Halkına kör kalanlar kendilerini yine göremeyecek

14.09.2010 15:18

Leyla İpekçi

BDP sandığa gitmeden kazandı mı? Eğer hayatımız oran ve istatistikle belirlenir olsaydı, evet. Boykot yüzdeleri kendi beklentileri düzeyinde çıktığı için kutlama da yaptılar. Ve savundukları boykot daha da meşrulaştı.

Eğer Kürtler Güneydoğu’da özellikle kırsal bölgelerde sandığa gitmesin diye son iki hafta içinde yaşanan cinayetler, katliamlar, provokasyonlar vukuu bulmamış olsaydı... TSK’nın ‘zamansız’ operasyonu ateşkesi delmemiş olsaydı... Belki ‘hakkıyla’ sürdürülmüş bir boykottan daha kolay bahsedebilirdik.

Birileri sivilleşmeye, çoğullaşmaya, demokratikleşmeye çalışan Kürt siyasetini devamlı şiddet kıskacına hapsediyor. Silaha mahkûm bırakıyor. Ne yazık ki, başka türlü varolmayı göze alamadığı izlenimi veren BDP de kendini bu kıskaca hapsediyor, diğer aktörlerden önce.

Bölgede sandığa gidebilenlerin Türkiye ortalamasının çok üzerinde ‘evet’ demesi gözardı edilmemeli. Cumhurbaşkanlığı seçimleri için düzenlenen referandumda Güneydoğu’daki katılımın –bugüne oranla- yüksek çıkmış olması, hatta seçmenin “ben de ülkem hakkında söz söylemek istiyorum” diyerek Türkiye ölçeğinde epey ‘görünür’ olması, bugünler için ‘baskıyla önlem almayı’ zorunlu hale mi getirdi?

Malum, o günlerde de Dağlıca baskını gibi başka ‘şaibeli’ saldırılar gündeme gelmişti ve her zamanki gibi hedef şaşırtılmıştı büyük ölçüde.

BDP boykot oranlarına bakıp sevinirken, seçmenlerinin ne kadarının rıza ve gönül parametreleriyle boykot ettiğini, ne kadarının ise korkup sindiği için evet demesine rağmen sandığa gidemediğini çok iyi tahlil etmek zorunda.

Çünkü korkup sinmeyenlerin sayısı arttıkça, şiddet yöntemlerini benimsemeyenler azalıyor. Bir ters oran sözkonusu. Gözardı edilmemesi gereken.

Şu da var: Bölgedeki çeşitli sivil toplum kuruluşlarının evet vereceğini açıkladığı günlerden beri ‘boykot’çulardan bir bölümü ısrarla “bu STK’lar AKP güdümlüdür” diyordu. Sonuçlar ortaya çıktıktan sonra aynı argümanı dile getirmeye devam ettiler. Bu gerekçeye sığınarak körleşmeyi sürdürenler, bölgede korku siyaseti yapmanın Kürtlerin ‘haklı davasını’ tükettiklerini fark edemezler.

***


AKP’nin meşruiyetini yok etmeye çalışanlar siyaset üretebilir mi?
Keşke evet diyebilecek göstergelerimiz olsaydı! 23 temmuz sabahı CHP adına umutlanmıştım. Belki nerede hata yaptıklarını anlarlar diye. Ezberi bozacak tek bir tavır değişikliği olmadı sonradan. Baykal’ın kaseti istisna!

BDP’nin çeşitli aktörler eliyle şiddet siyasetine mahkûm bırakılmaya çalışılması ve kendisinin de bu kıskaçtan çıkmayı göze alamaması gibi, CHP de kendini korku siyasetine hapsetmeyi sürdürecek gibi. ‘Güçlü evet’ten sonra bile. Yine.

“AKP seçmene büyük baskı yaptı, zaten çok parası vardı, çok iyi örgütlenebildi, öyle kazandı!” diyorlar TV ekranlarından. Demokrasi paketini halka “tüccar AKP anayasası” diye yutturmaya kalktıkları için, bunu şimdi “sivil dikta zaferi” olarak yorumlamak durumunda kalıyorlar!

Halkımızın her kesimiyle birlikte çok daha katılımcı, çoğulcu ve adalet temelli bir demokrasiye yaklaştığımıza dair tek bir yorum dahi duyulmadı henüz onlardan. Halk doğruyu, iyiyi, hakkaniyetli olanı kendi adına söz alarak seçemezmiş gibi!

Seçim sonuçlarını en doğru tahmin edebilenlerden Tarhan Erdem, her zamanki zarafetiyle, “halka güvenmek lazım” diyordu. Egosuna çarparken bu sözcükleri bazı yüksek şahsiyetlerin...

Daha iki gün önce CHP İstanbul İl Başkanı partililerini şiddete bizzat teşvik etmişti: “Referandum günü gerekirse kavga edin, bir gece nezarette kalmaktan bir şey olmaz!”

Bu şiddetin boyutları çeşitlendikçe meşrulaşıyordu. O kadar ki ‘hayır’cılar sanatçıları tehdit edip yumurta attığında bile bunun adı kampanya oluyordu.

Evet’ten sonra, hâlâ bu yıpranmış, kurgusal, dünyaya değmeyen nakaratlarla... Halkın daha fazla demokrasi istediğini göremiyorlar. Bakalım, toplumsal hakikatlerin hangisini ‘olduğu gibi’ görmeyi başaracaklar...

***


Halk artık savaş istemiyor.
Türkiye halkı nihayet daha demokratik bir döneme giriyor diye sevinemeyenler, şunu da göremiyor: Ne ülkücüler kan siyaseti istiyor artık, ne savaş yorgunu Kürtler! Kimlerin hâlâ bu ‘kayıp kemik düzeni’ni devam ettirmek istediği ise artık iyice görünür oldu. Onlar marjinalleşmeye başladıkça, giderek birbirlerine de benzediler. O yüzden artık teşhis etmek daha kolay. Umulur ki memleketin hayrı için yakında en azından ‘kendilerini’ görürler.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim