Halkının fakir kesiminden kopmayan bir lider: Hugo Chavez

07.03.2013 18:03

Selahaddin E. Çakırgil

secakirgil@yahoo.com

Venezuela, Latin (Güney) Amerika’nın kuzey ucunda, Türkiye’den 135 bin km. kare daha büyük, 912 km.lik bir yüzölçümü olan ve nüfusu da 30 milyon civarında bulunan, bol nehirlere, akarsulara sahib bir ülke.. Ülkenin başkenti, kuzey sahillerindeki Caracas..

40 sene öncelerde, bir yabancı dergide, tam sahife olarak, Caracas’ı ve Venezuela’nın acı gerçeğini yansıtan bir fotoğraf yayınlanmıştı.

Caracas’da, onlarca dev gökdelenin etrafını sarmış, ev diyebilmek için bin şahid isteyen teneke kulübelerden oluşturulmuş binlerce-onbinlerce gecekondu..

Ve fakir yerlilerin, yoksulluk denizinde yüzen yanık benizli işçilerin, işsizlerin, çöplüklerden beslenmeye çalışan yığınların hemen yanıbaşında onlara nanik yaparcasına korkunç bir lüks içinde yaşayan ‘beyaz yakalı’ zenginler..

Ülke, dünyanın en önde gelen petrol üreticilerindendi. Ama, o zenginlik, ülkeyi daha bir bölüyordu, toplum kesimlerini birbirine daha bir düşman haline getiriyordu. Çünkü, sosyal açıdan adâlet düşünce ve duygusu neredeyse bütünüyle iflas etmişti.

*

Tarafdarları arasında kısaca, ‘COMMANDANTE (Kumandan) Chavez’ diye bilinen Hugo R. Chavez, 1954’te, işgalci ispanyolların ve yerlilerin karışımı bir ailede dünyaya gelmişti.

Chavez, sadece Venezuela’nın değil, (1783-1830 yılları arasında yaşayıp) hemen bütün Latin Amerika’nın, işgalci -sömürgeci İspanya’ya karşı verilen bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin sembol ismi olan ve El Libertador /Özgürleştirici-Kurtarıcı’ diye anılan Simon Bolivar’a hayran olduğundan, askerî okullarda okumayı tercih etti, subay olarak orduya katıldı. Ama, ordu içinde de, Bolivarcı eğilimlerin içinde ve öncüsü olarak yer almaktan geri durmadı. 1992’de kendi öncülüğündeki bir Bolivarcı darbeci subaylar, ’Zamora Operasyonu’ diye anılan bir ihtilal teşebbüsünde bulunmuşlar, ama, Yarbay Chavez ve arkadaşları başarılı olamayıp hapsedilmişlerdi. Ama, başarısız olsa bile, bu, onun fakir halk kitlelerinin kahramanı olarak anılmasına yetmiş ve serbest bırakılması için ülke çapında yapılan gösteriler sonunda 1994’te affedilmiş ve siyaset meydanına girmişti. Elbette ki, onun söylemleri de kaçınılmaz olarak solcu nitelikteydi. Çünkü, o, halkın fakir kesimleri için, başka bir çözüm yolu sunmak durumunda değildi.

Ancak, Chavez bilinen marksist -solcu hareketlerden ayrı olarak, dindarlara da hitab ediyor ve Hz. İsâ’nın ‘en büyük devrimci’ olduğunu söyleyerek halkı arkasına alıyordu.. (Kılıçdaroğlu da geçenlerde üniversite öğrencilerine, ’Hz. Muhammed’in en büyük devrimci olduğunu’ söylerken, benzer taktiklerden mi istifade etmek istiyordu, dersiniz?)

*

Kabına sığmayan bir lider olarak, fukara yığınlara umut veriyordu.

Hugo Chavez zenginlere meydan okuyarak ve fakir, çaresiz halk kesimlerinin derdlerine çareler bulunabileceğine dair iddialı sözlerle meydanlara çıktığında, umutsuz ve çaresiz kesimler, seçim öncelerinde çok görülen ve bol keseden vaadde bulunan birisiyle karşı karşıya olduklarını da düşünebiliyorlardı. Ama, onun geçmişi ve supekatkif şahsiyeti, parlak hitabet kabiliyeti ve de halkın yüreğine dokunma mahareti, bu siyasetçiyi diğerlerinden ayırıyordu.

Ona, ’Ne de olsa, kurulu düzenin temellerine dokunamıyacak.. O da nice siyasetçiler gibi, zenginlerin gücü karşısında başeğecek..’ diyerek de olsa, istemiyerek destek veren kitleler, onu yüzde 58’le 1998’de Devlet Başkanlığı’na getirdiklerinde; kısa süre sonra, onun o kapitalist zulüm düzenine gerçekten de karşı çıkan birisi olduğunu görecekler ve desteklerini arttıracaklardı.

2002 yılında ikinci bir dönem için seçimlere girdiğinde, seçimleri daha rahat kazanmıştı. Çünkü, geniş halk kitleleri onun, ülkenin zenginliklerini gerçekten de halk kitlelerine paylaştırmak için mücadele verdiğine daha bir inanmışlardı.

Çokuluslu şirketlerce el konulmuş olan büyük toprakları yoksul köylülere dağıtırken ve ülke çapında kurduğu tramvay sistemiyle, yoksul gecekondulardaki halkın kent merkezlerine kolayca erişimini sağlarken, tabiatiyle, ülkede o zamana kadar neredeyse yok sayılan sosyal kesimler görünür hale geliyor ve bu da, Chavez’i daha bir popüler hale getiriyordu.

O, yoksul yığınlara, hayatlarında başka bir şekilde karşılarına çıkmasını asla tasavvur bile edemedikleri fırsatlar sunuyordu.

Chavez yoksullara bir ses ve bir kimlik veren bir sembole dönüşmüştü.. Hattâ, sadece ülkesinde de değil, uluslararası alanda da..

Tabiatiyle, bu uygulamalar ve izlediği yöntemler toplumun bazı kesimlerini de rahatsız etti, sosyal sınıflar arasındaki zıdlaşmalar daha bir belirginleşti ve zenginlerden ayrı olarak orta sınıflar da bedeller ödediler.

Ayrıca, yabancı sermaye tarafından işletilen madenlerin millîleştirilmesinin, meydana getirdiği güvensizliğin yabancı sermayenin kaçışına sebeb olduğu; el konulan topraklar işlenemeyince, Venezuela ekonomisinin gıda için dışarıya muhtaç duruma geldiği; enflasyonun düşürülmesi için fiyatlar dondurulunca, süt, yağ, un ve şeker gibi temel ihtiyaç maddelerinin karaborsaya düşmesi gibi durumlarla karşılaşıldığı da bir ayrı konu idi.

Amerikan emperyalizmi ve onun tarafdarları ise, onun 2002 yılında, ikinci bir dönem daha seçilmesi üzerine, her şeyi tamamen kaybetmemek umuduyla Chavez’e karşı bir darbe yaptırmışlar ve darbeciler onu tutuklayıp bir adaya götürmüşlerdi. Ama, 'Tıpkı Salvador Allende gibi Chavez için de artık her şey bitti!' denilirken; gecekondularda yaşayan yoksulların akın akın başkent merkezine inmesi ve halk kitlelerinin sokağa dökülmesiyle, ordu içinde Chavez’e bağlı kalan subaylar da cesaretlenmiş ve Chavez, tutulduğu adadan bir helikopterle alınıp, yeniden Başkanlık makamına döndürülmüştü.

Böylece de Chavez’in yolu daha bir güçlü şekilde açılmıştı. Böyle olunca da, Chavez, üçüncü ve dördüncü kez de rahatlıkla seçilmişti. Chavez, çoğu solcu liderlerden farklı olarak, halkın serbest seçimiyle ve giderek artan bir ekseriyetle seçiliyordu. Yani bir diktatörlük yöntemleriyle ve düzmece seçimlerle seçtirmiyordu kendisini ve karşısına da güçlü adaylar çıkıyordu.

Ama, 2011 yılında kanser olduğu anlaşılınca, bir kaç ameliyat geçirdi, Kuba’da.. 2012 sonunda, dördünce kez girdiği Başkanlık yarışında meydanlarda pek gözükemediyse de, seçimi yine de kazandı, yüzde 54’le.. Ancak yeni dönem için yemin törenine katılamayacak kadar ağırlaşmıştı durumu..

Bu kanser vak’aları da, emperyalist yöntemin bir parçası mı?

Chavez, güçlü bir polemikçi devlet başkanı ve siyasetçi ve de Latin Amerika’daki fakir halk kitlelerine yeni bir hayat nefesi üfleyen ve dünyanın her bir yanında, ’Amerikan ve kapitalist emperyalizminin hegemonyasından özgür, çok kutuplu bir dünya’ idealini bayraklaştırıp, mazlum kitleler ve mazlumlardan yana olanlar için, güçlü bir örnek oluşturarak, kansere yenik düşüp, 5 Mart günü hayata vedâ etti.. Yerine, 20 yıldır, siyasî mücadelesinde hep yanıbaşında durmuş bulunan eski bir otobüs şoförü ve sendikacı olan Nicolas Maduro’yu bırakarak..

Chavez, Maduro’yu yardımcısı olarak açıklarken, ’Şuna bakın, şoför Nicolas... Burjuvalar onunla nasıl da dalga geçerler..’ demişti. Bir ay sonra yenilenmesi gereken Başkanlık seçimlerinde Maduro’nun kazanıp kazanmıyacağı, Chavez için gerçek bir test olacaktır.

Pek çok Güney (Latin) Amerika ülkelerinde özellikle de Amerikan emperyalizmine karşıt olan birçok liderin kansere yakalanması, dünyada bu liderlerin Amerika tarafından özel metodlarla kansere yakalatıldığı gibi bir zannın uyanmasına yol açtı..

Brezilya’nın eski lideri Lula da Silva ve yenisi Bn. Dilma Rousseff, Arjantin lideri Bn. Christina Fernandez, Paraguay lideri Fernando Lugo, Kolombia lideri Santos gibi isimlerin arka arkaya kanser olduklarının açıklanması, bu yöndeki iddiaları güçlendiriyor..

Esasen, Chavez de ABD'nin ’kanseri yaymak için yeni bir teknoloji geliştirmiş olabileceğini’ öne sürmüş; buna karşılık, ABD ise Venezüella liderinin iddialarını, ’menfur ve korkunç’ olarak nitelendirmişti. Ne var ki, geçmişte, CIA’e, Amerikan karşıtı liderlerin öldürülmeleri için izni verildiği de hatırlanırsa, asıl menfur ve korkunç olanın ne olduğu daha kolay anlaşılır.

*

Güçlü bir polemikçi liderden kurtuldu, USA emperyalizmi..

ABD ile ilişkileri her zaman gergin olan Chavez'in özellikle ABD'nin 41'inci Başkanı George W. Bush'a yönelik konuşmaları ve hele de, Eylûl-2006'da BM Genel Kurulu'nda Bush’un konuşmasından sonra, 'Dün buraya Şeytan geldi.. Ortalık hâlâ kükürt kokuyor.. Dünyanın sahibi gibi konuştu.. Bir psikologun Amerikan Başkanı’nın o konuşmasını analiz etmesi gerekiyor..’ demesi, bir tv. konuşmasında da, ‘Sen tarihi bilmiyorsun.. Tarihle ilgili hiç bir şey bilmiyorsun.. Sahib olduğun en büyük şey, kocaman bir cahillik.. Sen bir eşeksin!diye hitab etmesi ve kendisini ’faşist’ diyen azarlamaya yeltenen İspanya Kralı Juan Carlos’a da, 'Kes sesini.. Sen kendini ne zannediyorsun, özür dile bakayım, sömürgeci eskisi! diye seslenmesi unutulmayacak davranışlarından..

Chavez, Bush dönemi USA Dışişleri Bakanı Bn. Condoleezza Rice’a da, ’Unutma küçük kız, ben dikenli bir ağacım. Beni sallarsan dikenlerim batar..’ demiş; kendisini eleştiren İngiltere eski başbakanı Tony Blair’e de, Utanmazlık yapma. Senin kimseyi eleştirmeye hakkın yok. Sen bir emperyalist piyonsun!’ diye hitab etmişti.

*

Türkiye ve İran’dan iki yorum..

Chavez'in ölümü ardından, Amerika’yı son derece rahatsız eden bir liderin hakkında T.C. resmî makamları görüş açıklamaktan kaçındılarsa da, AK Parti Gen. Başk. Yard. Hüseyin Çelik yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanıyordu..

’Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez öldü. Ülkesini Küba modeline göre şekillendirmeye çalışıyordu. Geçen yıl Venezuella'yı ziyaret ettim. Bu petrol zengini ülkede insanların önemli bir bölümü sefalet içinde yaşıyor. Başkent Karakas'ta bile neredeyse şehrin yarısı çok ilkel evlerde yaşıyor. Bizdeki gecekondular bunların yanında saray kalıyor. Suudî Arabistan'dan sonra dünyadaki en bol petrole sahip olan Venezuella, tam bir zıtlıklar ülkesi. Zenginler çok zengin, fakirler tam sefil. İlginç lider Chavez, Amerika'ya değil kansere yenildi.’

Huseyin Çelik’in bu tesbitlerinde elbette bazı doğrular vardı.. Özellikle zenginler ve fakirler arasındaki derin uçurum.. Ancak, bu uçurum, Chavez zamanında olmadı; tersine, Chavez zamanında uçurum biraz olsun kapandı. Türkiye’de 6 yıl kadar Eğitim Bakanlığı yapmış olan bir siyasetçinin, bu konuya böylesine sathî bakması, ilginçti. Fakir halk kitlelerine, sadece sözleriyle değil, uygulama ve siyasetleriyle de gerçekten destek vermiş ve milyonlara yaşama gücü vermeye çalışmış bir lidere karşı daha derinlikli bakması beklenirdi..

Halkının onu 4. kez ve yüzde 55’leri aşan bir ekseriyetle Başkanlığa seçmesinde de, işte o fakir kesimlerin desteği vardı. Çelik’in bunları görmezlikten gelmemesi gerekirdi.

*

Ve, İran’daki ilginç Chavez tartışmaları..

İran Cumhurbaşkanı Mahmûd Ahmedînejad ise, Chavez’in ölümü üzerine 6 Mart Çarşamba günü, İran’da 24 saatlik bir ’genel yas’ ilan etti.

Özellikle Ahmedînejad döneminde, İran’la Venezuela münasebetlerinin oldukça geliştiği biliniyordu ve son 7 yıl içinde, Venezuela’ya 6-7 kez gitmesi, İran medyasında bile eleştirilen Ahmedînejad’ın, yakın dostu Chavez’le ilgili olarak Bakanlar Kurulu’nda yaptığı değerlendirmeler ise tartışılacak mahiyetteydi.

Ahmedînejad’ın, tamamiyle İslamî terminolojiye mahsus bir ıstılah/ terim olan ’şehîd’ nitelemesini Chavez için de kullanması ve hattâ onu överken, onun, Hz. İsâ Mesih ve Mehdi ile birlikte dünyaya yeniden döneceği gibi tuhaf iddialarda bulunması, yoğun tartışmaları beraberinde getirdi. Çünkü, Ahmedînejad’ın, ’Venezuela halkı cesur ve yiğit bir evladını, dünya bilge ve devrimci bir liderini kaybetti. Hiç şüphem yok, Chavez, Hz. İsa ve Mehdi ile birlikte dünyaya geri dönecek, dünyada barış, adalet ve huzurun tesis edilmesine hizmet edecek” şeklindeki sözleri, dünyada da hayret uyandırmıştı.

*

‘Bu sözlerde bir çarpıtma olabilir mi?’ diyenler aynı sözlerin ve daha fazlasının ‘Cumhûrî-i İslamî’ gazetesinde 7 Mart günü yer alan bir haber-yorumda, yer aldığını ve Ahmedînejad’ın Chavez hakkındaki abartılı sözleri dolayısiyle eleştirildiğini görüyorlardı.

Mezkur gazete, Ahmedînejad’ın Chavez’i, ‘İran’ı bütün uluslararası toplantılarda ve oylamalarda desteklediği, onun hakikî bir mumin ve inqılabcı olduğu, bütün konuşmalarında İmam Khomeynî’nin adını ve yolunu andığı, bütün enbiyaullah’ / ilahî peygamberlere inanan ve (İran’da, besicî denilen halk gönüllüleri ordusunun bağlılarındaki gibi) tam ihlâslı bir besicî ve hizbullahî rûhiyesiyle halkına âşık olduğu; yeni Chavez’lerin doğacağı; Chavez’in, Hz. İsâ ve (Mehdi’nin anlatılması için kullanılan deyim olarak)insan-ı kâmil’ ile döneceğine inandığı, onun adalet ve özgürlük âşıkı yüce ruhunun göklere kanat açtığı; Venezuela’nın güçlü ve şecaat sahibi bir evladını; dünyanın ise, bilge ve inqılabçı bir lideri yitirdiği; onun derin bir imanla muvahhid ve mumin olduğu, ve yüce insanî ve asumanî değerlere inandığı, enbiyaullah’ın yoluna ve ‘salih insanların rehberi’ne bağlı; ve Venezuela halkına hizmet yolunda bir ‘şehîd’ olduğu’ gibi sözlerle niteleyip ölçüsüz ve tuhaf şekilde övdüğünü aktarıyordu.

Sözkonusu gazete, ‘başsağlığı mesajınının ve diğer bazı sözlerin diplomatik teamül gereği anlayışla karşılanabileceğini, ancak itiqadî konuların bu gibi diplomatik sözlere fedâ edilmesinin anlaşılamadığını ve ayrıca, İran halkının, Chavez’in ölümünden dolayı hiç bir üzüntü nişanesi vermediği halde, Bakanlar Kurulu’nun, halkın duygularına tercüman olmak gibi bir noktaya dikkat etmeksizin ‘genel yas’ ilan edilmesinin anlaşılmaz bir durum olduğunu, bunların da Ahmedînejad’ın diğer bazı sözleri gibi abartılı olduğunu ve bu gibi davranışların halkın nezdinde ve siyasî teamülde yerinin olmadığını’ dile getiriyordu..

Ulemâdan Seyyid Mehdi Tabatabaî ise, Ahmedînejad’ın bu sözlerinin şer’an da, kanûnen de hiç bir karşılığının olmadığını söylüyordu, aynı gazetede.. Tahran Cum’a imamlarından Ahmed Khâtemî de Ahmedînejad’ı eleştirerek, ‘Reisicumhur olarak, başsağlığı mesajı yayınlaması elbette hakkıdır, ama, itiqadî konuları bu şekilde kullanması doğru değildir..’ diyordu.

Sahiden de, Ahmedînejad’ın konuşmada Chavez için kullandığı ifadelere bakıldığında, bu itirazlar bile oldukça mülayimdir.

*

Evet, Venezuela lideri Hugo Chavez, fırtınalı bir siyasî hayattan sonra, vefatıyla da, kendi etrafında dünyada derin tartışmalara konu olmuş bulunuyor.

Onun hakkında söylenecek söz, herhalde, ‘halkının fakir kesimlerinden asla kopmadığı’ şeklindeki hüsn-ü zann ifadesi ve genelde iyilikleri ağır basan gayrimuslimler için dilimizde müslümanlarca kullanılan ‘Toprağı bol olsun..’ temennisidir.

  • Yorumlar 6
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim