1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Hani Eruygur’un bilinci “kapalı”ydı?!?
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Hani Eruygur’un bilinci “kapalı”ydı?!?

A+A-

Malûm, eskiler, “ateş düştüğü yeri yakar” derler...

Doğrudur, ateş düştüğü yeri yakar... Bir insanın başına bir “olay” gelmişse, o insan için “başka bir olay”ın hiçbir önemi yoktur... Meselâ “domuz gribi”ne yakalanmışsa veya bir “kaza” geçirmişse, yani “olayın merkezi”nde kendisi varsa, onun için “gündemin tek maddesi” kendi yaşadığı olaydır... Mesela, “iki aç” insan bakkaldan “ekmek” çaldıkları için “22 yıl hapis cezası”na çarptırılırken, “4 Mehmetçiğin ölümünden sorumlu Teğmen”e, sadece ve sadece “9 yıl hapis” cezası verilmesi, hiç ilgilendirmez “kaza” geçiren insanı... Ya da; “domuz gribi”ne yakalanan bir insan, sadece “ne olacağını” düşünür... Sadece kendisine kilitlenir, hastalığına odaklanır... Meselâ; CHP’de “Dersim çatlağı” büyüyormuş, Kemal Kılıçdaroğlu ve Onur Öymen gittikleri her yerde “protesto” ediliyormuş, bu konu “ateşler içinde kıvranan” insanın ilgi alanına girmez!..

Çünkü, onun için “en önemli konu” kendisidir!..

Dedik ya, “ateş düştüğü yeri yakar”mış!..

“1 NUMARA, YÜZ NUMARA” MESELESİ

Kusura bakmayın, hemen her gün “memleketi kurtarma” yazıları yazan ben de, bugün “kendimden” söz edeceğim... Kendimden derken, “hakkımda açılan dâvâ”dan demek istiyorum...

Pazar günkü Vakit’ten de okuduğunuz gibi; Jandarma eski Genel Komutanı Emekli Org. Şener Eruygur, hakkımda dâvâ açmış!..

Ne için?..

“1 Numara dedik, Yüz Numara çıktı” diye yazdığım için!.

Bay Eruygur, bu ifadeyi “çirkin ve seviyesiz” bulmuş!.. Olabilir, herkesin nabzına göre şerbet vermek gibi bir mecburiyetim yok!..

N’aapalım yani;

“Tuvalete gidenleri, abdest alanları, mescitte namaz kılanları izlettirip, fişlettirdiği” için “Bravo” mu demeliydik?..

Sen, bütün gazetelerde “Ergenekon Terör Örgütü’nün 1 Numarası” olmaya lâyık görülürken, kalkar da “tuvalet”lerle, “helâ”larla, “yüz numara”larla meşgul olursan, benim gibi birisi de çıkar, şaşkınlığını yazıya döküverir;

“1 Numara dedik, Yüz Numara çıktı!

Bir insan, bir “iş”e kalkıştığında, önünü-arkasını düşünmelidir!.. Hem “ne olacağını” düşünmelidir, hem de “insanların ne diyeceğini!”

Elbette “iyi” deyip “gaz verenler” de çıkabilir, “kötü” diyenler de!.. “Alkış”lar nasıl hoşuna gidiyorsa, gelecek “eleştiri”lere de katlanacaksın arkadaş!..

Ya da, yola çıkmayacaksın!..

Çünkü bu yolda, “övgü” de vardır, “eleştiri” de!..

MERDİVENDEN DÜŞÜP, KAFASINI ÇARPMIŞTI YA!

Her neyse... Meselem, bunları dile getirmek değil... Meselem, tüm bu “olgu”lardan hareketle, bazı sorular sormak ve “Org. Şener Eruygur’un dâvâ açma ehliyetinin olup-olmadığını” gözler önüne sermek!..

Gerçekten de sormak gerekmez mi;

“Org. Şener Eruygur’un benim veya bir başkası hakkında dâvâ açmaya FİİL EHLİYETİ var mıdır?”

“Nasıl yani?” diye soracak olanlara, “süreç”ten kısaca söz etmek istiyorum!..

Malûm;

Ergenekon Terör Örgütü Dâvâsı’nın sanığı olan Şener Eruygur, bundan tam 1 yıl önce “cezaevi”nde kalırken, her nasıl olmuşsa olmuş, “merdivenden düşüp boynunu kırmış”tı... Hemen Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaldırılıp, tedavi altına alınmıştı!..

Gerçi, hemen herkes gibi; bu “düşme” ve “boyun kırılma” işine ben de inanmadım ama, ne yaparsınız ki, “resmi açıklama”ları kabul etmek zorundayız!..

Yani “inanmasak” da, “güvenmesek” de, dahası “numara çevrildiğini” düşünsek de “resmi açıklama”ları kabul etmek durumundayız!..

Nitekim; “Eruygur’un merdivenden düşüp, boynunu kırdığı” açıklamasını da yuttuk!.. Hatta, hastaneye kaldırılıp “ameliyat” edildiği açıklamasını da, yutmakla kalmayıp, bir güzel hazmettik!..

Hatta ve hatta; 10 Kasım 2008 günü “Eruygur’un avukatı” tarafından yapılan, “Eruygur”un durumu kritik” açıklamasını bile, itirazsız kabul ettik!..

O kadar kabul ettik ki;

Şener Eruygur’un sağlık durumu konusunda “günlük açıklamalar” yapan “Hastane Başhekimi”nin bir “Ürolog” olduğuna bile aldırış etmedik!..

Oysa; Eruygur, “boyun kırığı”ndan dolayı ameliyat olmuştu... Açıklamayı niye “ürolog” yapıyor, diye sormalıydık ama sormadık!..

“Boyun kırığı” ve “beyin kanaması” konusunda bir “ürolog”un açıklama yapmasını sorgulamadığımız gibi; aynı “ürolog”un, 20 gün boyunca; Cumartesi ve Pazar günü de dahil, “hiç izin kullanmadan” her gün açıklamalar yapmasını da hiç sorgulamadık!..

Biz sorgulamayınca, “Başhekim”imiz sürekli “resmi açıklamalar” yaptı;

“Şu an konuşamıyor!.. Bilinci kapalı!.. Sağ kolunu dahi oynatamıyor!.. Bugün, kolunu hafif kımıldattı!.. Bilinci kapalı olduğu için kimseyi tanıyamıyor!..

Bugünkü haberimiz iyi; Başhekim’i bile tanıdı!..”

Ve en son “resmi açıklama”lar;

“Artık yürüyor!.. Sol eli kadar olmasa bile sağ elini oynatabiliyor!.. Artık, konuşmaya bile başladı!”

BAŞHEKİM Mİ, AVUKAT MI DOĞRU SÖYLÜYOR?

Aaa, o da ne; tüm bu gelişmeler yaşanıp, “resmi açıklamalar” birbirini takip ederken, “internet siteleri”nde bir dedikodu;

“Eruygur Paşa öldü!”

“Hoop n’oluyor” demeye kalmadan, “Şener Paşa’nın avukatı” çıktı mikrofonların karşısına ve o da yaptı açıklamasını:

“Eruygur’un durumu kritik!.. Konuşamıyor!..

Yakınlarını bile tanıyamıyor!..

Ayrıca; bırakın yürümeyi, ayakta bile duramıyor!”

Hooppalaa!.. N’apcez şimdi?..

Şu hâle bakın;

20 gün önce “yürüyor” denilen hasta için, “her gün daha iyiye gidiyor” denildiği halde, bugün “Yoo yürüyemiyor” bilgisi veriliyor. 15 gün önce “konuşuyor” denilirken, bugün “konuşamıyor” deniliyor.

Bilincinin yerinde olduğu söylenirken, bugün “yakınlarını bile tanıyamıyor” deniliyor.

Söyler misiniz; Kime inanacağız biz?..

Ya da, “hangi” açıklamaya?..

“Ürolog Başhekim”in açıklamasına mı, yoksa “avukat”ın açıklamasına mı?..

“Çelişkide kaldık” tabiî!..

Eruygur’un “bilinci açık” mı, yoksa “yakınlarını bile tanıyamayacak” derece “kritik” mi?..

Biz bunları merak ederken, “mahkeme” karar veriyor: “Tahliyesine!”

Tabiî, “sağlık sorunları” sebebiyle!..

Derken, aradan aylar geçiyor ve 3 Mayıs 2009 tarihli gazetelerde şöyle bir haber yer alıyor:

“Felçli olduğu ileri sürülen Eruygur, 1 Mayıs 2009 Cuma günü eşi Mukaddes Eruygur ile Kadıköy’de keyif çatarken görüntülendi. Bağdat Caddesi’ndeki bir kafeye eşi ile gelen Şener Eruygur, gayet sağlıklı gözüküyordu. Bir saate yakın kafede kalan ve hiç hasta görüntüsü vermeyen Şener Eruygur’u görenler gözlerine inanamadı.

Kartel gazetelerinin ölümcül hasta olarak kamuoyuna lanse ettiği Şener Eruygur’un serin havaya rağmen üstüne ceket bile almadan kafeleri gezmesi, sağlık sorunu olmadığının kanıtı olarak değerlendirildi.

Kafeden ayrılırken objektiflerimize yakalanan Eruygur ailesine, subay traşlı iki sivil korumanın eşlik etmesi dikkatlerden kaçmadı. Terör örgütü davasından yargılanan Eruygur’un, halen devletin kendisine tahsis ettiği makam aracına binip yine devletin korumasından faydalanması garipsendi.

Şener Eruygur ve eşinin, özel tahsisli ve plakası 34 YY 8.. olan araçla kafeden ayrıldığı gözlendi.”

AKIL SAĞLIĞI YERİNDE Mİ?

Bu haber, kafalarımızı hepten karıştırıyor;

“Hasta mı, sağlıklı mı?”

“Hasta” ise, niye “hastanede” değil?..

“Sağlıklı” ise, niye “cezaevinde” değil?..

Öyle ya; bu adam, “sağlık sorunları” dolayısıyla “tahliye” edilmemiş miydi?

O halde, “cafe”de ne işi var?..

Bizler, “kafamızda bir çığ gibi büyüyen soru”lara cevap bulmaya çalışırken, öğrendik ki;

Eruygur, bizim hakkımızda “suç duyurusu”nda bulunmuş!..

Haberi, Vakit’ten okumuş olmalısınız;

“Ergenekon Terör Örgütü davasının tutuksuz sanığı Emekli Org. Şener Eruygur, yazarımız Hasan Karakaya’nın “Şener Eruygur... ‘1 numara dedik’, ‘100 numara çıktı!’” başlıklı yazısı hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu.”

Haberi okuduktan sonra, aldı beni bir merak: Şener Eruygur, suç duyurusu yapacak derecede “fiil ehliyeti”ne sahip ise, demek oluyor ki, “sağlam”dır!..

Müebbet hapis istenilen sağlam sanığın yeri ise “cezaevi”dir!..

Öyle ya;

“Cezaevinden tahliye” edilişinin bir tek sebebi vardı, o da “düşüp, kafasını yere çarpması ve bilincini yitirmesi”ydi!..

Söyleyin Allah aşkına;

“Bilincini yitiren” bir adam, dahası “yakınlarını bile tanıyamayan” bir adam; beni nasıl tanır, yazımda söz ettiğim olayları nasıl hatırlayabilir ve kullandığım ifadelerin “çirkin ve seviyesiz” olduğuna nasıl karar verebilir?..

GATAKULLİ Mİ, KATAKULLİ Mİ?

Tüm bunları yapacak derecede sağlığı yerinde ise, yani “akli melekeleri dumura uğramamış” ise, işte buradan “Ergenekon savcıları”na sesleniyorum:

“Sağlık sorunları” gerekçesiyle “tahliye” edilen Eruygur için, “yeni bir muayene” isteyin!..

Eğer “dâvâ açabilecek kadar sağlıklı” ise, mahkemeden “tutuklama” talep edin!..

Yook, “hâlâ hasta” ise, o zaman da “fiil ehliyeti”nin bulunup bulunmadığı konusunda “rapor” isteyin!.. Çünkü ben, bu raporu “dâvâ aşaması”nda isteyeceğim!..

Öyle ya; “Bilincini yitirdiği” söylenen bir adam nasıl “suç duyurusu” yapabilir, nasıl “dâvâ açılmasını” isteyebilir?..

Açık söyleyeyim;

Biz, “GATAkulli”lere alıştık ama merak da ediyoruz, burada da bir “katakulli” mi vardır?..

“9 koca eskitmiş karılar”ın, “kız oğlan kız” diye yutturulduğuna çok tanık olduk ama; “turp gibi sağlam” birinin “ağır hasta” olarak yutturulmasına yeni yeni tanık oluyoruz!..

Acilen öğrenmek istiyoruz: 

“Eruygur’un bilinci açık mı, yoksa hâlâ yakınlarını bile tanıyamacak derecede kapalı mı?..”

Hasta ise, beni nasıl tanıdı?..

Dedim ya, bu soruyu “mahkeme”de de soracağım!

 

 

Cevizoğlu ve Pamukoğlu

İnsanların, “hep sahnede” veya “hep önde” olma tutkularını, hatta “tutku”dan da öte “saplantı”larını bir türlü anlayamıyorum... Yahu; “son durak, kara toprak” iken, “padişah” olsan ne yazar?..

Hulki Cevizoğlu’nun; “Rahşat Ecevit’in ricası” üzerine Demokratik Sol Halk Partisi”nin Genel Başkanlığı’nı kabul ettiğini duyunca, ne yalan söyleyeyim, üzüldüm!.. Düşündüm de, ya “Cevizoğlu’nun reytingi” yerlerde sürünüyor ya da “hep sahnede kalmak” istiyor!..

Öyle olmasa; Cevizoğlu gibi “akıllı” bir adamın “hırs küpü” bir Rahşan Ecevit’in yanında ne işi var?..

Aynı durum, Osman Pamukoğlu için de geçerli... Bence, o da “hatıralarını yazmaya” devam etseydi, çok daha iyi olurdu...

Ama o ne yaptı; sanki eksikliği varmış gibi, tuttu “parti” kurdu!..

Şimdi de “yüzde 12-15 oy”la Meclis’e gelme hayalleri kuruyor!..

Bence, herkes “uzmanı olduğu” işi yapmalı ve kendisini o alanda geliştirmelidir... Malûm; “Bir işin ehline verilmemesi, kıyamet alâmetlerinden”dir!..

Korkarım ki; Hulki Cevizoğlu ve Osman Pamukoğlu kendi kıyametlerine doğru yürüyorlar!.

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT