1. YAZARLAR

  2. Ayşe Böhürler

  3. Hangi eğitim?
Ayşe Böhürler

Ayşe Böhürler

Yazarın Tüm Yazıları >

Hangi eğitim?

A+A-

Bugünlerde herkesin evindeki gündem; sınavdan sınava koşan çocuklarımız. Sınavda kaç soru yaptılar üzerinden sürüyor muhabbetler. Çocuklarımız sonuçlara göre etiketlenecek; başarılı, başarısız, yetenekli, yeteneksiz.

Sınavlar bir bilgi testinin ötesinde hayat testi haline dönüştü. Bu sınavların niteliği, hazırlayanların yeterliliği, Milli Eğitim'in yeterliliğini ise hiç tartışmıyoruz. Sistem böyle deyip boyun eğmek hepimizin daha kolayına geliyor. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, en zor değişim bu alanda gerçekleşiyor.

Bu meselelere zamanında kafa yorup, sonra idealizmden bıkıp, mevcudu sorgulamadan kabul edenler kervanındanım. Yine de bu durum gözlemlerimi ve itirazlarımı dillendirmeme mani değil. İtirazlarım, çocuklarını üniversite çağına getirmiş bir annenin uzun yıllara dayanan gözlemlerine dayanıyor aynı zamanda.

Eğitim şart biliyoruz ama çocuklarımızı eğitimden soğutmak ya da onların zihinlerini sınırlandırmak için her şeyi yapıyoruz.

Her şeyden önce SBS sistemi ile sınav sayılarının artırılması çocukların stresini ve ailelerin eğitim masraflarını iki katına çıkardı. Milli Eğitim tarafından hazırlanan sorular çocukları okul dışı eğitim takviyesine, adeta ikinci eğitime mecbur bırakıyor. Bunun maliyeti ise ailelerin sırtında. Büyük fedekarlıklarla çocuklarını okutan ailelerin çocuklardan beklentileri de büyük oluyor.

Eğitim ne kadar parasız olursa olsun, eğer çocuğunuzun sınavlarda başarmasını istiyorsanız mutlaka onları takviye etmeniz gerekiyor.

Artık yarış çok erken yaşlarda başlıyor. Çocukluk ile ergenlik arasında, tam da kendilerini bulmaya çalıştıkları dönemde iyi-kötü testine tabi tutuluyorlar.

Diğer yandan güya çocukların kitap okumasını teşvik ediyoruz ancak onlara keyifle okuma yapmaları için vakit bırakmıyoruz.

Bu noktada 100 temel eserin çocuklara zorunlu hale getirilmesi de bir başka kısıtlamaya sebep oluyor. Çoğu zaman öğretmenler, vasat ve kötü çeviriler ile çocuklara okutulan 100 temel eseri okumadan çocukların diğer kitapları okumasına izin vermiyorlar. İlle de Milli Eğitim tarafından tesbit edilmiş kitaplar okunacak. Burada işin milli kısmını ise ayrıca tartışmak gerekiyor. Bu kitapların çoğu adaptasyonlarda edebi değerlerini yitiriyorlar, çocukların ilgisini çekemeyen, sıkıcı kitaplardan öteye gitmiyorlar. Okuyorlar ama sevmiyorlar. Diğer taraftan çocuklar çağdaş yazarların, çocuk pedagojisine uygun kitaplarını bilmiyorlar, vakit yok, tavsiye eden yok. Herkesin aynı kitapları okumak zorunda kalması bile fikir çeşitilliğine ne kadar imkan tanır bilmiyorum. Bir taraftan okulları Mili Eğitim'den yerele devredelim tartışması yapılıyor ama çocuk yayıncılığını bile tekelleştirip bakanlık bünyesinde çocuk kitapları basmaya çalışıyoruz. Yılda 6.000-4.000 çeşit (baskı değil çeşit) çocuk kitabının yayınlandığı ülkeleri örnek almak yerine kitap çeşitliliğini daraltıyor, devlet tekeli kuruyoruz. Bu yıl bir çok çocuk yayıncısının kapısına kilit vurduğunu biliyorum. Yayınevleri olmadan yazarlar, yazarlar olmadan yayınevleri olmaz. Yazarlarınız olmadan dünyaya kendinizi nasıl anlatacaksınız. İkinci işi çocuk kitabı olan büyük yayınevleri bile bu yıl yeni çocuk kitapları basmama kararı aldılar. Ayrıca cemaatlerin kendi yayınevlerini kurmaları, cemaat okullarının kitap tercihlerini bu çerçevede yapmaları da çeşitlenmeye değil daraltmaya neden oluyor. Tek işi çocuk kitabı yayınlamak olan yayıncılar ve yazarlar, çizerler ne destek ne de teşvik görüyorlar. Çocukların bugüne ait yeni şeyler söyleyecek yazar ve kitaplara ihtiyaçları var.

7 yaş çok geç diyor okul öncesi eğitim verecek uzmanlarımız, materyallerimiz yok. Mevcutlarında ise 40 kişilik ana sınıflarında, adına eğitim yerine vakit geçirtme denebilecek etkinliklere tanık oluyoruz.

Modern eğitim diyoruz; eğitim içeriklerini belirleyen müfredat kurumlarının yeterlilikleri ve modern bir zihin taşıyıp taşımadıkları tartışılır. Okul kitaplarının onay ve kabulünde dönen dolapları dinlemek bile insanı eğitimden soğutuyor. Bunların belge ile ispatlanmamış olması ise görmezlikten gelmemizi gerektirmiyor.

Şimdiye kadar sürekli konuşarak, bina ve derslik yaparak işlerin çözülmediğini gördük. Çözümün anahtarı belki de eğitimde değil, işin milli kısmını tartışmakta ya da “eğitim şart” güzellemesi altında sistemin saplantı ve çelişkilerini dayatmamakta!...

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT