Hamidullah’ın Kitabı Topçu’nun Merakı

18.05.2009 02:09

Asım Öz

Yakın dönemin en özgün alimlerden biri olan Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, vefatının 4. yıldönümünde, Beyan Yayınları'nın ev sahipliği ve Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma'nın koordinatörlüğünde İstanbul'da Cemal Reşit Rey Salonu'nda 16-17 Aralık 2006 tarihinde geniş katılımlı bir sempozyumla anılmıştı. Bu sempozyumu Haksöz’ün 190.sayısında Kenan Levent “Muhammed Hamidullah Sempozyumu başlığıyla değerlendirmişti.

Kuşkusuz Muhammed Hamidullah eserleri kadar mütevazı yaşamıyla da yakından tanıdığımız bir alim. Onun eserleri üzerine yazılan yazılar yetmişli yıllarda edep sınırlarını zorlayacak boyutlara uzanmıştır. Bu konuda derli toplu bir yazı kaleme alan yazıyı Kutadgu Bilig dergisinde yayımlayan ve Muhammed Hamidullah konulu iki sempozyumda “Hamidullah Hoca'nın Eserlerinin Türkiye'ye İntikali ve Tesirleri" başlığı ile bu yazısını sunan İsmail Kara o yıllar içinde yayımlanan farklı bir yazıdan da söz eder. Nurettin Topçu’nun yazısıdır bu. Kara’nın söz konusu yazısı daha önceki dönemlerde yayımlanmış ve çoğu eski dergilerden aranıp bulunup bir araya getirilmiş yazılara değinmesi açısından da ayrıca önemli. Böylece dergi sayfalarında unutulmuş kalmış olan bu yazılar ikinci yaşamlarına kavuşmuş, yeni dikkatlere sunulmuş oluyor. Bu tebliğ/yazı aynı zamanda şunu da doğruluyor: Bir yazarı "şahsen" tanımışsanız, ölümünden sonra hakkında görüşlerinizi yazmaya kalkıştığınızda, yanı başınızda, omuzunuzun arkasında bir yerde bitiverir, işinizi zorlaştırır.

İsmail Kara’nın sözünü ettiği bu yazı Hamidullah Hoca’nın: "Ben bu eserde tam ve şümullü bir tarzda Hz. Peygamber'in hayatının bütün cepheleriyle meşgul olmamaktayım; yine bu kitap sırf bu mucizeler konusunu kendisine mevzu edinmemiştir. Kur'ân O'nun gösterdiği mucizelerin en marufu ve en başta gelenidir. O, muvaffakiyete sadece mucizelerle ulaşmış olsaydı, O'nun hayatı ‘en üstün, en güzel örnek: üsvetun hasene' yani ‘cemiyete mensup fertlerin takip edecekleri, Kur'ân'a muvafık ameli, fiili örnek' olamazdı. Hz. Peygamber'in insani görünüşü izah edilmedikçe, O'nun hattı hareketinin değeri ve taklit edilmeye layık bir örnek olması, bilhassa mucizeye inanmayan, inanamayan fertlere izah edilemez.

(...) ben inanıyorum ki bir inanış manzumesinin yahut davranışlar ve eylem nizamının akla uygunluğu ve mantıkiliği bizzat o sistem vasıtasıyla ispatlanır, yoksa sadece mucizelerle değil" diyerek özetlediği Hz. Peygamber'in Savaşları üzerine Nurettin Topçu’nun kaleme aldığı yazıdır. Topçu’nun bu yazısı Yeni İstiklal gazetesinin 18 Mart 1963 tarihli sayısında yayımlanır. Topçu Hamidullah Hoca’nın yukarıdaki sözlerinden hareketle kitabın yazarını “hem müsbet ilmin hakkını korumakta, hem de din terbiyesinde tutulacak en doğru yolu göstermektedir. Aynı zamanda büyük peygamberin gerçek sevgisine örnek vermiş oluyor” şeklindeki ifadeleriyle Hamidullah Hoca’nın metoduna duyduğu sevgi ve hayranlığı ortaya koymaktadır. Eserle ilgili takdir ifadelerini yazısı içinde sıklıkla tekrarlayan Topçu eseri eşsi bulduğunu açıkladıktan sonra şunları ifade eder: Zira Peygamberimiz’i insanî siması ile sevdirmesini bilen bu eser, masal ve hurafelerden tamamen sıyrılarak tam bir ilim zihniyeti ile yazılmıştır. Bizim bu yoldaki İslâmî neşriyatımızın ihatasından çok yükseklerdedir. İlim zihniyetini ve tarihî tenkit metodunu bir parça olsun veremeyen evvelki medrese ile şimdiki üniversitenin millet ruh ve irfanında açık bıraktığı boşluğu dolduracak mahiyet ve değerdedir. “Kısas-ı Enbiya’dan Cumhuriyet ve inkılap tarihlerine kadar hakim olan zekalara musallat olan hurafelerle masal ve propaganda metotlarının artık iflas ederek milletimizin yirminci asır seviyesinde hür ve gerçek bir fikir hayatına kavuşması isteniyorsa, bunun için ortaçağ şatolarını andıran muhtar üniversite sarayları yükseltmek ve millet maliyesinden çok yüksek bahşişler ihsan etmek meseleyi halletmez. Ahlak ile ilmin birleştikleri bir zirvede feyz ve eser sahibi insanların yetiştirilmesi lazımdır. Bizim yetiştirdiklerimizde bir Hintli Müslüman âlimi olan Muhammed Hamidullah’ın ortaya koydukları eserlerin ufak bir mukayesesi, yanlış yolda yürüdüğümüzü gösterecektir. Allah ülkesi olan ve Allah sevgisine götüren ilmi bırakıp da, çeşitli teşekküller ve türlü şekiller altında siyaset ve dedikodular peşinde ömürlerini boşuna harcayan genç neslin çocuklarına Muhammed Hamidullah’ın izinden yürümelerini tavsiye ederim. Ta ki ilk ve son sözler ilmin, ahlâkın ve hakikatin olsun”

Ama şimdi bu kitabın yazarının böyle güzel bir kitabı başka bilgi kaynaklarından hareketle yazacağını da düşünmeden edemez Topçu. Bunu Topçu’nun felsefi yönelişlerinden sonra Abdulaziz Bekkine’ye bağlı olmasıyla da irtibatlandırabiliriz sanırım. Gelgelelim, bir iki ayrıntıya değinmekte yarar görüyorum bu konu özelinde: Salih Tuğ Nurettin Topçu’nun Hz.Peygamber’in Savaşları kitabını okuduktan sonra bu işin sırrını merak ettiğini ifade eder. Nurettin Topçu, Hamidullah Hoca’nın kullandığı bilgileri değişik bir yolla-keramet gibi- elde edilmiş olabileceğini ima etmek ister. Şöyle anlatır Salih Tuğ olayı: “Bir karşılaşmamızda Nurettin Topçu Hamidullah Hoca'nın seyri sülûkunun olup olmadığını bana sormuştu. Rahmetli Nurettin Topçu da Hamidullah için "Bu 'başka' bir adam" der ve onun hep başka bir kişi olduğunu zikrederdi. Ben de deminden beri onun bu başkalığını söylemeye çalışıyorum. O başkalığı tespit etmiş Nurettin Topçu, ama onun ne olduğunu bilemiyor. Evet, Hamidullah Hoca'da bir başkalık vardı. Bana göre onun en önemli özelliği vaktini hiç boş geçirmemesiydi. Uyku, yemek ve kütüphanelere gidip gelirken geçirdiği vakit haricini hep ilmi çalışmalarına ayırırdı. Herkesin dünyevi meşgaleleri varken Hoca bunları her zaman elinin tersiyle reddederdi. Bu sebeple de çalışmalarına ayıracağı çok vakti olurdu. Yani hayatını geçirdiği yaklaşık 90 sene böylece 180 yahut 300 senelik bir ömre bedeldi. Çünkü ne vaktini boşa geçirir, ne de boş konuşurdu.”Kesbilik vehbilik meselesi yani. Mutezile ne kadar güncel!

Burada ilk kez dikkatimi çeken bir şeye değinmek istiyorum Topçu’nun merakı görebildiğim kadarıyla, sadece ona has değil. Muhammed Hamidullah’ın hayatı, kişiliği ve düşünceleri üzerine Bursa’da düzenlenen sempozyumda sunulan değişik tebliğlerde de bu konu Hamidullah Hoca’nın düşünce mirasına rağmen işlenir. Örneğin Hamidullah Hoca’nın hem Hz. Ebu Bekir hem de Hz Ali silsilesinden manevi terbiyeye sahip olduğu gibi mesnetsiz anlatımlar bu kabildendir. Ben bunun farklı bir kelimeyle anılmasından yanayım oysa. Yazıyı Süleyman Uludağ’dan bir alıntı ile bağlayalım:

M.Hamidullah Bey’in bir şeyhe intisab edip ondan feyz aldığına inananlar var. Böyle düşünenlere göre bu kadar takva salah, ibadet, amel, taat, edep, terbiye, zühd, ilim ve irfan ancak bir tarikata girmek ve kamil bir şeyhe bağlanmak suretiyle elde edilebilir. Yani böyle konuşanlar sonuçtan sebebe intikal ediyorlar. Madem ki kemal ve fazilet var o halde bunun kaynağı olan bir şeyhin de  olması gerekir.Şahsen ben bu fikre katılmıyorum.(..) Ortada bir kemalin ve faziletin, bir kemal ve fazilet ehlinin mevut olduğu şüphesizdir. Ama bence bunun kaynağı bir tarikat veya şeyh değil, Kelamullah ve Resulullah’tır. Sağlam bir iradeye ve akl-ı selime sahip olan her İslam aliminde bu tür erginlik ve erdemler tecelli eder”

Karakterinin pek çok özelliği vardı tabii Hamidullah Hoca’nın, bunlardan biri de, zaman zaman tasavvufla ilişkilendirilen hayatıydı. Hamidullah Hoca bu ekolle yan yana anılmaktan en hafif ifadeyle gocunurdu sanırım. Bu yaklaşımlar karşısında Süleyman Uludağ ve Salih Tuğ örneğindeki gibi onları hafifçe dürtmek iyi olur.

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim