Hangi çocukların ebeveynleri olmak istiyoruz?

16.06.2009 00:28

Fatma K. Barbarosoğlu

Salı günü "küçük katil kız" üzerinden "dershane gerçeği"ni tartışmaya çalışan, bu vesile ile eteğindeki taşları dökenlere yollamıştım oklarımı.

Şimdi ziyadesiyle çuvaldızı kendimize batırma telaşındayım.

Yaz tatilinin eşiğinde çocuklarını dershaneye gönderip göndermeyeceklerinin teatisini yapıyor anneler. Hepsinin omzunda sırt çantası. Çocuklarına dondurma almak için girmiş oldukları kuyrukta konuşuyorlar. Bendeniz de kuyruğun kulak misafiriyim.

-Siz yazdırıyor musunuz çocuğunuzu dershaneye.

-Ay bilmiyorum çok kararsızım. Nereden çıktı başımıza şu SBS!

-Ben yazdıracağım. Benimki tek başına katiyen hakkından gelemez.

-Öğretmen yazdırmayın dedi. Altıncı sınıfta kadar öğretmeni dinleyeceğim. Zaten çocukların bir yığın ergenlik sorunu çıkacak ortaya.

-Pişman olursun sonra. Bence gidip hep beraber bir dershaneye yazdıralım. Ergenlikte çocukların başını boş bırakmamak lazım. Sabah dershane öğleden sonra yüzme.

-A yazık ama çocuklara.

-Ne yazığı ayol. Esas bize yazık. Etek etek para döküyoruz oralara gidebilsinler diye. Buzdolabının üstüne yazıyorum. Kendime bir etek bir ayakkabı alabilirdim. Kendime yapacağım bütün masrafları iptal ederek sana yaz kursu ayarladım diye yazdım bu hafta.

-Ay çok hoş nerden geldi aklına. Şu sigorta reklamından mı?

-Bilmiyorum. Nasıl bir reklam?

-Mide ülseri eşittir bir araba diyor ya hani.

-Yok ben ondan etkilenmedim. Bu benim gerçeğim. Üç kuruş maaş ile çocuğumuza istikbal satın alcağız diye kendi hayatımızı iptal ediyoruz. Bak bu ayakkabı dört sezondur ayağımda. Ne o çocuğumuza kurs parası.

-Ama hep kurs. Hep kurs. Bu çocuklar hiç çocukluklarını yaşamayacaklar mı?

-Ne çocukluğu ayol. İki ekran arası. Ekran tostu gibi çocuklar. Televizyon ile bilgisayar ekranı arasında çifte kavrulmuş durumdalar.

II-

Kızıl saçlı kadının iki ekran arası çocuklar tabirini çok beğendim.Tam da öyle. Sıranın bana gelmesini beklerken uzun uzun düşündüm. Çünkü kuyruk uzun, hizmet yavaştı.

Biz sahiden ne istiyoruz çocuklarımızdan!?

Sorun şu ki kimse tek başına çocuğundan bir şey istemiyor. Bu konuda bir tasavvura ya da ideale sahip değiliz. Birkaç yıl önce bir radyo programında nasıl çocukların annesi olmak istersiniz diye bir soru ile karşılaşınca, her an kendisini Allah'ın ve meleklerin gördüğünü bilecek bir edebe, Efendimiz'in adı geçtiğinde kalbi kabaracak kadar aşka sahip olan çocukların annesi olmak isterim diye cevaplamıştım. Mütedeyyin radyo kanalının sunucusu “Yok onu sormadım” demişti. Yani çocuğunuz hangi konuda eğitim görsün istersiniz?

Kendisini daraltmayacak, çalışırken sırtında kanatlarının çıktığını bilecek kadar huzurla yaptığı bir iş.

Ama efendim siz beni çok zorluyorsunuz dinleyicilerimiz bu cevaplardan bir şey anlamaz.

Sahiden anlamaz mı?

Çocuklarımıza ideal çizerken onların duygu dünyasına dair bir isteğimiz, dua niyetine bir beklentimiz yok. Milli Eğitim'in sorunları kadar ebeveynlerin çocuklarına rakamsal ve tematik yaklaşımları da sorunlu değil mi?

Tematik yaklaşım derken neyi kastediyorum? Herkesin kendince hizalanmaya çalıştığı bir başarı hikayesi var. Falanın oğlu, filanın kızı nereleri kazanmıştır. BENİM oğlum, BENİM kızım daha iyisini yapmalı. BANA layık olmalı. Tema kocaman bir BEN yani. Falanın çocuğu şu kadar puan almış vay benim çocuğum neden ondan aşağı kalmış. Bu konuda patron baba (Parayı veren düdüğü çalar temasının bir başka versiyonu). Babalar anneleri, anneler çocuklarını sıkıştırıyor. Hal böyle olunca da, anneler başka anneler ile yarıştırılmalarının acısını fena halde çocuklarından çıkartıyor. Çocuklar annelerin başarısını ispatlayacak "konu mankeni, proje çocuk" haline geliyor.

Rakamsal yaklaşım derken neyi kastediyorum? Rakamlara meftun bir başarı hikayesi. Kaç net yaptı. Kaçı boş. İşte hepsi bundan ibaret.

Çocuğumuz sekiz ay boyunca aldığı eğitimi hayatına geçirmekte bir sıkıntı yaşıyor mu?

Öğrendiklerini hayata transfer edebiliyor mu?

Zihinden hesap yapabiliyor, işlek ve estetik bir şekilde el yazısı yazabiliyor mu?

Duygularını yazı yoluyla ifade etmekte bir sıkıntı yaşıyor mu? Yani zihninin işleyişi ile elinin işleyişi arasında bir uyum var mı?

Bir konuyu maddelere ayırarak ele alacak analtik bir bakış açısına sahip mi?

Hadi itiraf edin bunları düşünüyor musunuz?

Benim el yazım berbat. Boyun fıtığından sonra kalemi tutuşum iyice zorlaştığı için kitap imzalamak dünyanın en zor, en utanılacak eylemi haline geldi. İyi iken kötü olmuş değil. Kötü idi berbat hale geldi. Ben ilkokulu bitirmek için beş yıl okudum. Oysa rahmetli büyük babam üç yıllık bir eğitim sonunda ilkokul diplomasını almıştı. Mükemmel bir el yazısı, zehir gibi matematiği ve insan ilişkilerinde inanılmaz bir becerisi vardı.

Kızım ilkokulu bitirmek için sekiz yıl okuyacak. Zihinden problem çözebilme konusunda büyük babamın kuşağına yetişmesine imkan ve ihtimal yok. Çünkü radikal bir değişim ile ezber yasak. Kerrat cetvelini bile ezberlemeyecekmiş çocuklar. Milli Eğitim'in düzenini değil kendi kalbimin sesini dinledim ve ilkokul üçe giderken kerrat cetvelini ezberlettim. El yazısı güzel değil. Yazar olmak için benim kadar okunaksız yazması gerektiğini düşünüyor galiba.

Velhasıl eğitim sündürülüp uzatılıyor, uzatıldıkça yavanlaşıyor.

Ve biz çocuklarımızı sadece örgütlü bir zamanın içine kapatarak "rahat " edebiliyoruz. Pekçok aile çocuğunu dershaneye bile bunun için gönderiyor.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim