1. YAZARLAR

  2. Merve Kavakçı

  3. Hangi birine inanalım?
Merve Kavakçı

Merve Kavakçı

Yazarın Tüm Yazıları >

Hangi birine inanalım?

A+A-

Hatırlayacaksınız. Poyrazköy’de ele geçirilen mühimmatla ilgili olarak olayın akabinde topladığı basın ordusuna askerlik dersi veren Genelkurmay Başkanı Başbuğ eline aldığı silahı göstererek “bunlar silah değil boru” demişti. Medyaya hemen bir balans ayarı yapıvermiş istihzalı tonlamasıyla aba altından sopayı da göstermişti. Çarşamba günü İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi bir ilke imza atarak askeri erkana sivil yargı yolunu açtı ve bu konuda on yedi sanığın yargılanmasına karar verdi. Boru bu işin neresine düşüyor?.. Balyoz operasyonuna tepki gösteren Başbuğ Paşa “Allah Allah diyen ordu camiyi nasıl bombalar?” diye retorikte bir soru soruyor. Biz soruyu retorikte de olsa karşılıksız bırakmayalım ve cevaplayalım: Şöyle ifade edeyim efendim: Allah Allah diyen askeri nasıl irticai faaliyetten ihraç ediyorsa işte o yolla bombalar efendim. Ha birini ihraç etmiş hayatını bombalamışsın, ha diğerinin camiye patlayıcı koyup vücudunu bombalamışsın...

Bayan Mumcu duvarın ne tarafında?
Hafta başında Uğur Mumcu’nun ölüm yıldönümü sebebiyle törenler yapıldı. Derin devletle ilgili olarak son yıllarda ortaya çıkan bilgilerin ışığında Mumcu’yu hatırlamak, öldürülüşü üzerinde düşünmek daha da anlamlı hiç şüphesiz. Bu ülkede binlerce masum insan katledildi, katledilmeye devam ediyor. Kimi Mumcu gibi hayatta da göz önündeydi, öldükten sonra yıllar geçse de unutulmadı, anıldı, ölümleri üzerinde kafa yoruldu. İsimleri bulvarlarda, parklarda yaşatıldı. Kimiyse zaten hayatta da hiç kimseydi, öldükten sonra da ateş düştüğü yeri yakmakla kaldı, çoluk çocuğu, anası babası dışında feryadını sahiplenen olmadı. Ölümlerinin üstü kapatıldı. Her biri de bir deli kurşuna, bir serseri mayına, ölümcül bir bombaya kurban gitti...
Babasının hatırlandığı bu hafta Mumcu’nun kızı Özge Mumcu da bir gazeteye röportaj vermiş, on bir yaşında bir çocuk olarak babasının ölüm haberini alışını, bugün yaşarmışçasına canlı bir şekilde okurlarla paylaşmış. Annesi, amcası ve halasının yıllarca gerçeği ortaya çıkartmak için yaptıkları uğraştan söz etmiş ve bütün bunların sonunda her seferinde istisnasız çarptıkları duvardan. Duvar. Türkiye’de gerçeği sarıp sarmalayan, kuyulara attıran, üzerine zift döktürten, mezar taşlarının altında ezdirten, öldürmeden öldürten duvarlardan... “Babam” diyor Özge Mumcu, en son “PKK MİT ilişkisi üzerine çalışıyordu... Apo’nun MİT ajanı olduğuna dair bir belgenin izine ulaşmıştı.” Babasının ölümünden sonra bu belgenin izini sürmüşler ailecek ve ne olmuş biliyor musunuz? Gelip baba Mumcu gibi onlar da duvara toslamışlar. “Adım adım gittiğimiz, babamın araştırma teknikleriyle gittiğimizde de bir yere kadar gittik ve o meşhur duvar çıktı karşımıza” diyor Özge Mumcu. Derin devletin içimize dışımıza, aramıza, milletçe etrafımıza yıllardır ördüğü duvar yani. Bugün Erdoğan hükümetinin korkusuzca üzerine gidip gedik açtığı, yıkmaya çalıştığı o duvar. Hayal değil, fasa fiso hiç değil. Gerçek kaskatı soğuk, sopsoğuk rejim duvarı... Röportajın devamında Mehmet Ağar’la annesi arasında geçen konuşmayı aktarıyor Özge Mumcu: “Tuğlayı çekemem, çekersem duvar yıkılır demişti Mehmet Ağar, annem de ‘Çekmezseniz siz de altında kalırsınız’ demişti.” Genç Mumcu’nun bundan sonraki kendi yorumu da çok ilginç: “Mehmet Ağar herhalde altında kaldı o duvarın, öyle gözüküyor.” Susurluk’la gelen Ağar’lı sorular söz konusu olan. O günlerde hodri meydan dervari bir tavırdaydı Ağar, verilemeyecek hesabımız yok diyordu ama bu tür kuru sıkı atışlar İnterpol tarafından aranan Çatlı’nın Ağar imzalı pasaport taşıdığı gerçeğini de değiştirmiyordu. Sonunda Ağar gitti geldi, konuyla ilgili inceleme yapan TBMM komisyonuna ifade verdi ama bir yere de varılmadı. Ağar belini tam doğrultamasa da üzerine yıkılan üç beş tuğla parçasıyla yaşamaya devam etti.
Özge Mumcu’nun Ağar’ın ironik duruşuna yaptığı atıf beni başka bir yere oturdu. Annesinin sergilediği çelişkili duruşa. Güldal Mumcu CHP’nin milletvekili. CHP lideri Baykal Ergenekon soruşturmasını bayat esprilerle savuşturmayı tercih ediyor. Kozmik odadan çıkan patates esprisi gibi. Baykal’ın işi ETÖ soruşturmasını sulandırmak, meşruiyetine halel getirmek. Hal böyleyken yani Baykal derin devlet gelişmelerini hafife alıp ucuz vuruşlarla hükümetin devlet içi yasadışı örgütlenmelere açtığı savaşı küçümser hatta hayal üzerine kurulmuş havanda su döğmeler gibi lanse ederken Bayan Mumcu Baykal’la aynı safta olmayı nasıl içine sindiriyor? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demez mi insanlar? Bir tarafta MİT-PKK ilişkisinin varlığına inanacaksın, diğer tarafta bunları alaya alan partide endam edeceksin...

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum