1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Haramlar Karşısında Bütün Organlarımız Felç Olmalı
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Haramlar Karşısında Bütün Organlarımız Felç Olmalı

A+A-

     Hasan Basri Hazretleri, sıra sıra dizilmiş elma ağaçlarının arasından geçen bir derenin kenarında yürürken, ağaç dallarında asılı iriyarı ve parlak elmalara bakar ve canı çeker. Yeşilli, kırmızılı elmaların albenisi ve semiz yanakları, O’nu cezbeder.

 

     Ağaçlardan birinin yanına gider, elini bereketli dalına uzatır. Alıp bir tanesini koparır. Nefsi, O’na kopardığı elmayı dere suyunda yıkamayı düşünmesine bile engel olur ve hemen ısırmaya başlar.

 

     Elmayı afiyetle bir güzel yer.

 

     Sonra nefis yerini idrake bırakır. Hasan Basri, bu bahçenin, dolayısıyla elmaların bir sahibinin olabileceğini düşünmeye başlar. Elbette yediği elmanın da.

 

     Bütün bir mübarek yaşamı boyunca helal ve harama azamî derecede dikkat etmiş olan bu büyük zât, sahibinin bu elmayı kendisine helal etmemesi durumunda, ağzına haram lokma götürmüş olacağını düşünüp yaptığından nedamet duyar. “Bahçenin sahibini mutlaka bulup yediğim elmayı bana helal etmesini rica etmeliyim” diye düşünür. İçinde gezinen insana sanki sonu yokmuş gibi gelen kocaman bahçenin içinde gezinir ve nihayet bir köşede, daha çok bir kulübeyi andıran deme çatma bir ev görür.

 

     Gider, evin kapısını çalar. Kapıyı, beyaz sakallı, yaşlı bir adam açar.

 

     Selâm verir ve “bu bahçenin sahibi sen misin?” diye sorar. “Evet” cevabını alır. Bunun üzerine Hasan Basri (rh. a. ), bahçede bir elma koparıp yediğini, bunu kendisine helal etmesini ister. Ancak içinde halis bir şekilde “Allah korkusu” taşıyan bir insanla karşı karşıya olduğunu anlayan yaşlı adam, “helâl ederim tabiî ki, ama bir şartım var” der, ardından ekler: “Eğer bu şartımı yerine getirmezsen, yediğin elmayı sana helâl etmem.”

 

     Hasan Basri, elmayı kendisine helâl etmesi için her türlü şartını kabul etmeye hazır olduğunu bildirir. Yaşlı adam şartını açıklar: “Benim, yaşı biraz geçkin olmasına rağmen halen evlenmemiş olan bir kızım var. Sen benim damadım olacaksın. Şayet kızımla evlenmezsen, elmayı sana helâl etmem, bilmiş ol.”

 

     Hasan Basri bu teklifi kabul eder ama yaşlı adam bir açıklama yapmak zorundadır: “Yalnız kabul etmeden önce bir düşün istersen. Çünkü benim kızım normal değildir. Özürlüdür. Gözleri görmez, kulakları işitmez, dili yoktur, üstelik elleri da tutmaz. Bunu peşinen söyleyeyim.”

 

     Hasan Basri, bugüne dek bir kez bile olsun boğazından haram lokma geçmediğini, bu yüzden, tamamen özürlü de olsa, kızıyla evlenmeyi kabul ettiğini dile getirir.

 

     Yaşlı adam çok sevinir.

 

     Düğün yaparlar. Evlenirler.

 

     Düğünden sonra Hasan Basri Hazretleri, büyük bir sürprizle karşılaşır. Evlendiği kız, hiç de babasının tarif ettiği gibi değildir.

 

     Elleri ve ayakları sapasağlamdır. Kocasından bütün güzel sözleri duymaya hazır kulakları ve O’na en tatlı sözleri söylemeye amade dili vardır. Babası onun kör olduğunu da söylemişti ama kızın ceylan gibi gözleri vardır. Yediği ve onunla nikah kıymasına vesile olan elma gibi yanakları, elma ağacının dallarını anımsatan endamı vardır. Ve elma ağaçlarıyla dolu bahçenin ortasından akan derenin suyu kadar güzeldir.

 

     Ertesi gün Hasan Basri’nin ilk işi, kayınbabasının yanına gitmek olur. Ona, öyle olmaıdğı halde, kızını kendisine niçin yanlış tanıttığını sorar.

 

     Yaşlı adam şöyle der: “Ben kızımı sana yanlış tanıtmadım, doğruyu söyledim. Ben ‘kızım kördür’ derken, ‘gözleri harama bakmaz’ demek istedim. ‘Kulakları işitmez’ derken, ‘Allah’ın hoşnut olmayacağı ve tamamen Şeytan’dan kaynaklanan sözleri işitmekten sakınır, duymaktan imtina eder’ anlamında söyledim. ‘Dili yoktur’ derken, ‘bâtıl söz sarfetmez’ diye söyledim. ‘Elleri yoktur’ derken, ‘harama ve başkasının malına el uzatmaz’ mânâsında konuştum. ‘Ayakları yoktur’ derken de ‘yanlış yoldan yürümez, kocasının istemediği yerlere adımını atmaz’ diye izah ettim.”

 

     Neye uğradığını şaşıran Hasan Basri’yi, yaşlı adam, söyledikleriyle iyice şaşırtır: “Oğlum! Kızım çok ihlaslı bir insan, takva sahibi bir müslümandır. Kendisini bugüne dek çok kişi istedi. Ama hiçbiri ona layık değildi, o yüzden vermedim. Ama sen bir elma için neler yaptın! Senin kızıma layık bir erkek olacağına kanaat getirdiğim için, bizzat kendim teklif ettim. Allah, sizi ömür boyu mesud etsin.”

 

* * *

 

     Bu hikayeden alacağımız çok ders var. En başta, nasıl bir şahsiyet geliştirmemiz gerektiği noktasında.

 

     Kalbimizde Allah inancı taşımamız ve fikren İslam düşüncesi ile donanımlı olmamız yetmez. Allah’ın bize bağışladığı her uzvu O’nun hizmetine sunmak, her organı O’nun haram kıldığından sakındırmak gerekir.

 

     O’nun helal ve haram kıldıkları karşısında tüm organlarımız felç olmalı, bedenimiz tamamen özürlü duruma düşmelidir. Şeytan’ın bize haramları şirin göstermesine kanmamalıyız.

 

     Gözlerimiz kör olsun…

 

     Olsun ki, harama bakmayalım. Bizi şehvete düşürecek, nefsimizin esiri yapacak olan şeylere bakmaktan sakınalım.

 

     Kulaklarımız sağır olsun…

 

     Olsun ki, Allah’ın hoşnut olmayacağı, meleklerin utanacağı sözleri işitmekten sakınalım. Hakkın değil batılın konuşulduğu, faydasız şeylerin söylendiği sohbetlerden ve diyaloglardan kaçınalım. Bizi sapkınlığa, yanlışa itecek konuşmalara kulaklarımızı tıkayalım.

 

     Burnumuz koku alamaz olsun…

 

     Olsun ki, bataklık ve küfrün pis kokusunu solumayalım. Burnumuza sadece gül kokusu gelsin. Cennetin kokusu.

 

     Dilimiz lal olsun…

 

     Olsun ki, bizi şirke ve küfre düşürecek, Allah ve Rasulü’nü incitecek sözler sarfetmeyelim. Yalan söylemeyelim, dostlarımızın ğıybetini yapmayalım, kimseye iftira etmeyelim, kimseyi incitmeyelim. İnsanlara hakaret ve küfür edecek kadar alçalmayalım. Sözlerimizle iki dostun veya iki toplumun arasına düşmanlık tohumları ekmeyelim, karı – kocanın arasını açmayalım, yuvalar yıkmayalım. Allah ve Rasulü’nün hoşlanacağı, insanların hoşlanacağı sözler söyleyelim. Söylediklerimiz insanlara doğru yolu göstersin, insanlar ve toplumlar arasına barışı getirsin, adaleti sağlasın.

 

     Dilimiz tat alamaz olsun…

 

     Olsun ki, Allah’ın haram kıldığı şeyleri tatmayalım. Domuzdan, Allah adına kesilmemiş etten, içkiden, helal kazanılmamış rızıktan, içinde yetim hakkı, işçinin çalınmış emeği ve alınteri bulunan lokmayı yemeyelim.

 

     Ellerimiz tutmaz olsun…

 

     Olsun ki, harama elimiz gitmesin. Yetim malına, kul hakkına, başkasının hakkı olan mülkiyete elimiz gitmesin. Hırsızlık yapmayalım, apaçık ortada ve kolayca alabileceğimiz durumda olsa bile, hiç kimse görmese de Allah’ın göreceğini bilerek ve buna şeksiz şüphesiz inanarak el uzatmaktan kaçınalım. Yalnızca helal kazanca tenezzül edelim.

 

     Ayaklarımız yürüyemez olsun…

 

     Olsun ki, Şeytan’ın yolundan gitmeyelim, Allah’ın yasakladığı ve bizi şiddetle men ettiği yoldan yürümeyelim. Şeytan ve dostlarının izinden giderek onlara cehennem arkadaşı olmayalım, ateş yoldaşı olmayalım. Yalnızca Allah ve Rasulü’nün yolundan gidelim, Qur’ân’ın izinde yürüyelim.

 

     Son nefesimizi verinceye dek bu yolun yolcusu olalım.

 

     ***

 

     Kıldığımız her namazdan önce abdest alırız. Abdest alırken ellerimizi, yüzümüzü ve ayaklarımızı yıkar, ağzımıza, burnumuza ve kulaklarımıza su veririz.

 

     Sizce bu sadece bedensel bir temizlik midir?

 

     Ellerimizi yıkarken, harama el uzatmayacağımızı…

 

     Ağzımıza su verirken, haram lokma yemeyeceğimizi ve daima hak sözü söyleyeceğimiz…

 

     Burnumuza su verirken, yalnızca gül kokusunu soluyacağımızı…

 

     Yüzümüzü yıkarken, yönümüzü yalnızca Allah ve Rasulü’nün yönüne çevirceğimizi…

 

     Kollarımız yıkarken, yalnızca helal kazanç peşinde olacağımızı, yetimin ve fakirin hakkını yemeyeceğimizi…

 

     Saçlarımız meshederken, yalnızca Hakk kapısının altından geçeceğimizi…

 

     Kulaklarımıza su verirken, Şeytan’ın çağrısına kulaklarımızı tıkayacağımızı…

 

     Ayaklarımızı yıkarken ise yalnızca Qur’ân ve Resulullah’ın yolunun yolcusu olacağımızı ilan etmiyor muyuz?

 

     Selam, bu yolun yolcusu olanlara…

YAZIYA YORUM KAT