1. YAZARLAR

  2. Leyla İpekçi

  3. Hangi üstkimliğinizle örttünüz vicdanınızı
Leyla İpekçi

Leyla İpekçi

Yazarın Tüm Yazıları >

Hangi üstkimliğinizle örttünüz vicdanınızı

A+A-

Milliyet: “Kusturica Bombaladı” diye pazar günü manşet atan gazete. Soykırımlarda ailesini, evlatlarını kaybeden Yahudi, Ermeni, Kürt, Iraklı, Çerkes, Filistinli, Kosovalı’nın kanının sayfalarına sıçramasından oralı değil. Yaratıcı ve reytingi yüksek bir metafor çünkü bomba! Soykırım mağdurları içinde saldırganlığı ima eden bu başlığa bakıp mahcup olmadan bu satırları okuyabilecek birisi var mıdır acaba?

Atilla Dorsay: Sinema yazarlarının duayeni. Altın Portakal danışmanlarından. Festivalin etkinliklere katılmayı reddeden Kaplanoğlu için “aşırı milliyetçi bir tavır içine giriyor. Çok daha liberal, özgürlükçü biri olduğunu düşünüyordum” ifadesini kullanırken, soykırım ve tecavüz suçunu öven birini eleştirmenin milliyetçilik olduğunu zannediyor! (En azından feministler yanıtlasa onu!) Katleden ve tecavüz edenlerin, bu suçu öven ve meşrulaştıranların soyuna sopuna kökenine bakılamayacağını unutuyor.

Can Dündar: Kusturica’yla canlı söyleşi yapan (NTV’nin basın sponsoru olduğu Altın Portakal festivalinin açılışında da konuşan) Milliyet yazarı, anchorman, gazeteci, belgesel yönetmeni. Kusturica’nın kendisine “Daha önce kaç kez geldim Türkiye’ye. Filmlerim gösterildi, beğenildi. Şimdi ne oldu ki” diye sorması üzerine “halkımız o zaman senin ne yaptığını bilmiyordu, yeni öğrendi” demekten imtina ediyor: “Şimdi ne değişti de Kusturica ‘savaş suçlusu’ ilan edildi” diye yazıyor. İma ediyor ki; değişen tek şey organizasyonu yapan belediyenin CHP’ye geçmesi. Demek tüm tepkiler CHP’yi yıpratmak üzerine! Çok yönlü bir yazar ama yaptığı tek çıkarsama bu.

Mehveş Evin: “Boşnakların Kusturica’dan nefret etmesi ve Türkiye’ye davet edilmesini kınaması gayet anlaşılır” dedikten sonra asıl bombalamayı yapıyor: “Peki ya bizimkilere ne oluyor?” Savaş suçlularını ancak mağdur Boşnakların kınayabileceğini ima ediyor. Tecavüze, işgale, savaşa karşı olmak için ille başımıza gelmesini mi beklemeliyiz? Biz başka bir kökenden isek suçu övenleri eleştiremez miyiz? O da köşeyazarı. Sorduğunuzda elbette tecavüze de, ayrımcılığa da karşı.

Kusturica: Tescillenmiş ‘sanatçı üstkimliği’yle kulağına fısıldananlara inanıp giderayak Türkiye’ye dair siyasi demeçler veren, ödünç iftiralar atan yönetmen. “Kaplanoğlu Ermeni soykırımına niye ses çıkarmıyor” diye sorarken soykırım acılarını yarıştırmakta beis görmüyor. (Keşke bunun yanıtını da bu karşılaştırmalardan en çok çekmiş Yahudiler verse!) Nasılsa sanatçılığın dokunulmazlığı var, vicdanı olmasa da olur mu yoksa? Kendisine bu demecinde söylemek üzere Ermeni soykırımından, Irak işgalinden sufle verenlerin içinde Kaplanoğlu gibi Ermeni özür kampanyasını imzalamış, Irak işgaline bilfiiil karşı çıkmış kaç kişi vardı acaba?

Antalya Belediye Başkanı Akaydın: CHP’den Belediye Başkanı seçilmeden önce Üniversitelerarası Kurul’un başkanı ve Akdeniz Üniversitesi Rektörü’ydü. Türbanın yükseköğrenim kurumlarına girmesiyle kopya çekmeye zemin hazırladığını söylerdi. Şimdi ilginç ilişkilendirmelerine devam ediyor: “Habur’dan terörist geçirip, bunlara hoşgörü gösteren milletin evlatları Kusturica’ya neden bu kadar acımasız davranıyor?” Sanırsınız Boşnaklarla Sırplar arasında olduğu gibi Türkiye’de de Türk-Kürt etnik savaşı çıkmış da bir halk diğerini soykırımdan geçirmiş. Bu benzetmeyi yaparken: Dörtyol’da, Ayvalık’ta, Mersin’de vesaire Türk-Kürt çatışması tezgâhlayanların söylemini çoğaltmaktan çekinmiyor.

Mehmet Açar: Habertürk; sinema ve magazin eki yazarı. Protestoyu gerçekleştirenlerin tek derdinin AKP’li olmak olduğunu ima ediyor. Ama isim vermeyecek denli kurnaz. Festivali düzenleyen belediyenin tek özelliği onun için CHP’li olması mı? Tabii biz biliyoruz ki, CHP’li olunca tüm adaletsizliklerine gözyumulur, çünkü memlekete su kadar gereklidir. Ne Altın Lale töreninde sahnede Ertuğrul Günay’a Emek Sineması’yla ilgili sert eleştiride bulunan Kaplanoğlu’yu duymuş. Ne de onun Berlin’de Altın Ayı alırken hükümetin desteklediği HES projelerinin doğayı katlettiğini tüm dünyaya duyurduğundan haberdar!

Yine Akaydın: Profesör. Bir yandan “biz sanatçının üst kimliğiyle ilgiliyiz ideolojisine bakmayız” diyerek Kusturica’yı savunuyor. Bir yandan da “Onun ideolojisinin ne olduğunu Türk kamuoyu bilir” diyerek onu halkına hedef gösteriyor. “Neden Kusturica’da bakmadığınız ideolojiye, Kaplanoğlu’da bakıyorsunuz” diye ona soran olmuyor.

Zeynep Oral: Yılların kültür-sanat yazarı. Kaplanoğlu’nun geç protestosunda bir ikircik aradıktan sonra (gerçeği bilmediği için burası doğal) derhal bir çıkarsamada bulunmaktan ise çekinmiyor: “İşte bütün bu sorular, beni şu soruya ulaştırıyor: Biz bu çifte standarttan, ikiyüzlülükten ne zaman vazgeçeceğiz? Kıyılara göz dikmiş cemaat! Bunu her fırsatta açıklayıp duruyorlar!” Yönetmende aradıkları fitne bağını AKP üzerinden kuramayanlar otomatik olarak cemaat üzerinden analizlerini geliştirecek demek.

Bir sanatçının kimsenin adamı olmaması ihtimalini hiç ama hiç gözönünde bulundurmayan onca bağımsız ‘üst kimlikli’ye soralım o halde: Neden?

TARAF

YAZIYA YORUM KAT