1. YAZARLAR

  2. Cengiz Alğan

  3. Halkların Demokratik Tiyatrosu
Cengiz Alğan

Cengiz Alğan

Yazarın Tüm Yazıları >

Halkların Demokratik Tiyatrosu

08 Ekim 2016 Cumartesi 18:27A+A-

 

7 Ağustos 1993 günü, Özgür Gündem gazetesi çalışanı Aysel Malkaç, Kumkapı’daki gazete bürosundan çıkıp gittiği bir haberden bir daha dönmedi. Gazete yönetimi İstanbul Emniyet Müdürlüğü, valilik ve başsavcılığa başvurarak Malkaç hakkında bilgi istedi. Daha sonra ilgili bakanlık ve Başbakanlığa da başvurdular fakat bir sonuç alamadılar. Malkaç’la ilgili bir bilgiye ulaşılamamıştı.

Bunun üzerine gazete yönetimi, çalışanları ve çeşitli sivil toplum kuruluşu üyeleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde bir ay sürecek dönüşümlü açlık grevine başladılar. Bu arada gazeteye, Avcılar Firuzköy Mezarlığı’na çarşaf içinde bir cesedin gömüldüğü ihbarı geldiği iddia edildi ancak bu ihbar asılsız çıktı.

Gazete yönetimi ve STK’lar ile PKK çevreleri Malkaç’ı ‘dünyada gözaltında kaybedilen ilk kadın gazeteci’ ilan ettiler ve habere gidip dönmediği gün olan 7 Ağustos’u ölüm günü kabul ederek, her yıl anmalar düzenlemeye başladılar. Onlara göre Malkaç’ı polis kaçırmış ve yargısız infazla öldürmüştü. 3-4 yıl sonra, Susurluk kazası sonrası gözaltına alınan ve itirafçı olan Murat İpek’in iddianamesinde, Malkaç’ın kaçırılmasıyla ilgili bilgiler yer aldı. İpek’in iddiasına göre; Aysel Malkaç kaçırılarak öldürülmüş ve cesedi Sapanca’daki bir atış poligonuna gömülmüştü. Ancak bu iddianın gerçekliği de tespit edilemedi.

Malkaç İHD’nin ‘Basın Şehitleri’ listesinin en başında yer aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin ‘kayıp gazeteciler’ listesine alındı. 11 yıl boyunca bu listelerde kaldı. 11 yıl boyunca her 7 Ağustos’ta anma yapıldı. Cumartesi Anneleri ellerinde onun da fotoğrafını taşıdı. Ta ki bir PKK itirafçısı çıkıp (PKK’nın yapıp suçu devlete attığı başka itirafların yanı sıra) Malkaç’ın Almanya’da yaşadığını itiraf edene kadar.

Bu kez iddia doğru çıktı. Özgür Gündem de bu haberi duyurdu. Malkaç önce Yunanistan’a kaçmış, burada evlenip siyasi sığınma isteyerek Almanya’ya geçmişti. Orada ikinci bir evlilik yapan Malkaç gayet sağ ve sağlıklıydı. 11 yıldır kopartılan yaygara ve ortaya atılan onca iddia fos çıkmıştı.

Not: Cumhuriyet Kitap’ın bugün (8 Ekim), OHAL’i eleştirmek için yayınladığı, “19. Yüzyıl ortalarından bu yana baskı gören gazeteciler” listesinde Malkaç hala ‘öldürülen gazeteciler’ başlığı altında yer alıyor: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/610881/Eli_kalem_tutan_hep_eziyet_gordu.html

***

HDP’nin Güneydoğu’daki ‘paralel partisi’ DBP’nin Şırnak yöneticilerinden Hurşit Külter, iddiaya göre, 27 Mayıs 2016’da gözaltına alındı ve bir daha kendisinden haber alınamadı. Şırnak Valiliği ve jandarma gözaltı kaydı bulunmadığını açıkladı ama PKK çevreleri o günden itibaren ‘Hurşit Külter Nerede?’ sorusu etrafında yoğun kampanyalar yürüttü. Soruyu sosyal medyada ve yayın organlarında hergün, gün sayısı vererek sordular.

HDP vekili Meral Danış Beştaş mecliste ‘zorla kaybettirilmeler’ çerçevesinde bir konuşma yaptı. Pervin Buldan “Bu acıyı biliyorum. Külter’i serbest bırakın” açıklaması yaptı. Yani polisin elinde olduğundan emindi (!). İdris Baluken daha tehditkâr bir tonda devleti suçladı. Demirtaş yine mecliste, elinde Külter’in fotoğraflarıyla akibetini sordu. Ota bota yaptığı gibi, Külter’in ‘gözaltında kaybedilmesine’ karşı Kürt gençlerini sokağa direnişe çağırdı. Çünkü ‘devlet Külter üzerinden Kürt gençlerine gözdağı’ veriyordu.

Cumartesi Anneleri Külter için eylem yaptı. HDP Birleşmiş Milletler ve AİHM’e kadar başvuru yaptı. Konu ABD Dışişleri sözcüsü John Kirby’nin açıklamalarına kadar uzandı. Kirby Hurşit Külter için araştırma yapacaklarını açıkladı. BBC ve Deutsche Welle onlarca haber yaptı. Türkiye içinde Evrensel, Cumhuriyet gibi gazeteler sayısız haber yazdılar. Sol siyasi partiler ve başta İHD olmak üzere STK’lar çok sayıda açıklama yayınlayıp sokakta basın açıklamaları düzenlediler. CHP’li vekiller Sezgin Tanrıkulu, Mahmut Tanal, Selina Doğan da hükümeti suçlayan açıklamalar yaptılar. Devletin 1990’lara döndüğü, yeniden gözaltında kayıplar döneminin açıldığı iddiası tüm dünyaya yayıldı.

Fakat sonra ne oldu? 4,5 ay boyunca sürdürülen bu tiyatro, Külter’in bizzat kendisinin Kerkük’te ortaya çıkıp açıklama yapmasıyla tamamen çöktü. Kendi ifadesiyle Külter; 27 Mayıs günü Şırnak’ta ‘özyönetim direnişi’ sırasında Özel Harekât polisleri tarafından gözaltına alınmış, bir binanın bodrumunda 13 gün boyunca yoğun işkenceler görmüş. Ajanlık teklif edilmiş, kabul etmeyince de infaz edeceklerini defalarca söylemişler. Nedense infaz etmeyip binanın üst katına çıkarmışlar. O da buradan ‘bir fırsatını bulup’ kaçıvermiş. 40-45 gün boşaltılan evlerde yaşamış, ‘şehirde direnenlere’ denk gelmiş ve sayelerinde şehirden çıkmış. İki aylık zorlu bir yolculukla da Kerkük’e gitmiş. Bu açıklamayı da ancak oradan ve şimdi yapabilmiş.

Açık ki yalan söylüyor. 13 gün yoğun işkenceler yapan polislerin elinden pırr diye kaçıveriyor. Belediyesini yönettikleri şehirde (parti yöneticisi olmasına rağmen), ‘direnişçiler’ dâhil kimse onu tanımıyor. İletişim yüzyılında 4,5 ay boyunca kimseyle en ufak bir temas kuramıyor (Neden ‘direnişçi’ yoldaşları aracılığıyla, en azından ailesine veya partisine haber uçurmuyor, o da belli değil).

Artık kabak tadı verdi bu tiyatro. PKK/HDP ve ona yakınlık besleyen STK ve siyasi çevreler, gözümüzün içine baka baka, bize, Kürtlere ve tüm dünyaya yalan söylüyor. Kara propagandaya dayalı birer yalan üretim merkezine dönüştüler. Her yalanları arka arkaya ortaya çıksa bile hiç utanmadan sıkılmadan, aynı şekilde devam ediyorlar. Örneğin, geçen yıl da ‘Er Osman Karadeniz Nerede?’ diye ortalığı ayağa kaldırmışlardı. Oysa askerden firar eden bu er, bir süre sonra Mardin’de bir çatışmada öldürüldü. Yani kaçıp PKK’ya katılmıştı. Ama haftalarca kampanya yürütenler çıkıp tek kelime etmemiş, kimseden özür dilememişlerdi.

Şimdi de Külter için henüz -özrü geçtim- bir açıklama bile gelmedi. Sadece İHD, twitter hesabından “Hurşit Külter’in sağ olması güzel bir haber” şeklinde, kamuoyuyla alay edercesine bir tweet attı. Hepsi o.

Hiçbir biçimde utanmayacakları ve bu yalan siyasetine devam edeceklerine hiç şüphem yok. Ama artık şu soru hep tepelerinde asılı duracak: “Acaba 40 yıldır daha başka hangi yalanları uydurdular?”. PKK tarafından sürekli kandırılıp yine de peşinden koşmayı sürdüren solcular ne yapacak bilemem ama kendi hesabıma, bu hareket benim için artık yalnızca alay konusudur:

-..… nerede?

-Suya düştü.

-Su nerede?

-Hurşit içti.

-Hurşit nerede?

-Dağa kaçtı.

-Dağ nerede?

-Yandı, bitti, kül oldu.

Serbestiyet

YAZIYA YORUM KAT