Hangi mahalle baskısı?

26.12.2008 18:34

Etyen Mahçupyan

Akademik dünyadan beklenen zihnimizin dışında kalan gerçeklik alanının bir bölümüne ışık tutması, onu anlamamızı sağlamasıdır. Öte yandan söz konusu gerçeklik alanı sürekli bir değişim içinde olduğu gibi, bizzat zihnimiz de değişmekte. Zaman, olayların farklı algılandığı, farklı yorumlandığı yeni bakışlara doğru bizi sürüklüyor. Ancak bu zihinsel değişimin iki katmanlı olduğunu gözden kaçırmamak gerek. Yüzeyde dışa dönük değerlendirmeleri içeren, daha ziyade anlamlandırmaya dönük bir söylem var. Altta ise çok daha yavaş dönüşen ve bu anlamlandırmanın zeminini oluşturan bir zihniyet çerçevesi...

Sosyal bilimlerin ‘işi’ her iki düzeyde de neler olup bittiğini kavramak ve fiziki dış dünyadaki somut durumu ve değişimi bu zihinsel prizmayla bağlantı kurarak açıklamaktır. Çünkü hem toplumu ve değişimi anlamak ancak ikili zihinsel düzlemin birlikte ele alınmasıyla mümkündür, hem de somut gerçeklikler ancak ilgili aktörlerin niyeti ve anlamlandırması içinden okunabilir.

Geçmişte örneğin gecekondulaşma oranının arttığını ortaya koyan rakamsal tablolarla dolu bir çalışma yeterince bilimsel sayılabiliyordu. Bugün öyle bir çalışma ancak bilimsel bir çabanın veri tabanı olabilir. Çünkü hem dışımızdaki gerçekliğe ilişkin tespitlerin öznellikle yüklü olabileceğini öğrendik, hem de salt gerçekliği sıralayarak onu ‘anlamanın’ mümkün olmadığını... Bilimsel bakışın yararı nedenselliği ortaya koyma çabasına sahip olmasıdır ve nedensellik de ilgili aktörlerin öznel dünyasından bağımsız değildir.

Bu nüansın keşfedilmesi pozitivist bilim anlayışını bir miktar geriletse de, sosyal bilimlerin ana damarı hâlâ ‘işin’ ruhunu kavramış gözükmüyor. Nitekim son yıllarda anket yaparak bir tür gerçekliğe ışık tutulacağını düşünen çok sayıda bilim insanı çıktı. Oysa bu anketlerin hem deneklerin ‘hakiki’ öznel bakışlarını ne derece ortaya çıkardığı kuşkuluydu, hem de arka plandaki nedenselliği anlama konusunda katkıları yoktu. Dolayısıyla geçmişteki gecekondu örneğine benzer bir biçimde anlaşılmaya muhtaç bir veri tabanı üretmekle yetindiler. Söz konusu anketlerin gerçekten ne anlama geldiğini kestirmek, ancak niteliksel bir çalışma ile mümkün ve bu tür çalışmalar da zihniyete bakmak durumunda. Çünkü ankete verilen yanıtların ‘gerçekten’ ne anlama geldiğini, deneklerin anlam dünyasından bağımsız olarak kavramak mümkün değil.

Toplumu anlamada gösterilen bu acz, anket çalışmaları içinde pişmiş bilim insanlarının şimdilerde niteliksel araştırmalara girmelerine neden oluyor. Gündemde Binnaz Toprak yönetiminde yapılmış bir ‘mahalle baskısı’ çalışması var ve muhafazakâr kesim epeyce haklı nedenlerle bu çalışmayı topa tutuyor. İşin kritik yanı şu: Niteliksel araştırmalar sadece ve sadece görüşülen kişilerin zihniyetini anlamak için, bu zihniyetin içsel değişimini ve farklı alanlardaki görünümlerini kavramak için işlevseldir. Diğer bir deyişle kimle görüşürseniz, onu anlarsınız... Kısacası Beşiktaşlılara gidip onlara Fenerlileri sorduğunuzda, ancak Beşiktaşlılar hakkında bir fikir edinebilir, onların nasıl düşündüklerini, yaşadıklarını nasıl algıladıklarını kavrarsınız. Ama buradan hareketle bu insanların gerçekten tam da böyle yaşadıklarını söyleyemezsiniz. Çünkü zihin bir ayıklama ve seçme mekanizmasıdır. Hele ideolojik olarak kendisine karşıt olarak konumlanan insanları sorgularsanız, deneklerin söz konusu ayıklamayı fazlasıyla öznel bir biçimde yapacaklarına da hazır olmanız gerekir.

Gündemdeki çalışma belki anlamlı veriler oluşturabilecek bir içeriğe de sahip... Ama sunuş biçimi deneklerin algısının ‘ötekilere’ ilişkin bir gerçeklik olarak tespit edildiğini ima ediyor. Diğer bir deyişle çalışma Beşiktaşlılara soru sorup Fenerlilerin tribünlerde nasıl davrandığını anlamaya çalışıyor. Ne var ki verilen yanıtlar buram buram öznellik kokuyor ve doğrusu bilimsel açıdan çok tahrik edici bir malzemeye işaret ediyor. Çünkü deneklerin hepsi laik kesimden gelmekteler ve bu sayede bizzat bu kesimin nasıl bir zihniyete sahip olduğunu görmeyi kolaylaştırıyor.

Söz konusu çalışma derinlemesine mülakata dayanıyor ama anlaşılan araştırma tekniği olarak anket mantığını devam ettirmiş. Laiklere soru sorarak muhafazakâr kesimin ‘mahalle baskısını’ ortaya çıkarmayı ummuş. Ama onun yerine laik kesimin zihnî yapısını sergilemiş. Bu durum muhafazakâr kesimde ‘mahalle baskısı’ olmadığını, ya da muhafazakârların laikler üzerinde belirli bir manevi baskılarının olmadığını söylemiyor. Muhtemelen vardır... Muhtemelen tam aksi de varittir. Yani benzer bir ‘mahalle baskısı’ da laiklerin kendi içinde ve muhafazakârlara yönelik bir zorlama olarak mevcut. Bu tespitleri yapmak için hem sahada gözlem yapacaksınız, hem de ‘mahalle baskısını’ ölçmek istediğiniz deneğin kendisine gideceksiniz. Kısacası muhafazakârların ‘mahalle baskısını’ tespit etmek için bizzat muhafazakârlarla görüşeceksiniz... Çünkü zihniyeti kavramadan, gözlemlerinizi anlamlandırmanız hiç kolay olmayacaktır...

Velhasıl laiklere soru sorarak muhafazakârlara ilişkin bir gerçekliği ‘anlamak’ maalesef pek mümkün değil... Ama bu vesile ile laikleri bir kez daha anlamış olduk.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim