1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Hamza Türkmen Fetih Yurdundaydı!
Hamza Türkmen Fetih Yurdundaydı!

Hamza Türkmen Fetih Yurdundaydı!

Hamza Türkmen 8 Aralık Perşembe akşamı Fetih öğrenci yurdunda üniversiteli gençlere yönelik gerçekleştirilen konferansta “Ulusçuluk Çıkmazı” başlıklı sunum verdi.

A+A-

Hamza Türkmen tarafından verilen konferansta alınan notlar;

"Öncelikle Kur'ani bir kavram olan "kavim" kelimesi özellikle ırksal veya soy beraberliği ile ilgili bir terim olarak algılanıyor. Oysa Kur'an'da renk farklılığından bahsedilmektedir; ama ırk meselesine hiç değinilmemektedir. Aile, kabile, aşiret, cemaat, ümmet vb. kümelerin her biri insan için kavim sayılırlar. Kavim bağları içinde yer alan soy beraberliği konusunda Kur'an'ın hiçbir yerinde ırk ve ırk bağı ifadesi kullanılmamıştır. Akrabalık, kabile, lider, efsane, şehir, ekol veya inanç bağları etrafında oluşan kavim olgusuyla yoğunlaşan taassup, asabiye veya hizipçilik, kavimcilik olarak nitelendirilmiş ve Veda Hutbesi'nde de bildiğimiz gibi Resulullah'ın hadisinde kınanmıştır. Çünkü Rabbimizin inzal olan vahye göre hayat ilişkileri içinde asıl olan bağ, takvaya götürecek olan tevhidi inanç ve ölçü bağıdır."

Ulusçulukla ilgili ayrıca şu görüşleri dillendirdi; Ulusçuluğunun kutsadığı ve kutsal ilan edilen her sembol ve tanım Avrupa'da Hristiyanlık karşıtlığı ile oluşmuştur. Ulusçulukla laiklik iç içedir. Ulusçuluğun kutsallarını ise Avrupalı egemenler, müstekbirler, rasyonalistler, pozitivistler belirlemiştir. Biz müslümanlar için ise ulusal semboller ve onların kutsal kabul edilmesi tamamen Avrupa'dan taklittir, ithaldir, sanaldır, kurgusaldır. İslam dünyasında yaygınlaştırılan ulusçuluk vahye, Rasulullah'ın sünnetine, Kur'an akaidine uygun değildir.

Bu noktada 3 farklı kesimin ulusçuluk tanımına 3 farklı şekilde yaklaştığını ifade etti; kültürel temelli ulusu TSK'nın Türk milleti, genellikle AK Parti kurmayları  Baskın Oran'ın 2005'teki raporu gibi Türkiye Milleti, PKK'nin ise Türk ve Kürt uluslarının tek devlet ve tek bayrak altında kardeşliği olarak deyimlediklerini belirtti. Bu kesimlerin hepsinin ulusu ırk temelli olmaktan çıkarıp seküler veya etnisite bağlamında tanımlamaya çalıştıklarını, ulus tanımının ırkçılıktan kurtulmasını olumlu olarak değerlendirmekle beraber, yeni ulus veya saptırılmış bir kavram olarak kullanılan "millet" kelimesiyle kastedilenin de seküler temelli olduğuna dikkat çekti.

“İçimizdeki Avrupa hayranı aydınlar ve bürokratlar, Batı’nın toplumsal değişim süreci içinde ortaya çıkan ulus modeline göre Osmanlı toplumunu yeniden şekillendirmek istemişlerdi. Bazısı Osmanlı milletinden bahsetmişti, bazısı ‘İslam Milleti’nden, bazısı ‘Türk Milleti’nden. Olay kavramsal olarak da olgu olarak da tam anlamıyla anlaşılamamıştı. Nation/ulus kavramının karşılığında kavmiyet ifadesi kullanılmıştı, millet ifadesi de. Çoğu kerede ‘ümmet’ kavramı, ‘kavim’in ‘nation’ olma şuuruna bağlı olarak kavramlaştırılmıştı.

Ahmet Cevdet Paşa ‘nationalite’yi kavmiyet olarak karşılamıştır. Kanipaşazade Rıfat, ‘Hukuk-u Umumiye’ sinde ‘nation’a kavm karşılığını vermiştir. AliSuavi, ‘nation’u ümmet olarak çevirmiştir. Ancak ‘Genç Osmanlılar’ın manevi lideri Namık Kemal, Türkleri ifade ederken millet kavramını kullanmıştır.”

“Dağılan Osmanlı yapısında ilk batılı ve kurumsal açılım, Mustafa Kemal’in özdeyişi olan ‘Ümmetten bir millet yarattık’ cümlesi ile özetlenebilirdi. Avrupa merkezli yeni ulus devlet ve ulus toplum tasarımı, sömürgeci güç odaklarınca bir proje olarak oryantalistlere hazırlatılarak İslam coğrafyasındaki elitlere telkin edilmişti. Çoğunlukla Osmanlı askeri akademilerinde batılı tarzda pozitivist bir eğitime maruz kalmış askerler olan Kemalistler 1920’ler ve 1930’larda, yeni Türkiye için tepeden inmeci bu radikal çağdaşlaştırma projesini uygulamaya koymuşlardı. ’’

"Cumhuriyetin kurulması ve ulus devlet inşasıyla birlikte haksızlıklar ve zulümler had safhaya ulaşmıştır. 1945'lere kadar halkın büyük çoğunluğunu teşkil eden müslümanların dini inançlarını dahi yerine getirme çabalarına karşılık acımasız baskı ve zulümler yapılmıştır. Kur'an öğrenme ve okuma yasaklanmıştır. Ulus devlet modeli İslami hiçbir uygulama ve ritüele tahammülü yoktur. İslami, dini olan her ne varsa düşman kabul edilmiş ve ortadan kaldırılmaya karar verilmiştir. Bu anlamda Hilafetin kaldırılmasıyla birlikte eğitimin laikleştirilmesine ve Türkçülüğün dayatılmasıyla baş gösteren Cumhuriyet rejiminin ilk uygulamalarına Şeyh Said, 1925 yılında Nakşibendi tarikatı ve aşiret ilişkilerini de harekete geçirerek Kürdistan bölgesinde karşı çıktı. Şeyh Said Kıyamı'nın ana nedeni, İslami değerleri tasfiye etmeye çalışan bu Türk ulus dayatmasına ve batılılaşma ideolojisine boyun eğmemesiydi. Şeyh Said kıyamı kanlı bir şekilde bastırılmış acımasızca 20 bine yakın insan sorgusuz sualsiz katledilmiştir. Aynı zamanda Şeyh Said kıyamıyla birlikte Anadolu'nun dört bir yanında toplumun önde gelen dini konularda öncülük yapan ve halka geleneksel de olsa yön veren İslam'a aidiyeti bilinen 10 bini aşkın Müslüman tespit edilerek katledilmiştir."

"1930'lı yıllardan itibaren Orta Asya'da ırk kökü aramaktan vazgeçilmiş, Türklük, Avrupalıları da içine alan ve "beyaz ırk"ı ifade eten brekosefal (yassı kafa) özeliklerle izah edilmeye başlanmıştır. Mustafa Kemalin manevi kızı yeni Türk tezinin mimarlarından Afet inan 1931 yılında "Türk halkının ve Türk Tarihinin Antropolojik Karakteri üzerine" isimli doktora çalışması sırasında Atatürk'ün onayıyla Anadolu'da eski mezarlar kazılarak 64 bin kafatası ölçülmüştür. Beyaz ırktan kabul edilen Sümerlerin iskeletlerine ulaşılamadığı için arkeolojik kazılarda bulunan Sümer heykel başları ölçülmüş ve sonunda Türklerin Mezopotamya'ya hakim olan Sümerlerden, uzantıları Hititlerden, Lidyalılardan, İtalya'ya göç eden Etrükslerden geldiği sonucuna varılmıştır. "

"Ulus ve ulusa dayalı anlayışlar seküler ve insan merkezlidir. Ulusçuluk tanrısız bir anlayışı temel amaç kabul eder."

"İslam coğrafyasında körüklenen Türk, Arap, Fars, Kürt, Arnavut vd. ulusçuluklar tamamen sanal ve Avrupa emperyalizminin ürettiği veya teşvik ettiği hareketlerdir."

Programın son bölümünde yeniden inşa ve ıslah sorumluluğunda Seyyid Kuttub’ un yeniden Kur’an neslini inşa sorumluluğuna ve önemine değindikten sonra şunları söyledi: Bizler çözülmüş bir ümmetin çocuklarıyız. Yeniden ihya, ıslah, inşa ve şahitlik görevi, hayatımızdaki en önemli bireysel ve toplumsal sorumluluklarımızdır. İnkılapçılığımızı ve şahitlik bilincimizi diri tutan da bu sorumluluk idrakidir. Hayatın sorunları içinde küçük olanı başarmadan, kapitalist hegemonyayı veya Firavun düzenini yıkmayı hedeflemek gerçekçi değildir. Biz Müslümanlar öncelikle, İslami duyarlılık adına hayalci veya anarşist yönelimlerin ve oyalanmaların değil, vahyin nefislerde ve sosyal alanda taşıyıcılığını yapacak inkılapçı tutumun istikrarını paylaşmalı ve kazanımlarına sahip çıkmalıyız.

Yaklaşık birbuçuk saat süren sohbet süresinde çıkmak istemeyen öğrencilerin yönlendirdiği soru cevap şeklindeki konuşmaların ardından program ikibuçuk saati aşkın süre sonunda bitti.

Haber: Harun Çetinkaya 

h_turkmen-fetih_yurdu01.jpg

h_turkmen-fetih_yurdu02.jpg

HABERE YORUM KAT

4 Yorum