Hasan Cemal hadisesi

19.03.2013 00:17

Melih Altınok

Hasan Cemal’i medyada “eski tüfek” denenlerden ayrı tutarım.

Yasemin Çongar’ın harika tabiriyle mavi yengeç gibi kabuk değiştiren Türkiye’ye katkısı büyüktür. Zira, bu değişime “yetmez ama...”larıyla destek veren sol demokratların dönüşümünde etkili oldu.

Özellikle Cumhuriyet’i Çok Sevmiştim ve Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım isimli “ilk” niteliğindeki kitaplarıyla, son üç beş yılda “başka bir sol mümkün” diyenlerin cüretini harladı.

Onu, ortodoks soldaki mevzilerini terk edip demokratlığa terfi eden pek çok aydından ayıran da, değişen siyasi tavrını savunurken “dününün” yükünden kurtulma basireti gösterebilmesidir.

Kendisiyle yüzleşeceklere, Marx’ın deyimiyle, geçmiş kuşakların bıraktığı mirasın üzerlerine bir kâbus gibi çökmesinin “kaderleri” olmadığı hatırlattı.

Türkiye solunun tam göbeğinde şekillenen bireysel tarihini reddetmedi ama kıyasıya eleştirdi. Samimi bir özeleştiri verdi.

Dünkü “sicillerine” rağmen, “dün de bugün de doğruydum” diyenlere karşılık, “dün yanlış yaptım ama süreç içinde değiştim” diyebildi.

Anasından ebedî ve ezelî haklı doğmuşların aksine, bugünkü değişimini, dününü haklılaştırmak için kullanmadı. Geçmişinin hatalarını bugününü inşa etmek için eleştirdi.

Bu yönüyle de Hasan Cemal, somut gündemle ilgili zaman zaman farklı düşsek de daima hakkını vereceğim bir ustadır.

Peki, Hasan Cemal ne değildir

Bildiğiniz üzere, Kürt sorunu üzerinde yıllardır kalem oynatan ve sözü de dinlenenleri bazen eleştiriyorum.

Ceberut devlet refleksini terk eden, reform yapan, diyalog kanallarını açan bir siyasal iktidar devrinde, “ezilenlerin haklı şiddeti” formülasyonlarının, savaşa gerekçe bulmak anlamına geldiğini iddia ediyorum.

Mesela savaşan taraflar masa başındayken, ya da havaya itidal hâkimken, 12 askerin öldürüldüğü gün demokratik özerklik ilan edenleri en azından siyasal iktidar kadar eleştirebilmeli diyorum.

Cemal kuşkusuz ki, “barış” derken, anti-militarizm güzellemeleri yaparken bir yandan da açıkça “gerillanın” sırtını tapışlayanlardan olmadı.

Hükümet takdire şayan bir siyasi risk alıp çözüm için İmralı ile görüşmeye başladığında, PKK çevresine “at pazarlığı şeklinde gelişen müzakerede bir barış uğruna ulus-devlet talebinden nasıl ricat edersiniz” diyerek savaşa can da pazarlamadı.

Ama Cemal, Kürt kamuoyu ve örgütlü siyasileri üzerindeki etkisini, daha radikal barış çağrıları için de kullanmadı. Yapabilirdi ve etkili de olurdu.

Bilemiyorum, potansiyelin altında kalan hakkaniyetli eleştiri performansı “mahalle baskısı” yüzünden mi düşüktü?

Yoksa egemen Kürt siyasal hareketi nezdindeki itibarını mı korumak istiyordu.

Ama her ne olursa olsun, hakkındaki bu ya da başka eleştiriler ancak fikrî düzeyde bir tartışmanın konusu olabilir.

Dolaysıyla, kendisiyle ilgili beklenti eşiğimizin yüksek olmasından kaynaklanan benzeri eleştirilerin, Cemal’in Milliyet’teki yazılarına ara verilmesinde etkili olduğunu düşünmek bile çok rahatsız edici.

Cemal’in patronu kim?

Bu mevzuda da, dönüp ilk elden suçlananlara, yani hükümete bakalım.

AK Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik açık açık “Başbakan hiçbir zaman gazetenin patronuna telefon ederek, ya da kurmayına telefon ettirerek ‘Şu yazar yazsın ya da yazmasın’ demez. Bu Başbakan’a yönelik bir iftiradır. Hasan Cemal yazmasın diyen kim?” diyor.

AK Parti’nin bir diğer önemli ismi Yalçın Akdoğan iddialara karşı hodri meydan deyip adres gösteriyor. “Kim kimi aramış, kim kime ne söylemiş, ne olmuş” diyerek merak edenlere, “üstüne gidin, araştırın” diyor.

İddialar ortada, muhataplarının “yüzleşelim” yanıtları da. Bu durumda AK Parti cephesinden gelen “reste” karşılık vermek icap etmez mi?

Başıma gelse ya da bir arkadaşım işten kovulsa faili merak ediyorsam, önce bu fiile karar veren patronaja, yayın yönetmenime sorarım.

“Hükümet gık demeden size hık dedirten hassasiyetinizin nedeni ne” derim.

“Sözleşmemizde ya da ‘hukukumuzda’ ticari ilişkilerinize zarar verebileceğimi hissettiğinizde beni susturma maddesi de var mı” sorusunu dillendiririm.

Ama tabii, alacağım “gerçek” yanıt, “hükümet baskısı” kadar prestijli değilse ve bunu yazabileceksem üstüne giderim.

Okurları olarak Hasan Cemal’den mahrum kalmak istemiyoruz, bir an önce köşesine dönmeli.

Onun mağduriyetini “ezeli düşmanına” çakmak için tepe tepe kullananlar, “Cemal’e yazdırmayanlar nasıl barışı tahsis edecek” deyip çözüme bahane bulanlar ise, köşelerinde dört dönüyorlar.

Üstelik ilginçtir, onlar umacıları kastetseler de, “yazdırmayan” dediklerinde ilk aklımıza gelen patronlarının köşelerinde. Dört köşe...

melihaltinok@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim