Halkı soldan soğutmak

20.08.2010 13:46

Melih Altınok

Oruç tutmuyorum ama iftar davetlerine elimden geldiğince katılmaya çalışıyorum; iyi de oluyor. Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan ancak “birarada yaşamı savunalım falan” dememize rağmen pratikte bunca yıl şizofren bir tavırla yok saydığım(ız) Müslümanlarla ‘tanışmamı’ sağlıyor bu davetler.

Çarşamba günü de MÜSİAD’ın Ankara’daki iftar yemeğindeydim. Yemek sonrası, zar zor ikna ederek yemeğe getirdiğim ‘komünist’ arkadaşım Fırat’la kuytu bir köşede sigaralarımızı tüttürürken, sağ olsunlar, tanıyıp gelen ve sıcak bir “hoş geldiniz”le elimi sıkan Müslüman gençlerle sohbet imkânı bulduk.

Gelen maillerden, facebook’daki ya da twitter’daki sohbetlerimizden bu kesim tarafından da yakından takip edildiğimizi gayet iyi biliyordum ama bu kadarını beklemiyordum doğrusu. 

Yazılarda kullandığım Marksist argümanlardan örneklerle söze başlayan gençlerden birinin “Sizle (Taraf) birlikte solla tanıştık.” sözleri göğsümü kabarttı.

“Salı günü Lenin’in demokrasiye dair sözlerinden bahsetmişsiniz. Şaşırdım. Sovyet tarihini okumaya başladım” cümlesini duyduğumdaysa ayakların çoktan yerden kesilmişti bile.

Kısa süren sohbetimizin ardından, Fırat’la yol boyunca “hıyarlığımız” üzerine konuştuk. Gerçi hiçbir zaman Kemalist olmamıştık; ne bireysel olarak ne de siyaseten İslamcılara karşı histerik bir tavır takınmıştık ama, yıllarca halkı soldan soğutmak için epeyce çaba harcamıştık gerçekten. Yok saymış, küçümsemiş, gettolarımızdan burnumuzu bile çıkartmamıştık

Oysa an meselesiymiş, bir adıma bakıyormuş, kimsenin kimseye ‘kafa kol atmak’ için uğraşmadığı bir ilişki kurmak. Biat etmeden, Tıpkı Şeyh Galip’in “Her renge boyan da renk verme” dediği türden bir diyalog pekâlâ mümkünmüş.

Sözlerimin, Türkiye’deki solun “Ya sev, ya Sevr” noktasına gelmiş faşistleri üzerinde çok da muteber olamadığının farkındayım elbette. Ama YAŞ’ta darbeci zihniyetin, yaz atamalarında HSYK vesayetinin, Anayasa referandumunda elitist ulusalcıların ve milliyetçilerin… yedeğine düşmelerinin “halkına güvenmediklerini” açık etmek, onlara “bidon kafalı” demek olduğunu fark edemeyen gerçek solcu dostlara kesinlikle diyalog tavsiye ediyorum.

“Devrim” sonrası milyonlarca Müslüman’ı toplama kamplarında ‘ikna etmek’ gibi bir şansınız olmadığına göre zaten buna mecbursunuz da.

İnanın, halkı soldan soğutmaktan vazgeçtiğimiz gün, Nazım’ın dediği gibi, elbette ki, dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya, dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle bu memlekette de sol.

Hani psikolojik savaşın piyonuydum

BDP ve PKK çizgisinin boykot kararını çok ateşli bir biçimde savunurken ve kimse ağzını açamazken, bu sütunda “Boykot diyorum, halkım sen evet anla” başlıklı bir yazı yazdım.

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Mustafa Karasu’nun startı vermesiyle Günlük gazetesinin yazarları beni “psikolojik savaşa alet olmakla” itham ettiler. Bazı BDP’li vekiller de, kulis aldığım kişinin kendileri olmadığını kanıtlamak için telefon görüşmelerimizi partinin yetkililerine dinlettiler.

Sonra ne oldu dostlar? Aradan bir ay geçti ve iddialarımın tümü doğru çıktı. Öcalan “Halkımız da son güne kadar tartışsın, gözlem yapsın. Buna göre kendi kararlarını versin, eğilimlerini olgunlaştırsın” dedi. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, hükümetin atacağı adımlara göre tutumlarının değişebileceğini söyledi; diğer BDP’li vekiller de onu takip etti. Son olarak DTK Başkanı Ahmet Türk de boykot kararının değiştirilebileceğine dair çok açık sinyaller verdi.

Bu hatırlatmayı “Ne diyorsak o” demek için falan söylemiyorum elbette. Yanılabilirdim de. Tek derdim, tüm ‘sahipsizlerin’ yanı sıra Kürtlerin de sorunlarına duyarlı olan bu gazeteye ve yazarlarına yapılan saldırıya dikkat çekmek. İşte ta bir ay önceki o yazımın son cümleleri:

“Kürtler, çok iddialı bir şekilde söylüyorum, boykot kepazeliğinin el mecbur deklare edilmiş bir hata olduğu yanıtını ‘inceltilmiş’ de olsa her BDP’li vekilden duyacaklardır.

Muhtemelen, önümüzdeki günlerde partiden bazı isimler, kendilerini seçmen karşısında zor duruma bırakmayacak bir yöntemle, hükümetin diyaloga el vermesi için birtakım girişimlerde bulunacaklar.

Hükümetin de bu girişimi yanıtsız bırakmaması ve İmralı’nın çok yüksek ihtimalle referanduma yakın bir süreçte boykot kararından rücu etmesi halinde, kraldan çok kralcıların ne söyleyeceklerini merak ediyorum. Oyuna gelmeyin”

Evet, merak ediyorum, ne diyorsunuz savaşçılar? Kimmiş psikolojik savaş veren?

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim