Halkın mutluluğu üzerine...

10.04.2010 03:57

Atilla Özdür

Türkiye İstatistik Kurumu zaman zaman ahalinin hal ve keyfiyetinde altını deşeler... Ahali, mutfağında nasıldır, konforunda nicedir vs, vs gibi...

Halk, geliriyle ihtiyaç ve isteklerini karşılayabildiği oranda halinden memnun sayılır ve mutlu olduğuna hükmedilir...
Tabii bu ölçüm tarzı mutluluğun maddi boyutuyla ilgili olduğundan, bir anlamda materyalistçe bir derecelendirmedir... Hal ve keyfiyetin manevi tarafındaki nicelikler göz ardı edilir.
TÜİK çalışmalarında ailenin normal geliriyle geçinememesindeki derinlerde yer alan karmaşık ve dolaylı sebeplerin üzerine pek eğilinmez...
İnsanlıkla, vicdanla ve İslamlıkla ilişkisini koparmış kapitalist sermayenin, para edeceğini bilse anasının uçkurunu pazara çıkarmaktan çekinmeyecek Allah ve ahlak tanımaz şeytanlığına, temas edilmez...
İstatistik kurumu, bir üst yapı müessesesi olduğu için, yaratıcısı altyapıya karşı kendi idari ve ideolojik sınırlarını zorlamaz, zorlayamaz...
Aile geliriyle ihtiyaçlarının karşılanma nisbetleri üzerinde değişik halk kategorilerine göre ayrı ayrı yapılan araştırmalar, ne çare, hep bu derinlikten yoksun sathilikle malûldür...
‘Nedir bu derinlikten yoksunluk’ denilirse, cevabı gayet net ve basittir,
İhtiyaçların, gerçekten ‘hissedilen mi’, yoksa sürekli şartlama saldırılarıyla ‘hissettirilen mi’ olduğunun araştırılmaması...

Mobil cep telefonlardaki dakika kontör ücretlemesi, saniye kuruş hesaplamasına tebdil edildi. Alivre tabir edilen, mahsulün daha ağacında çiçek halindeyken yapılan hizmet satışlarında üretici hizmet şirketi alıcı müşteriye, satın aldığı mal ve hizmete ilaveten bir o kadar da bedava, yani kaba argo Türkçesiyle, beleş ikram vaadinde bulunuyor...
Ne kadarlık peşin ön ödemede bulundun, bir o kadar da beleş... Kafiyeli ifadesiyle, nerede beleş, orada yerleş...

Girdi çıktı, yedi içti, aldı gitti tarzındaki muhasebe kayıtlarında defter kalem, ‘alo satan’ üretici, hizmet şirketinin elinde bulunduğu için, Türkiye kapitalistleri tarafından çoktan var ki, beleşçiliğe şartlandırılmış Türk toplumuna yönelik vaadlerinde ne derece yanlışsız ve sağlıklı davrandığı, davranabileceği, bir Allah’dan gayrisi için meçhul...
Mesela, şu reklamlar faslı...
Büyük küçük bila tefrik, ekranların hemen bütün reklam kuşaklarında, hatta programların içerisinde ikişer üçer kez ardı ardına bir adam çıkıyor, bozuk ve çirkin bir Türkçe’yle, beleşinden ötürü milleti alocunun sofrasına davet ediyor...
Bir yandan Türkiye’de yaşayan hemen bütün Türk ve Müslümanlara bulaştırılan hampacılığın tahkimlenerek hayatın bütün alanlarında israfçılığın yayılmasına, diğer taraftan da dilde, lisanda, beşeri ilişkiler kültüründe çirkinleşme, kirlenme ve üslupta iğrençleşmeye de tam gaz yol açılmasına hız kazandırılmış oluyor...
Kültür bakanlarının, ahlak bakanlarının, eğitim bakanlarının, ticaret bakanlarının ve dahi başbakanlar ile TÜSİAD’larla MÜSİAD’ların memnuniyetle seyrederek reaksiyon göstermeksizin tasvip ettikleri vasat halkın gelir gider dengesini bozan kapitalizmin bu Allah tanımaz saldırılarına karşı, aşağıdaki küçücük bir kamu müessesesi durumundaki İstatistik Kurumu, niye bunları kendine dert edinsindi...

Köylük yerlerde ailelerin kendi geliriyle rahatça yaşayabilmesindeki yeterlilik nisbeti yüzde dokuzlarda iken, bu nisbet şehirlerde yüzde onlara çıkıyor....
Bunun zor olduğunu söyleyenlerin nisbeti ise köylerde yüzde 39 olup, şehirlerde yüzde 35 inerken, zorlanmanın tahammül edilemez hal aldığı zeminlerde ise bu oranlar, yine aynı sıralamaya göre, yüzde 19 ve yüzde 16...
Köylerden şehirlere akının temel sebeplerinden birisi de bu olmalı, ellalem...
Türkiye’de halkın yüzde elliüçü geliriyle zor geçinmekte imiş... Milli Selamet hareketinin şimdilik kitabi lideri bulunan Prof. Numan Kurtulmuş, TÜİK’in istatistik verileriyle tesbit ettiği bu durumu bir başka ifadeyle bakınız nasıl resimliyor...
‘72 milyon insan, 72 bin aileye çalışıyor’...
Hem de köle misali...

Bize göre fotoğraf şöyle okunmalı,
Türkiye, az sayıdaki sahipler ile kum gibi kalabalık sahiplenilenler biçiminde ikiye ayrık...
Kayıt dışı üretim, kayıt dışı muhasebe ve kayıt dışı icar sektörüne ilaveten, statü kulvarında ahaliyi yarışa koşturan reklamların yarattığı gereksiz ihtiyaçlar, son kertede aileleri gelirleriyle geçinememe girdabına sürüklüyor...
Bu girdabın büyüklüğü ve şiddetiyle, optik fiziğinde nesnelerin beyaz camda ters görüntü vermesine benzer biçimde, gayri safi milli hasıla rakamlarında devleşen sayılar; gerçekte kendi içinde tükenme sürecine girerek yoksullaşan, ahlaken de yozlaştırılan Türkiye ahalisini, zenginleşme patikasında epeyi hız almış gibi gösteriyor...
Şeytanın bile akledemeyeceği bir efsunlama...
Kapitalizm dünyasında anaların uçkuru ahhh bir para ediyor olsaydı... Yok muydu ya, seyredecektiniz siz, kapılarına kırmızı fener takılmış haneler arasındaki, şamatalı, bol esprili ekran reklam yarışlarını...
İki basana bir üçüncüsü bedava...
İşte modern ve çağdaş Türkiye, alın da başınıza çalın...
Faks: 0212 632 83 06

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim