Hani, “pat” diye yaşar ya insan...

20.12.2010 00:03

Sibel Eraslan

Türkan Saylan’a ait olduğu söylenen tüyler ürpertici bir ses bandı daha... “Hani pat diye ölmüştü Özal biliyorsun...” Artık bu kadarı da pes dedirtiyor insana, yok yok böyle olmamıştır, böyle dememiştir, akla ziyan şeyler bunlar, insanlığa ziyan... Keşke gerçek olmasa. Keşke hepsi yalan olsa...

Sonra, üzerimdeki malum baskı sebebiyle yazı yazmayacağıma söz verdiğim “hayata dönüş operasyonu” adındaki o katliamlar hakkında yeni tanık belgeleri, yeni bilgiler geliyor gündeme. Hapishane koğuşlarına doğru silahlarla yollanan askerlerin ağlayarak gittikleri ölüm koridorları, mahkumların ne olur vurmayın diyen çığlıkları, alevler, ateşler, duvarlardaki beyin, kol, kafa parçaları... Mahkumlarla birlikte ölen askerlerin bedenlerine ustalıkla uygulanan otopsi  operasyonları, önce açılan bedenler, sonra içinden çıkartılan uzun namlulu silah mermileri, ardından iğne iplikle küçültülen tüm giriş çıkışlar... Giriş çıkışlar... Artık bu kadarına da pes diyor insan, yok yok böyle olmamıştır, böyle yapmamışlardır, akla ziyan şeyler bunlar, insanlığa ziyan... Keşke gerçek olmasa. Keşke hepsi yalan olsa...

Sanki feci sapkınlıklarıyla seyircisi olduğumuz bir korku filminin içinden geçiyoruz.

Niçin bunca nefret, neden, kimin için?

“Hani pat diye ölür ya insan...”

Hepimiz ölmeyecek miyiz? Öyleyse, ölümle korkutmak neden? Ölümlerden ölüm beğendirmek neden? Ölümle terbiye etmek mi? Ölümler üzerinden parsa toplamak mı, güç mü, siyaset mi, ekonomi mi?

Otuz yıldır devam ettiğini her seferinde keder ve kahırla söylediğimiz kirli savaş, maalesef suyun üzerinde yüzen kısmı... Bir de daha derinlerde, kılcal damarlarda, gizli kasalarda, kozmik arka odalarda itinayla hesaplananları, eyleme konanları, konamayanları işitince... Yukarıdaki tüyler ürpertici cümle tersine dönüyor; bu berbat ve ağır şartlar altında, yaşamak ölmekten daha şaşırtıcı hale geliyor...

Türkan Hanım’ın cümlesi, tersinden okununca çıkıyor gerçek anlam:

“Hani pat diye yaşar ya insan...”

Bunca akim kalmış darbe, ihtilal, ölüm planı, örtbas edilmiş faili meçhullerle birlikte düşününce... Bu ülkede “pat diye ölmek” nerdeyse, “pat diye yaşamak”tan daha doğal hale gelmiş gibi... Akıllarını kaybetmiş, çığrından çıkmış, gözü dönmüş bu düşmanlıkların, nefretlerin anlamını bulmak çok kolay değil...

Benim beynim zonkluyor. Varsıllığını, yoksulların kanını emmek üzere kurmuş, gücünü güçsüzlerin, merkeziliğini dışladığı ötekinin üzerine inşa etmiş bu zihniyet; aslında herhangi bir ideoloji, herhangi bir ülkü, herhangi bir inanç da taşımıyor... Hayat karşıtı bir durumdur burada söz konusu olan. Başkalarının ölümüyle, mahkumiyeti, yoksulluğu ve güçsüzlüğü ile hayatlarına hayat kattıklarını zanneden bu zihniyete, en büyük yanılgısını, yaşamın o basit gerçeği haykırıyor aslında: Hepimiz ölümlüyüz...

Çok şükür ki; hayat tüm bu insansevmezlerin aleyhine, “pat diye yaşamaya” devam ediyor. Yani o güçsüz insanlar, cahiller, aptallar, doğru düşünmeyi bir türlü beceremeyenler, düşük zevkli, boş inançlı, sinek gibi öldürülmeyi hak eden bizler... Her şeyi en iyi bildiğini zannedenlerin tüm o derin planlarına rağmen, hayatın kılcal damarlarında, kısacık hayatlarımıza, binlerce anlamlar taşımaya devam ediyoruz...

İnsanlar sevmeye, saygı duymaya, merhamete, adalete her şeye rağmen değer veriyorlar.

Doğan her bebek, seyretmeye zorlandığımız şu korku filminin bitiş anonsu gibi. “Hani pat diye yaşar ya insan...”

YENİ AKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim