Süveyş şirketinde çalışıyordu, sömürgeci zihniyet yaşam tarzlarına da sirayet etmeye başlamıştı.

Tarikatlar ve çeşitli İslami guruplar da taassupları yüzünden etkisiz kalıyorlardı.

Hasan el-Benna herkesçe bilinen kahvehanelerde insanlara tebliğ ve davet çalışmalarına bu dönemde başlar. İnsanların en çok bir araya geldiği üç büyük kahvehane belirler ve haftada ikişer gün oralarda süresi on beş dakikayı geçmeyen konuşmalar yapar.

Allah’ı, ahireti ve hesap gününü hatırlatır. İçinde bulunulan bu durum değiştirilip Allah’ın nizamı doğrultusunda hareket edilmezse hesabın verilemeyeceğini ve sömürüden kurtulunamayacağını anlatmaya çalışır. Bu çalışma kısa sürede etkisini göstermeye başlar ve kahvehanelerdeki sayı ilk günküne göre çok artar. Çalışmalarını daha da bereketlendirmek, çevresindeki kardeşlerle birlikte daha fazla vakit geçirebilmek için bir merkez kiralar, buraya gelenler daha çok kahvehane köşelerindeki tebliğin yeni ulaştığı insanlardan oluştuğu için akidelerini sağlamlaştırıp, tevhidi bilinci vermeye çalışır. Kesinlikle tartışmalı konulara girmiyor. O tarz sorulara da uygun bir dille cevap veriyordu. Tarikatlarla ilgili olumlu ya da olumsuz konuşmuyor, ancak şeyhlerle bir araya geldiğinde, kendilerine tabi olan insanlara sömürüye karşı ve hilafetten yani vahdetten yana tavır alma bilincini anlatmaları gerektiğini taassuptan kesinlikle uzak durulması gerektiğini anlatmaya çalışıyordu.

4)İHVANI MÜSLİMİN’İN KURULUŞU, HAREKETİN ÇALIŞMALARI, TEŞKİLAT YAPISI VE AMACI

Hasan el-Benna’nın İsmailiye’deki ferdi çalışmaları devam ederken 1928 yılı mart ayında yani kahvehanelerde başladığı tebliğ sürecinden yaklaşık dokuz ay sonra, bugün tüm dünyanın bildiği, son yüzyılın İslami hareketlerinin bir şekilde kendisiyle etkileşime geçtiği ya da yetiştirdiği insanlarla şahitliği göstermiş olan İhvanı müslimin hareketinin temelleri altı kişilik bir gurubun kendisine ziyarete gelmesiyle atılır. Bu altı kişi Hasan el-Benna ya kendisini dinleyip etkilendiklerini, İslam’ın mesajıyla tekrar izzetlerini ve şereflerini bulduklarını, ellerinden geldiğince canlarıyla ve mallarıyla Allah’ın adını yüceltmek, İslam nizamını önce kendi nefislerine, sonra ailelerine, sonra topluma, sonra kendi ülkelerine daha sonrada tüm dünyaya hakim kılmak için mücadele edeceklerini beyan ederler ve biatlaşırlar.

O güne kadar Hasan el-Benna’nın kişisel çabalarıyla o güne kadar devam eden çalışmalar bu kararlı ve inançlı insanlarında el vermesiyle artık daha da programlı bir hal alır. İlk iş bir mescit ve okul (Hira islam enst.) yaptırmaktır. İlkokul, ortaokul ve lise düzeyinde gençlere yönelik ciddi bir program çıkartılır ve çalışmalara başlanır.

Önce mescit inşaatı biter faaliyete geçirilir üzerine okul binası yükselmeye başlar, diğer taraftan farklı bölgelerdeki kardeşlerde şubeleşme çalışmalarına devam etmektedirler dava hızla Mısır’ın diğer bölgelerinde teşkilatlanmaya başlar.

1928 yılının mart ayında İsmailiye’de bu şekilde başlayan İhvan-ı Müslim’in hareketinin merkezi, ekim 1932 yılında Hasan El-Benna’nın Kahire’ye gelmesiyle buraya taşınır.

Hareketin Kahire’deki çalışmalarını başlıklar halinde verecek olursak;

1)Evlerde ve Mescitlerde sohbetler ve dersler.

2)Hasan El-Benna’nın risalelerinin belirli periyotlarda yayınlanması.

3)Haftalık dergi çalışması.(Nezir dergisi, daha sonra davet,1935 de reşit rızanın ölümüyle kapanma durumuna gelen Menar’a Müslüman kardeşler mali destek vererek bir süre daha yayınlanmasını sağlamışlardır.)

4)Şubeleşmenin süreklilik kazanması.

5)Sportif faaliyetler. (Filistin de çıkması muhtemel bir savaşa hazırlık olması adına bu faaliyetlerde çok ciddi eğitimler verilen gençler daha sonra Siyonist çetelere karşı mücadele etmiştir)

6)Öğrenci grupları oluşturup okullarda teşkilatlanmak.

7)Yıllık olarak kongreler.

8)Yardım faaliyetleri.

9)Müslüman kız kardeşler adında bir yan kolunda oluşturulması.

İHVANIN TEŞKİLAT YAPISI

Müslüman kardeşler teşkilatında ilk günden başlayarak devam eden ve bugünde sonuçlarına şahit olduğumuz bazı ilkeler var onlar ciddiyet, samimiyet ve kararlılık, örneğin hareketin en tepesinden zeminine kadar olan tüm mensuplarını bağlayan bir iç hukuk nizamnamesi vardır. Üyeler bunu ezberlemek ve ona göre davranmak zorundadır.

Teşkilata Katılım 4 aşamada gerçekleşiyor, bunlar;

a)Genel Katılım: Mevcut bölge şube yönetiminin uygun gördüğü kişilerden, tanışma beyannamesini imzalayan, aidat ödemeyi taahhüd eden her Müslüman bu derecede katılım sağlayabilir.

b)Müntesip Kardeş: Bu aşamada üye akidesi sağlam olduğuna kanaat getirilen, emirleri yerine getirmeyi taahhüt eden çağrıldığı haftalık ve senelik toplantılara katılmakla görevlidir.

c)Fiili Katılım: Bu aşamadaki üyenin görevleri teşkilata karşı tamamen şeffaf olmak, her gün Kur’andan belli bir bölümü etüt etmek, şubenin haftalık toplantılarına katılmak, Hac sandığına üye olmak, Zekat heyetine katılmak, fasih Arapçaya hakim olmak, kardeşlerin uslandırıcı cezalarını kabul etmek.

d)Cihadi Katılım: Genel irşat bürosuna, önceki basamakların getirdiği sorumlulukları yerine getirdiğini ispat eden kişilerden oluşur. Görevleri sahih sünneti araştırmak ve ona uygun yaşamak, gece namazına kalkmak, özürsüz cemaatle namazı terk etmemek, İslami olmayan her şeyden uzak durmak. İrşat bürosu ve dava sandığına mali ortaklıkta bulunmak, varlığının bir kısmını teşkilata vasiyet etmek.

Teşkilat tepe yöntemi 2 kuruldan oluşur. Bunlar:

1)Genel İrşat Bürosu: 13 kişiden oluşur teşkilat içi yürütme gücünü temsil eder.

2)Danışma Meclisi: 30 kişiden oluşur yine teşkilat içinde yasama gücünü temsil eder.

Yani biri meclis, diğeri hükümet gibi.

Merkezin aldığı kararlar tüm dünyadaki İhvan mensuplarını bağlar.

Teşkilatın başında rehber vardır. Rehber danışma meclisi tarafından 6 yıllığına seçilir ve istenirse yine bu meclis tarafından bu süre uzatılabilir.

Rehberin en az 15 yıl cemaate üye olması, kırk yaşını doldurmuş olması ve yukarıda saydığımız tüm aşamalardan geçmiş olması gerekir. Rehber seçildikten sonra tüm üyeler ona biat ederler.

İhvan hareketi bahsettiğimiz gibi tamamen ciddiyetle çalışmalarına başlamış ve gelişerek yoluna devam etmiş bir yapıdır. İlginç bulduğum bir ayrıntı vermek istiyorum örneğin; tüm İhvan mensuplarının bir birini tanıması için belirlenen bir sembol var 10 çıkıntılı yüzük, bu 10 çıkıntılı En’am Suresi’nin 151-152. ayetlerdeki 10 hususu temsil ediyordu, bu vesileyle okuyalım;

ENAM 151 ‘De ki: Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını ben söyleyeyim; O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya-babaya iyilik edin. Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de onların da rızkını veren Biziz. Kötülüğün gizlisine de, açığına da yaklaşmayın. Hak ile olmadıkça, Allah'ın haram kıldığı bir cana kıymayın. İşte aklınızı başınıza alasınız diye size, bunları emretti.’

ENAM 152. ‘Yetimin malına; erginlik çağına gelinceye kadar o en güzel olanından başka bir şekilde yaklaşmayın. Ölçüyü, tartıyı da tam ve doğru yapın. Biz kimseye, gücünün yettiğinden başkasını yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman da -akraba dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdini de yerine getirin. İşte iyice düşünesiniz diye size bunları emretti.’

Teşkilat yapısı özetle böyle...

Hasan El-Benna ve İhvan teşkilatının amacını da kısaca özetleyecek olursak da;

1)Her şeyiyle İslam’ı yaşayan fert.

2)Her şeyiyle İslam’ı yaşayan aile.

3)Her şeyiyle İslam’ı yaşayan toplum.

4)İslam’ın yoluna sevk eden güçlü bir iktidar.

5)Batılı oyunları bozacak güçte bir devlet ve hilafet mekanizmasını tekrar canlandırmak İslam’ın adil ve insani mesajını dünyaya hakim kılmak.

5)M.KARDEŞLER TEŞKİLATININ ORTADOĞUDAKİ İSLAMİ HAREKETLERE ETKİLERİ, FİLİSTİN MESELESİNDE ALDIĞI TAVIR

Bu tasavvurla ve geniş yüreklilikle hareket eden bireylerden oluşan teşkilat zamanla Mısır sınırlarını dışına taştı Ürdün ve Lübnan’da teşkilatlandı, hala orta doğunun kanayan yarası olan Filistin meselesinde fikri ve cihadı boyutla insiyatif aldı.

Filistin’deki farklı grupların birleştirilmesi çabasında başarılı oldu 1947-1948 Filistin savaşında Müslüman kardeşlerin Siyonist çetelere dolayısıyla İngilizlere karşı verdikleri mücadele ve olayın arka planındaki halkı bilinçlendirme çabaları Mısır’da Ürdün’de ve Lübnan’daki Siyonizm ve İng. aleyhtarı gösteriler halk da çok ciddi bir bilinçlenmeye ve kaynamalara neden oldu.

Bütün bu hareketlilik devem ederken Yahudilerin ve İngilizlerin hedefinde tabiki Hasan El-Benna ve İhvan-ı Müslim’in vardı.12 Şubat 1948 tarihinde suikaste uğrayan Hasan El-Benna ve 8 Aralık 1948 tarihinde kapatılan İhvan-ı Müslim’in teşkilatına ve mensuplarına karşı başlatılan baskılar ve zulümler sömürgeciler için kendilerince bir intikam operasyonuydu. O dönemden sonra artık İhvan-ı Müslim’in üyesi olanlar egemen güçler tarafından imha edilmesi gereken hatta kökü kazınması gereken bir virüs olarak algılandı.

Ancak zaman şunu gösterdi ki yapılan tüm baskılara ve zulümlere rağmen kararlıkla hareket eden, şartları güzel okuyup değerlendiren ve Allah’ın ipine sımsıkı sarılıp bırakmayanlara Allah rahmetini bir şekilde indirmekte. Bugün gelinen noktaya baktığımızda İhvan-ı Müslim’in Mısır’da iktidar, Filistin’de Hamas’ın direnişi her geçen gün kuvvetleniyor, Tunus ‘da yıllarca baskı gören Nahda hareketi iktidar ve Ortadoğu da ki diğer Ülkeler de İhvan-ı Müslim’inin toplum üzerindeki etkisi Siyonist İsrail’i ve emperyalist batıyı rahatsız etmeye devam ederken İhvan-ı Müslim’in hareketi yoluna kararlılıkla devam ediyor.

Rabbim istikametlerini bozmaz ve bize de istikamet nasip eder.

Bazı istatislikler; 2007 yılında İhvan-ı Müslim’in tarafından yapılan araştırmaya göre teşkilatın tüm dünya da 100 milyondan fazla üyesi var. Mısır özelinde bu sayı 10 milyon üye, 5 milyon destekçi. Yine İhvan’a göre 72 Ülkede teşkilat çalışması yapılmaktadır.

Bu sayı ABD kayıtlarına göre 70 ülkedir. Hepinizin tanıdığı meşhur İhvan-ı Müslim’in mensuplarından bazı isimler vereyim; Şeyh Ahmet Yasin, Halid Meşal, İsmail Heniye, Raşit Gannuşi, Abdul Kadir Udeh, Said Havva, Zeynep Gazali, Muhammet Gazali ve son isim Seyyid Kutup…

6)ÖRNEKLİĞİ VE HASAN EL- BENNA NIN GENÇLERE TAVSİYELERİ

Duasını davası edinmesiyle,

Davaya göstermiş olduğu sadakat, kararlılık ve o yolda canını vermesiyle,

Kurmuş olduğu mektepte İslam’ın evrensel mesajının kitaplardan hayata aktarılmasında örnek şahsiyetlerin yetişmesine vesile olmasıyla,

İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak eyleminin organize bir şekilde nasıl yapılacağını bize yaşayarak göstermesiyle,

Bize örnektir.

TAVSİYELERİ….

Müslüman zelil olmaz aziz olmak zorundadır.

Sömürmez, sömürülmez ve sömürenle mücadele eder.

Müslümanlar ittifak ettikleri konularda dayanışmalıdır, ihtilaf ettikleri konularda da birbirlerini mazur görmelidir.

Aziz olmanın yolu da bu ittifaktan geçmiyor mu zaten?

Onlar kendi şartlarında imtihan edildiler ve göçtüler bizde devraldığımız bu birikime ya sadakat gösterip üzerine ekleyerek bizden sonraki nesillere aktaracağız ya da mevcudu tüketip değersizleştireceğiz.

Rabbim imtihanımızı düzgün verebilmeyi,davasına sadakatle bağlı kalabilmeyi ve Müslümanların birliğine vesile olacak ameller üretebilmeyi nasip etsin inşaallah….

Sözlerimizi şu ayet mealiyle bitirelim; ‘‘Mü'minler arasında öyleleri var ki, Allah'a verdikleri sözde dururlar. Kimileri sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimileri de şehitlik beklemektedir. Onlar hiç sözlerini değiştirmediler. (Ahzab23)

 

 

HABERE YORUM KAT