1. YAZARLAR

  2. Yavuz Bahadıroğlu

  3. Halkevlerinde “halkı biçimlendirme” seansları
Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Halkevlerinde “halkı biçimlendirme” seansları

A+A-

Dünkü yazının bitişini hatırlayalım…
Dedik ki, “17 Nisan 1940'da, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Köy Enstitüleri’nin kuruluş amacını şöyle itiraf ediyordu:

“Biz, istiklal mücadelesinden itibaren sosyal hayatımızda yaptığımız büyük devrimleri köylere götürecek adam yetiştirmek isteriz. Çünkü ümmet devrinin böyle bir adamı vardır. Bu, imamdır. İmam, insan doğduğu vakit kulağına ezan okuyarak, vefat ettiği vakit mezarının başında telkin vererek, doğumundan ölümüne kadar bu cemiyetin manen hâkimidir. Bu manevi hâkimiyet, maddi tarafa da intikal eder. Çünkü köylü hasta olduğu vakit de sual mercii imam olur. Biz imamın yerine, köye devrimci düşüncenin adamını göndermek istedik.”
“Bütün mesele bundan ibaretti: Osmanlı oluşunun kılcal damarlarında dolaşan “İmam”ın telkin ettiği “iman”ın yerini “devrimci öğretmen” kanalıyla “laiklik” alacaktı.
“Hâlâ da bunun kavgasını veriyorlar.
“Ünlü sosyolog Şerif Mardin’in, şu çok tartışılan, “Cumhuriyet öğretmeni imama yenildi” sözü bu çerçevede yapılan önemli bir tespittir.”
Dün bıraktığımız yerden bugün devam edelim…
CHP’nin niyetini ferasetli Anadolu insanının fark etmemesi mümkün değildi…
Fark etti ve eline geçen her fırsatı değerlendirmeye başladı. Önce Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na (17 Kasım 1924- 5 Haziran 1925), onun kapatılmasıyla da Serbest Cumhuriyet Fırkası’na (12 Ağustos 1930-17 Kasım 1930) yöneldi. Serbest Fırka’nın İzmir mitinginde konuşan Genel Başkan Fethi Okyar’ın ellerine sarılanlar, “Bizi kurtar Fethi Bey!” diye feryat ediyorlardı. Halbuki cumhuriyet kurulalı, yani kurtulalı sadece yedi yıl olmuştu! Halk kimlerden kurtulmak istiyordu?
Bu soruya bulunan karşılıklar iktidarın gözlerini açtı. Muhalefet partileri kapatıldı. Yetinilmedi, tek parti rejiminin tüm unsurlarıyla halka zorla benimsetilmesine karar verildi.
Köy Enstitüleri ve Halkevleri bu telaşın ilk adımlarıdır. Köy Enstitüleri “Rejimin adamı”nı üretecek, bunlar Halkevleri kanalıyla halkı biçimlendirecekti.
Aynı zamanda Halkevleri, tek parti ideolojisinin propaganda merkezleri işlevini de üstlenecekti.
Almanya’daki Nazi Partisi’nin yayın organı, 1938 yılında yayınladığı bir makalede, “Türk ve Alman milletinin siyasi amaçları aynıdır” derken, sanırım bu örneklerin amaçlarından yola çıkıyordu.
19 Şubat 1932’de kurulmaya başlayan Halkevleri, ilk olarak 14 ilde faaliyete geçirildi (milletin parasıyla mı?)…
Daha sonra sayıları arttıkça arttı…
Halkevleri açılmayan küçük yerleşim birimlerinde ise Halkodaları açılıyordu. Ne de olsa, “küçük birimler”i de başıboş bırakmaya gelmezdi.
“Milli Şef İnönü”, 1934 yılında yaptığı bir konuşmada “tek tip insan” özlemini dillendiriyor, “yurttaşların tek bir aile gibi” toplanacaklarını, bu işlevi ise Halkevlerinin sağlayacağını söylüyordu.
Halkevlerinin toplumu şaşırtmak ve Batılılaştırmak gibi bir fonksiyonları da vardı. “Yerli” olan her şeye düşman nesiller yetiştirilecekti. Çünkü her “yerli” olanın kökleri İslâm’da ve Osmanlı’da idi. Amaç onların yerine başka şeyler koymaktı. Bu yüzden Halkevleri halktan çok Batı müziği ile oyunlarının, gelenek ve göreneklerinin merkezine dönüştü.
“Halka yararlı” faaliyetlerde bulunduğu, halkı eğitip bilinçlendirdiği için  Cumhuriyetin gözbebeği kuruluşlar olduğu iddia edilerek, CHP tarafından yeniden ihya edilen Halkevlerinden birinin (Kayseri Halkevi’nin) faaliyet raporundan bir demet…
1- Üçer ay devam eden iki devre saz kursu açılmış ve otuz kişiye nota ile saz dersi verilmiştir.
2- İki defa halk gecesi tertip edilmiştir. (Herhalde o da sazlı-sözlü ve danslı-valslıdır)
3- On defa saz gecesi düzenlenmiştir. Her ayın onbeşinde bu gecelerin yapılmasına devam edilmiştir.
4- Hoparlör tesisatının tamamlanmasından sonra Cumartesi günleri saat 14:00-16:00 arası, pazar günleri 13:00-15:00 arası düzenli olarak müzik, şiir yayını yapılmış ve bu yayınların yapılmasına devam edilmiştir.
5- Gösteri şubesi tarafından verilen altı müsamerede görev alınmıştır.
6- Beş kişilik bir ihtisas kolu teşkil edilmiş, on iki yerli türkü notaya alınmıştır.
7- Klasik Türk Musiki Kolu, sesi güzel üç çocuğa usul ve makam öğretmiş ve bütün müzik faaliyetlerinde görev almıştır. Haftada üç gün çalışmalarına düzenli olarak devam etmiştir.
8- Caz kolu da düğün ve temsillerde, toplantılarda çeşitli görevler almış ve bu görevleri yerine getirmiştir.
Hatırlatalım ki, bütün bunlar milletin yiyecek kuru ekmek bulmakta zorlandığı yıllarda oluyor.
Maksat, halkı biçimlendirip CHP çizgisinde buluşturmak…
Ama tutmadı işte; halk gene gitti Demokrat Parti’ye oy verdi, Adalet Partisi’ne oy verdi, Doğru Yol Partisi’ne oy verdi, Anavatan Partisi’ne oy verdi, Refah Partisi’ne oy verdi ve nihayet Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy verdi.
Yok beyim yok, “Bu millet adam olmaz!”

Vakit gazetesi

YAZIYA YORUM KAT