Hamas’ın Mukavemet Stratejisi ve Sonuçları

12.01.2009 14:16

Cengiz Duman

Siyonistler ve işbirlikçilerinin HAMAS’a karşıt tutumları:

25 Ocak 2006’da Filistin’de yapılan demokratik seçimler sonucu iktidara gelen Hamas; Filistin’in sözde devlet başkanı Mahmud Abbas gibi Siyonizm’e teslimiyetçiliğe yanaşmayınca, İsrail ile küresel yandaşları A.B.D-A.B ve diğer emperyalistlerce hedef tahtasına konmuştur.

HAMAS’ın, El-Fetih’e rağmen iktidara gelmesini önleyemeyen Siyonist güçler, öncelikle Filistin başbakanı Haniye’yi ve hükümetini ekonomik olarak zorlayarak Siyonist yönetimle anlaşmasını sağlamaya çalışmışlardır. Bu amaçla İsrail yönetimince, Arafat’tan beri Filistin yönetimine aktarılan gümrük vergileri kesilmiş ve A.B.D-AB tarafından doğrudan yapılan dış fon ve yardımları İsrail ile anlaşma koşuluna bağlamışlar bundan da bir netice alamayınca tamamen durdurmuşlardır. Yaklaşık 135 bin civarında memur-işçi istihdamı olan Haniye hükümetinin memur maaş ödemelerinde zora düşmesi ve bütçesinde meydana gelen açık ile ekonomik bir kıskaca almak istemişlerdir. Böylece hem HAMAS ve onun seçilmiş hükümetini zora sokmuşlar hem de Filistin halkını ekonomik yönden kıstırarak, HAMAS’a isyan etmeye zorlamışlardır.

Siyasi ve ekonomik baskılarla dize getirilmeye çalışılan HAMAS ve seçilmiş Filistin yönetimi; Arafat/Abbas silsilesinin teslimiyetçi politikalarına, tüm iç ve dış baskılara rağmen direnmiştir. Siyonistlere ve onun küresel yandaşlarına hayır diyen HAMAS; Amerikan ve İsrail yönetimleri tarafından hiç bir zaman tanınmamış, hatta terörist örgüt olarak nitelendirilmiştir. Bütün bu baskı ve dışlamalara rağmen HAMAS, Filistin davasını, Arafat/Abbas/El-Fetih’in laik-Millî statülü Arap/ırkî boyutundan, ümmet boyutuna taşımayı başarmıştır.

HAMAS’ı istediği teslimiyetçi politikalara çekemeyen Siyonistler ve yandaşları Filistin yönetimini Batı Şeria ve Gazze olarak ikiye bölerek, “Teslimiyetçi” El-Fetih’e Batı Şeria’nın yönetimini bırakmışlardır. “İsrail ve diğer işbirlikçi yönetimler, HAMAS Hükümetini tanımamak ve zayıflatmak için, El-Fetih hareketinden seçilen Filistin Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas’ın güçlenmesi için destek vermişlerdir. Hatta bazı belgelerde Amerikan yönetimi ile Mahmud Abbas yönetiminin HAMAS Hükümetinin düşürülmesi için görüşmelerde bulundukları ortaya çıkmıştır. Filistin’in millî hükümet kurma çabaları ise esas itibarı ile hükümette HAMAS’ın etkisini azaltmaya yönelik bir faaliyettir.

Bununla da yetinmeyen Siyonist güçler, bir yıldır Gazze’yi karadan ve denizden ablukaya alarak, çoğunlukla elektrik santrallerinde kullanılması zaruri akaryakıt ve hayatî açıdan öneme sahip tıbbî malzemelerin bile Gazze’ye girmesine izin vermemişlerdir. Siyonistlerin ve yandaşlarının uyguladığı bu baskılar, HAMAS ve Gazze halkı üzerinde istedikleri sonucu vermemiştir.

Siyonistleri ve işbirlikçilerini Gazze’de savaşa iten nedenler:

2006 yılında küresel güçlerin putu olan demokrasi yolu ile iktidara gelen HAMAS’a, Filistin’i idare etme şansı tanımayan Siyonist İsrail ve yandaşı küresel güçler, en sonunda HAMAS’ı güçsüzleştirerek pasifize etmeye; ona oy veren Gazze halkını da bombalayarak cezalandırmağa karar vermişlerdir. Bunun üzerine Siyonist İsrail, HAMAS ve Gazze’ye savaş açarak, tarihlerindeki “genetik” katliam metodunu Gazze üzerinde uygulamaya koydular.

HAMAS’ın düşmanları sadece Siyonist İsrail ve onun yandaşı emperyalistler değildir. Halkı Müslüman, yönetimleri emperyalistlerin uşakları olan Arap yönetimleri de ülkelerinde HAMAS tipi yapılanmaların olmaması için, HAMAS’a karşı çıkmaktadırlar. Bu ülkelerin başında Mısır, Ürdün ve Suudi yönetimleri gelmektedir.

Bütün bu aleyhteki duruma rağmen HAMAS’ın altı ay süren ateşkesi uzatmaması, İsrail’in saldırıları için bir sebep olarak gösterilse de aslında İsrail’in, Gazze’ye HAMAS’ın iktidara gelmesinden beri gizli bir savaş açmış olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Gazze’ye açılan savaşın sorumlusu, İsrail ve yandaşlarının iddia ettikleri gibi HAMAS değil İsrail’dir.

Açıktan anlaşılmasa da İsrail ve Mısır’ın sürdürdüğü ambargo, Gazze halkını savaştan daha fazla yıpratmaktaydı. Ambargonun ne zaman kalkacağı da belli değilken, ateşkesin sürdürülmesi akılcı bir iş olmadığını gören HAMAS İsrail’in ekmeğine yağ süren bu durumdan vazgeçmiştir. Nitekim bu durumu HAMAS lideri Halit Meşal şöyle açıklamaktadır; “HAMAS olarak 6 ay boyunca ateşkese riayet ettik. İsrail, bu ateşkesi daha başlangıçtan tekrar bozdu. İsrail’in geçitleri Gazze’ye kadar açması ve ateşkesi Batı Şeria’ya kadar uzatması gerekiyordu. İsrail, aralıksız bir şekilde elektrik ve su rezervlerini keserek bu ölümcül Gazze kuşatmasını sertleştirmeye devam etti. Bu ‘kolektif ceza’ durdurulmadı; bilakis, cinayet ve suikastlarla hızlandırıldı. Güya ateşkes olan bu süreçte, 30 Gazze’li ‘İsrail ateşi’ sonucunda öldürüldü ve yüzlerce hasta bu işgalin doğrudan bir sonucu olarak hayatını kaybetti. İsrail, bu ‘durgunluk Periyotu’ndan memnuniyet duydu; fakat aynı memnuniyeti bizim insanlarımız yaşayamadı.”

Ateşkesin bitmesi ardından Siyonist İsrail yönetiminin, Gazze’ye karşı hemen saldırıya geçmesi İsrail’in bu saldırıyı aylar öncesinden kararlaştırdığının da göstergesidir. HAMAS’ı pasifize edemeyen ve füze saldırıları korkusu ile yaşayan İsrail halkının hoşnutsuzluğunun seçimlere yansıma endişesi, Gazze savaşının ana etkenlerden biri olarak gözükmektedir. Kassam ve Grad füzelerini önleyemeyen Olmert hükümeti, ayrıca başbakan hakkındaki yolsuzluk iddialarından yıpranmıştır. Bundan dolayı Ehud Olmert’in iktidar şansı olmadığı görülmektedir. Olmert’in tek şansı Gazze’de akıtacağı kan olacaktır ki, Olmert de bunu yapmaktadır. Yani, Gazze’ye saldırı, yaklaşan İsrail seçimlerinde Olmert ve partisinin oy kapma kaygısındandır.

Hamas’ın askerî  “MUKAVEMET STRATEJİSİ” ve gelişimi:

Peki, İsrail yönetimi ve yandaşları hatta işbirlikçi Arap yönetimlerinin büyük bir arzu ile devirmek istedikleri HAMAS’ın,  büyük bir iştiyakla yok edilmek istenmesine karşılık, Gazze savaşında karşısındaki Siyonist güçlere karşı koyabilmesinin sırrı nedir? HAMAS, Gazze savaşında Siyonistlere karşı nasıl bir strateji ve taktik uygulamaktadır?

Hizbullah’ın 2 İsrail askerini esir almasına mukabele etmek ve Hizbullah’ı  ezmek üzere 12 Haziran 2006’da  Lübnan topraklarına giren İsrail askeri birliklerinin, 33 gün süren savaşta tarihindeki en ağır yenilgiyi alması, İsrail yönetimi ve halkını tedirgin etmişti.

Hizbullah ile Lübnan’da yaşanılan savaştaki bu ağır yenilgi, başta ordu yönetimi olmak üzere bir çok üst düzey siyasiyi görevlerinden etti. Savaşın ağır yenilgisi asker ve siyasi bürokrasiye yıkılmasına rağmen, Hizbullah’a karşı yenilginin asıl nedenleri araştırılmaya başlandı.

İsrail’in, Lübnan savaşında Hizbullah’tan aldığı yenilgi, hiç kuşkusuz Hizbullah güçlerinin kullandığı askeri stratejinin üstünlüğünden kaynaklanmaktaydı. Hizbullah güçleri, karşı karşıya geldiği İsrail tank birliklerine, ellerindeki anti-tank füzelerini başarı ile kullanarak bu zırhlı birkliklerin ilerlemesini durdurmuş ve onları geri çekilmek zorunda bırakmıştır. Efsanevi güç olarak lanse edilen “Merkava4” tanklarının yok edilişi piyade birliklerinin hiç ileri sürülememesine yol açmış böylece İsrail ateşkese mecbur kalmıştır.

Hizbullah güçleri, bu savaşta karşılaştığı İsrail zırhlı birlikleri yanı sıra cephe gerisi olan İsrail kentlerine de İsrail yönetimi ve halkının hiç beklemediği bir taktik uygulayarak Katyuşa adı verilen füzelerle yoğun bir saldırıda bulunarak, İsrail sivillerine ölüler verdirmiş ve halkını tedirgin etmiştir.

Hizbullah’ın, Lübnan savaşını sona erdiren Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen ateşkes yürürlüğe girmesinden bir gün evvel attığı 250 füze, İsrail’in kentlerini ağır biçimde vurmuştu. Bu yoğun füze saldırısı sonucu 51 İsrailli sivil öldü ve 250 sivil yaralandı. İsrail devletinin 1948’de kurulmasından bu tarafa İsrail iç bölgelerinde yaşayan halk ilk kez bu denli yoğun ateş altında kaldığı görüldü.

Nitekim Hizbullah’ın füze saldırısı, İsrail ordusunun yüksek nüfusa sahip bölgeleri korumakta zayıf kaldığını gösterdi. Lübnan savaşından çıkarılan bir ders olarak İsrail hükümeti halka, Hizbullah ve HAMAS’tan gelecek füze saldırılarından korunmak amacıyla binalarda “füze savunma odaları” inşa etmeleri uyarısında bulunmuştur.

Neticede iyi gizlenmiş birlikler ve atılan füzeler yoluyla ansızın saldırılarda bulunan Hizbullah mücahitlerinin geliştirdikleri bu taktikler, İsrail ordusunu durdurmaya yetmiş ve İsrail içlerine ulaşan füzelerin verdirdiği sivil can kayıpları halkı paniğe düşürmüştür.

“Mukavemet stratejisi”nin Gazze savaşında uygulanması:

Hizbullah ve İsrail arasındaki Lübnan savaşının tecrübelerinden kendine has bir askerî “mukavemet stratejisi” geliştiren Hamas; İsrail birlikleriyle açık ve düzenli birlik çatışmasından kaçınarak, gizlenip ansızın saldırarak vur-kaç tipi gerilla taktikleri ile savaşıyor. Coğrafik açıdan küçük ve düz bir arazi kesbeden Gazze’de HAMAS, İsrail tanklarına karşı çok zor şartlarda da olsa kendi yer altı ve hücre yapılanması ile direnmeye çalışmaktadır. Buna rağmen ellerindeki anti-tank silahları ile İsrail zırhlı birliklerine ağır kayıplar verdirmektedir.

HAMAS’ın bu taktiklerinin izlerini Gazze savaşından gelen haberlerde görmek mümkündür: “Halk Direniş Komiteleri Sözcüsü Ebu Mücahid: Bazı direnişçilerimiz, Siyonist askerleri karşıladı. Karşılıklı çatışmaya girdiler. Fakat Siyonistler, direnişçilerimizi göremiyordu.”  Derken bir başka HAMAS komutanı; "Siyonist ordudan bir birliğin oto pazarının arkasında mevzilendiğini gören mücahitler, olay yerine sızarak daha önce yerleştirdikleri Şuvaz4 mayınlarını patlatarak, Siyonist savunma sanayinin en gözde tankı olan Merkava4 tipi bir tankı tamamıyla tahrip ettiler.” “İsrail gazeteleri olup bitenleri korkunç diye nitelerken, yaralı işgal askerlerinden biri "Girdiğimiz bir evde füze yağmuruna maruz kaldık, ev yıkıldı ve evde birçok arkadaşımız vardı." derken, bir diğer asker de "Eve girdik. Aniden üzerimize ateş edildi. Bunun üzerine çatışmalar başladı, içerde birçok arkadaşımız vardı, tam bir dehşet yaşadık." Diyerek, HAMAS savaş taktiğini anlatmaktadır.

HAMAS savaşçılarının “gizlen-vurkaç-gizlen” taktiği izlerinin, İsrail askeri birliklerinde yarattığı panik ve başarısızlık medya’da şöyle aktarılmaktadır. el-Cezire muhabiri İlyas Kiram: Şayet İsrail ordusunun İddiası üzerine, dün akşam öldürülen askerler, direnişçilerin kurşunları ile değil de yanlışlıklar arkadaşlarının kurşunları ile ölmüşseler, ortada ciddi bir taktik başarısızlığı vardır.”

Cephede bu taktikleri izleyen HAMAS, cephe gerisine ise geliştirmiş olduğu ancak mühimmat ve yakıt teknolojisindeki yetersizliklerden dolayı bu aşamada panik vermek amaçlı olan, Kassam ve Grad füzelerini kullanmaktadır. İsrail gizli servisi “Shin Bet”in hazırladığı parlamento gündemine gelen bir rapora göre; “yüzlerce HAMAS militanı; Rafah sınır kapısına açılan tüneller vasıtasıyla İran ve Suriye’ye kaçırılarak askeri eğitimden geçirilmişlerdir. Tekrar Gazze’ye dönen bu Hamas savaşçılarının bir kısmı füze üretimi ve kullanımı konusunda da uzmanlaştır.”

HAMAS mücahitlerinin, Gazze’deki küçük atölyelerde, ilkel şartlarda düşük kaliteli patlayıcılarla imal ettiği füzelerin menzil ve tahrip gücü ilk kullanıldıkları dönemlere nazaran daha da arttırılmış olduğu gözlemlenmektedir. Gazze’li Filistinliler, Refah’ın altında kazdıkları tüneller sayesinde Mısır yoluyla getirdikleri ordu malı patlayıcılara ulaşmışlar, böylece imal edilen roketlerin patlayıcı başlıklarının kullanım süresini uzatmışlardır. Evvelden füze patlayıcı başlıklarının en fazla 2 -3 hafta olduğu belirtilmekteydi. Bundan dolayı Hamas mücahitleri, imal ettikleri füzeleri bekletmeden hemen kullanmak zorunda kalıyorlardı. Ancak geliştirdikleri yeni tekniklerle imal ettikleri bu füzeleri arazi veya yerleşim bölgeleri içersinde uzun süre saklayarak, istedikleri zaman ve yerden İsrail’e fırlatma imkânına kavuşmuşlardır.

Analistler, eğer HAMAS, füze üretiminde menzil ve tahrip etkisini daha da artırırsa bu İsrail için geçmişteki uğradığı saldırılardan daha büyük bir tehdidin gündeme gelmesine yol açacağı yorumlamaktadırlar. Nitekim “İslami Cihad”da İsrail’e karşı hiç kullanmadığı, 18 kilometre menzilli “Al-Kuds” füzesini denediğini açıklamıştır.

HAMAS’ın geliştirdiği ve Gazze savaşında uyguladığı askeri “mukavemet stratejisi”nde Füze kullanma taktiği Lübnan ve Körfez savaşları taktiklerinin bir yansıması olduğu anlaşılmaktadır. Bu hususta İsrail’in 1970’li yıllardan beri saldırı ve katliamlarına karşı koymaya çalışan Hizbullah mücahitlerinin, Lübnan’dan İsrail topraklarına sızarak Katyuşa füzelerini kullanması ile başlayan ve Körfez savaşında, Irak’ın attığı, İsrail’i vuran “Scud” füzelerinin oluşturduğu zayiat verdirme ve halk üzerindeki panik etki gücü önemli tecrübeler olmuştur. Bunun yanı sıra Hizbullah’ın 2006 Lübnan Savaşındaki İsrail zırhlı birliklerine karşı kazanılan zafer tecrübeleri önemli dersler olarak askeri stratejiye yansıdığı görülmektedir. Yani süreç içersinde İsrail ve A.B.D-AB güçleri ile verilen askeri mücadelelerden alınan dersler sonucu ortaya çıkarılan bir strateji, “mukavemet stratejisi”…

“Mukavemet stratejisi”nin sonuçları:

HAMAS’ın geliştirdiği bu “mukavemet stratejisi”nin çok başarılı olduğu, iki haftalık Siyonist İsrail saldırılara karşı direnebilmesinden ve Siyonist yönetimin, Fransa’yı araya koyarak alel acele olarak B.M’yi devreye sokması ve ateşkese, taraf olmasından anlaşılmaktadır. Oysa HAMAS ile savaşın çok uzun süreceğini bildirerek Gazze’ye savaş başlatmıştı, İsrail…

Bundan anlaşılıyor ki Gazze ambargosunun devamı halinde ateşkese uymayacağını açıklayarak İsrail’in başlattığı savaşa giren HAMAS, oluşturduğu askerî “Mukavemet stratejisi”ni çok iyi uygulamış ve bunda başarı kazanmıştır.

İsrail’in Gazze’ye başlattığı savaş, hem Türkiye hem Mısır kamuoyunda büyük bir infial meydana getirmiştir. Bunun yanı sıra halkı Müslüman ülkelerde ve tüm dünya kamuoyunda başlayan İsrail aleyhtarı gösteriler İsrail’in aleyhine bir gelişme olarak gözükmektedir.

Eğer ambargoya rağmen ateşkes devam ettirilmiş olsaydı, hem HAMAS siyasi olarak yıpranacak hem de Filistin halkı dünya Müslümanları ve dünya kamuoyundan gelen bu desteklere sahip olamayacaktı. Çünkü Ambargo ve Gazze halkına etkileri yeterince anlaşılamamıştı.

Bu yönüyle bakıldığında Hamas‘ın ateşkesi sona erdirmesi ve bunu sebep gösteren İsrail’in, HAMAS ve Gazze’ye açtığı savaş, Filistin sorununa artılar getirmiştir.

Hamas mücahitlerinin, İsrail askerleri ile “gizlen-vurkaç-gizlen” taktiği ile yakın muharebe savaşı uygulamaları, İsrail zırhlı birliklerini turistik meta! Haline dönüştürmüştür. İsrail zırhlı birliklerinin mücahitler karşısındaki bu zafiyeti, İsrail piyade birliklerinin şehirlere girememesini dolayısı ile İsrail ordusunun acziyetini göstermektedir.

Acziyet içersindeki İsrail ordusu, Gazze’ye ve diğer sivil yerleşim yerlerine deniz ve havadan bombalar yağdırarak; daha önce Lübnan’da uyguladığı Hizbullah karşısındaki yenilgiyi İsrail halkına ve dünya kamuoyuna çaktırmama hilesine Gazze’de de başvurmaktadır. İsrail’in uyguladığı Gazze’deki yıkım stratejisi tamamen dünya kamuoyunun dikkat ve baskılarını hükümetleri üzerine yönlendirmektir. Amacı Lübnan savaşındaki gibi çok uluslu birleşmiş milletler denetiminde bir tampon bölge oluşturmaktır. Böylece HAMAS’IN füzelerinden kurtulacak olan İsrail, Gazze’ye ambargoyu devam ettirerek B.M ve çok uluslu güçler eliyle HAMAS’ı teslim olmaya zorlayacaktır.

İsrail’in asıl amacı Fransa devlet başkanı Sarkozy’nin girişimlerinde yankı bulmaktadır. Türkiye’nin de uluslar arası barış gücüne katılması isteği bu nedenledir. İsrail’in bu şeytanca taktiği Hamas’ın uluslararası güce karşı olduğunu bildirmesi üzerine Türkiye tarafından reddedilmiştir. İsrail’in bekçiliği olacak bu girişimin sonuçsuz kalacağı HAMAS’ın karşı çıkması ile belli olmuştur. Bunun üzerine ateşkese razı görünen İsrail savaşa devam edeceğini açıklayarak niyetinin barış gücü denetiminde tampon bir bölge isteği olduğunu belli etmiştir. Savaşarak ele geçirip yapamadığını çok uluslu B.M eliyle yaptırmak.

Gazze savaşında İsrail’in belini kıran! Gazze’yi ele geçirememesine neden olan Hamas’ın füze saldırılarıdır. Binlerce sortilik bombalamalara Yüzlerce sivil katletmelerine rağmen Kassam ve Grad füze saldırıları artarak sürdürülmektedir. HAMAS tarafından yapılan açıklamada; Gazze savaşının başladığı ilk günden itibaren İsrail’e fırlatılmaya başlanan füze sayısı, iki hafta içerisinde, 276 Kassam, 147 Grad füzesi olmak üzere 430’a ulaştığını bildirilmektedirler.

Üstelik bu füzeler artık İsrail'in Hizbullah’la yaptığı Lübnan savaşına kadar süren iç de istediğini kesimlerdeki güvenliğini tamamen tehlikeye düşürmüş bulunmaktadır. İsrail’in; Aşdod, Aşkelon, Siderot, Ber-şeba, Kiryat Malaç gibi Gazze'den yaklaşık 40 km uzağı kentleri HAMAS füze menzili içerisine girmiş bulunmaktadır. Kassam ve Grad’ların uzandığı menzilin Tel Aviv yakınlarına kadar geldiğine dair haberler basında yer almaktadır: “Kassam, Tel Aviv'in 27 km yakınlarında bulunan Tel Nof'da askeri bir üssün vurulduğunu açıkladı.”

Kassam ve Grad füzelerinin ulaştığı bu menzil, İsrail'i daha da tedirgin ve rahatsız etmiş bulunmaktadır. İsrail’in Aşdod, Aşkelon gibi kıyı şehirlerinin limanlarında, İsrail'in petrol rafineri ve Aşkelon-Eylat boru hattı, kimyevî üretim depoları gibi önemli ekonomik ve stratejik tesisleri var. Bununla birlikte, Eylat-Aşkelon petrol boru hattının, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattına bağlanarak, akan petrolün Kızıldeniz yoluyla Hindistan’a taşınmasında kullanılacağı düşünüldüğünde, Aşkelon şehrinin ne kadar stratejik konuma geleceğini görmek lazımdır. Bu durumda HAMAS’ın füzelerinin önemi her iki taraf açısından lehte ve aleyhte olarak daha da artmaktadır.

Eğer Kassam ve Grad füzeleri geliştirilerek, bu savaşta veya yakın gelecekte kullanıldığı zaman; Kudüs ve Akdeniz kıyısı arasındaki İsrail’in 6 milyonluk nüfusunun çoğunluğunun yaşadığı yerleşim bölgeleri ve bu bölgelerde konuşlu stratejik, askeri tesislerin büyük bölümü, nükleer silah depoları ve endüstri tesisleri HAMAS’ın menzili içerisine girmiş olacaktır..

İsrail Füze Savunma Organizasyonu’nun eski başkanı Uzi Rubin’in İsrail’in stratejik açmazı şöyle izah etmektedir: “dünya üzerinde bu denli yoğun roket ve füze tehdidine maruz kalan başka bir ülke yok. Rubin, İsrail topraklarında roket ve füze tehdidinin yönelmediği tek bir nokta bile yoktur.”

Bu yüzden İsrail’li firmalar tarafından, İran’dan gelecek füze saldırıları için geliştirilen "Demir Kubbe” “Kipat Barzel” füzesavar sisteminin, HAMAS ve Hizbullah tarafından atılacak Katyuşa, Kassam ve Grad gibi kısa menzilli füzeler içinde kullanılması düşünüldüğüne dair haberler yayılmaktadır. Hizbullah ve HAMAS’tan gelecek füzelere karşı geliştirilen sistemin; özel bir radar sistemi vasıtasıyla Filistin ve Lübnan’dan fırlatılan füzeleri havada iken tespit edecek, daha sonra tespit ettiği bu hedeflere karşı, fırlatacağı önleyici anti-füzelerle onları havada yok edecek. Ancak "Demir Kubbe” sisteminin yanında Skyguard ve Davud'un Sapanı gibi adlarla geliştirileceği düşünülen bu füzesavar sisteminde, nereye düşeceği belirsiz olan her füze için kullanılması gerekecek bu sistemin çok yüksek maliyete mal olacağı da değerlendirmeler arasındadır. Geliştirilecek bu füzesavar sisteminden sıyrılacak füzelerin kimyasal veya bakteriyolojik olması halinde ne olacağı belirsizdir. A yrıca düşünülen füzesavar sistemlerinin ne zaman faaliyete geçeceği de belirsizdir.

Siyonist İsrail yönetiminin bu gibi haberleri öncelikle psikolojik amaçla yaydığı anlaşılmaktadır. İsrail halkının bozuk moraline hitabeden bu nevi çabalara rağmen söylendiği gibi bir füzesavar sistemi kurulsa bile neticelerine bakıldığında İsrail açısından hiçte iç açıcı bir gelişme olacağı görülmemektedir.

İsrail’in, HAMAS ve Hizbullah füzelerine karşı geliştirmeyi düşündüğü sistemin çok yüksek maliyetinin olacağı belirtilmektedir. Geliştirilecek bu füzesavar sisteminin dezavantajları avantajlarının çok fevkinde olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre yorumcular; füzesavar sisteminin çok pahalıya mal olacağını; tek bir anti-füzenin atışının 50 bin dolar’a mal olabileceğini belirterek, güdüm sistemi olmayan ve her yere düşebilecek Katyuşa, Kassam ve Grad gibi füzelere karşı kullanılması halinde bunun İsrail’e ekonomik maliyetinin atılan füzelerle kıyaslanmayacak meblağlar tutacağını ifade etmektedirler. HAMAS’ın ve Hizbullah’ın füzelerinin maliyeti ise 10 dolar gibi komik bir rakam verilse de bu miktarın çok üzerinde olması muhtemeldir. Maliyeti ucuz olmasına rağmen HAMAS’ın kullandığı Kassam ve Grad füzelerinin en azından şimdilik psikolojik etkilerinin çok yüksek olduğu bunun yanı sıra bu füzeleri engellemek isteyen İsrail’e ilerde çok yüksek ekonomik bedeller ödeteceğini görmek gerekmektedir.

İsrail tarafının pompaladığı füzesavar haberleri, psikolojik savaşın unsurları olarak da görülebilir. Hizbullah ve HAMAS’ın başarılarına karşı yayıldığı anlaşılmaktadır. İsrail karşı teknolojiler geliştirirken, Hizbullah ve HAMAS olduğu yerde durmayacaktır. İsrail’in savaş ve ateşkes masraflarının yükü her halükarda yükseldiği nazar-ı dikkate alındığında bu bile HAMAS’ın füzelerinin, Siyonist yönetime nasıl maddi ve manevi zararlar verdiği/vermeye devam edeceği açık olarak gözlemlenmektedir.

Gazze savaşında HAMAS’ın uyguladığı askerî ”mukavemet stratejisi” Siyonist ordunun askerleri ve zırhlı birlikleri üzerinde hayli etkili olmuştur. HAMAS’ın Kassam ve Grad’larına İsrail’in elindeki silahlar engel olamamaktadır. Dolayısıyla İsrail kamuoyunun fırlatılan bu füzeler hususundaki hoşnutsuzluğu giderek artacağı anlaşılmaktadır. İsrail’in Gazze’ye savaş açmasında sebep gösterdiği bu füzeler aynı zamanda Siyonist İsrail hükümetinin, HAMAS’la, HAMAS lehine bir ateşkese de mecbur kalacağını göstermektedir.

“Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (3Al-i İmran/54)

Kötülük tuzakları kuranlar, Allah'ın, kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden veya onlar dönüp dolaşırlarken Allah'ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar (Allah'ı) âciz bırakacak değillerdir.” (16/Nahl/45-46)

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim