Hangi gurur Buse ve Ceylan’dan daha üstün

26.06.2010 23:24

Ferhat Kentel

Yıllar geçiyor, beyazların devletinin takıntıları ya da çokbilmişlikleri yüzünden sürekli olarak sayısız barış fırsatı kaçıyor. Her geçen gün, inatla sürdürdükleri politikalar yüzünden ödenen bedeller inanılmaz derecede ağırlaşıyor.

Ya inatla anlamak istemiyorlar... Ya sınıfsal ve kültürel dengeleri altüst eden AKP’yi devirip, beyaz zihniyetin uysal hizmetçilerini 2011 seçimlerinde hükümete getirmek, Çankaya’nın tepesine yeniden kendi sembollerini dikmek için, hepimizin içinde bulunduğu gemiyi batırmayı bile kafaya koymuş durumdalar... Ya da aslında, gerekirse safra atmayı ve bu memleketi bölmeyi göze alarak, inatla savaşıyorlar. Varolmak için savaşa ihtiyaçları var. Ve bu konuda hiçbir eksiklikleri yok; çünkü karşılarında onların beklentilerine çok güzel cevap veren ve onları daha da güçlendiren bir örgüt var...

Fırsatlar kaçıyor; savaş delileri hep beraber sadece bedenleri değil, fırsatları öldürüyorlar. Eğer onlar öldürüyorlarsa, bizim de sürekli olarak yeni barış fırsatlarını dile getirmemiz gerekmiyor mu?

Bu ülkenin dertli kesimleri ağlamadığı sürece her şey yolundaymış gibi davrananlar, ortalık karışıp, gencecik insanlar toprağa düşünce, çaresizlik içinde fikirler üretmeye çalışıyorlar: sınırları yerinden oynatmak, daha fazla silah, daha fazla teknoloji, daha sağlam karakollar, OHAL!... Güvenlik yani... Her zaman, her şeyden önce güvenlik... Güvensizliğin hem doğuda hem batıda nasıl olup da bu kadar ruhumuza işlediğini asla düşünmeden...

Hesaplar yapıyorlar: “Nüfusumuz bu kadar; Kürt nüfusu şu kadar, DTP’ye şu kadar insan oy veriyor; öyleyse ‘bölücü Kürt’  sayısı şu kadar, yani ‘azınlık’...” Yani Kürtleri görmeye gerek yok; savaş devam edebilir!

Bir türlü varolan sorunun temelindeki insanları göremiyorlar. Aynı başörtüsü sorununda olduğu gibi... “Nüfusumuz bu kadar; başörtülü kadın sayısı şu kadar, başörtüleriyle üniversiteye girmeye çalışan kız öğrenci sayısı şu kadar, yani ‘azınlık’...” Yani başörtülüleri görmeye gerek yok; devam etsinler dışarıda durmaya!

Her şey sembol... “Pekeke” mi dedi, “Pekaka” mı dedi? “Terörist” mi dedi, “gerilla” mı dedi?

Beyazlar için başörtüsü de sadece “laiklik karşıtı siyasal bir sembol”! Onlar sembolde takılıp kalmışken, şu anda başörtülü  kadınlar yapayalnız; kimse onları umursamıyor bile. Sanki sorun bitmiş ya da hiç yokmuş gibi... Beyazlar, görmedikleri, bakmadıkları sorunu yok kabul ediyorlar. Eğer başörtülüler bir gün gene itiraz etmeye yeltenirlerse, o zaman savaş makinesi yeniden devreye girer tabii; o zaman gene “laiklik elden gidiyor, şeriat geliyor!” diye bağırmaya başlarlar...

Şimdi olmakta olduğu gibi... Silahların konuşmadığı yıllar geçti. Fakat aynı zamanda, 17 bin faili meçhul cinayetin bıraktığı yaralar sarılmadan, köyleri yakılmış, yerlerinden yurtlarından edilmiş binlerce insanın yığıldığı ve toplumsal dengelerin altüst olduğu kentleri iyileştirmek için doğru dürüst tek bir adım atmadan yıllar geçti...

Şimdi ise, bir yandan savaşın dilini yüceltirken, diğer yandan “silahları bıraksınlar her şey konuşulur” diyorlar. Şimdiye kadar neden konuşmadıklarını ve daha kötüsü, dinlemediklerini hatırlama çabası göstermeden...

Karşılarında savaş boyalarını sürmüş olan bir örgüt de bu topraklarda ezberletilen bir dili konuşuyor; inadın ve hamasetin sindiği bir dili, egemeni taklit eden bir dili... Üstelik bünyesine toplayabileceği hâlâ binlerce potansiyel insan var; çünkü o potansiyelin içinde yaraları sarılmamış ve hâlâ kanamaya devam eden ve neredeyse başka bir gerçeklik tanıma fırsatı bulamamış insanlar var.

Ne gerçeğinin ne de taklidinin korkunç gururlarıyla ve daha da kötüsü  korkunç bir savaş arzusunu yansıtan bir inatla bu konuşmayı yapmalarına imkân var.

Onlar inatla “ille de savaş!” diyorlarsa, Buselerin, Ceylanların ölmesinden en büyük acıları duyanların, onların artık ölmesini istemeyen sıradan insanların da “ille de barış!” demekten başka çareleri yok!

Biz sıradan insanların, “Türk kızı”, “Kürt kızı” diye ayrım yapmadan, “Yahu, insan çocukları ölüyor!” ve de bu tarafa “yeter artık!”, o tarafa “edî bes e!” diye haykırma olgunluğunu göstermekten başka çaremiz yok!

ferhatkentel@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim