1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Halk Bîtaraf Kalırsa...
Halk Bîtaraf Kalırsa...

Halk Bîtaraf Kalırsa...

Bir toplumda umutsuzluk ve ufuksuzluk girdabına düşen bir kısım kimseler böyle bir eylemlere bir kez atıldılar mı, artık ondan sonrasının nasıl gelişeceği, akıl yoluyla kestirilemez hâle gelir..

A+A-

Selahaddin E. Çakırgil

Halk ‘Bîtaraf’ Kalırsa, ‘Linç ve Sürü Psikolojisi’ne Teslim Olmak Kaçınılmazdır!

B. Amerika’da linç etmek, 1935’lere kadar, adâlet duygusunun fişeklediği bir sosyal tepki olarak kabul ediliyordu. Ve, daha çok da zencilere ve fakir kesimlerden olanlara uygulanıyordu bu linç.. Topluma hâkim veya toplumu harekete geçirecek mekanizmalara sahib olan zengin ya da medyatik unsurların suçladığı kimseler öldürülüyor, ağaç dallarına asılarak, aşağıdan yükselen alevler içinde, diri-diri yakılıyorlar ve bunu yapanlar herhangi bir kanûnî takibata da uğramıyordu. Çünkü, o linç hadiseleri, o cinayetler toplum vicdanı adına oluşturulan adâlet anlayışına göre, suç sayılmıyordu.

Bu ‘anglo-sakson adâleti’nin artık vicdanlarda bir yara oluşturduğu anlaşılınca..

Bazı sosyo-psikolojik analizlere başvuruldu.. Daha sonra yasaklanan ve amma, önceleri bir ‘kanûnî hakk’ bu linç hadiselerine karışan kimselere, o sahneler tekrar seyrettirildiğinde.. O insanlar, dingin, sâkinleşmiş anlarında, ‘o yapılanların bir canavarlık olduğunu, kendilerinin o eylemlere nasıl olup da katıldıklarına hayret ettiklerini’ söylediler.

Nitekim, 8 Haz. tarihli Hürr. gazetesinde yayınlanan bir röportajda, yazıda da, ‘Taksim- Gezi gösterilerine ilk katılan 20 kişiden biri’ diye takdim olunan bir kişi de, ‘Takım elbiseyle toplantılara giren bir adamdım birden bire gerillaya dönüştüm..’ diyordu. ‘Türkiye’de kemalistler dindarları ezdi, dindarlar da geldi kemalistleri ve herkesi ezmeye kalktı. İkisinin de olmayacağını fark etti insanlar..’ şeklinde tartışılabilecek cümleler kuran bu kişinin ağzından aktarılan görüşler, konunun anlaşılması için faydalı olabilir.

TOMA’ların üzerine yürümeler, fışkırtılan tazyikli sulara göğsünü siper etmeler… Ne bu? ‘Cahil cesareti’ mi?’ sorusuna ise aynı kişi şöyle karşılık veriyordu:

‘-Yok hayır, bu nesil tuhaf bir şekilde bilinçli, ...herkes ne yapacağını çok iyi biliyordu. ...19-20 yaşındaki arkadaşlarımızın aklına, TOMA’lar çıkmasın diye, yola, yağ dökmek geldi mesela. Ben, bir hafta önce iş toplantısında, takım elbiseli bir adamken, aklıma, elime bahçe eldiveni takıp, gaz bombalarını geri atmak ya da suya atmak geldi. Yaptım da. Kaç gaz bombasını geri yolladığımı hatırlamıyorum bile. Stadın kenarında barikat kurulurken, “Biraz daha ileri kuralım, her iki yolu da kapatalım” dedim, herkes “Tamam” dedi ve öyle yaptık....sadece aklımızı kullandık.. (...) Kendi tecrübemden anlatayım: Elmadağ’a polis girdiği zaman panik içinde ofisten indim, ne yaptığımı bilmiyordum, koşuyordum, biri, “Gaz masken yok” dedi, gaz maskesi verdi. Bir başkası, “Sen öne gidiyorsun, gözlüğümü al” dedi, aldım. Ve ilerledim, insanlar kaçarken ben polislerin üzerine koştum. ...düşenler var, yaralananlar var. En azından onları kenara çekebilirim diye düşündüm. Çektim de. Sonra fark ettim ki, bu gaz mahvediyor onları. Oradaki bombaları aldım, birer birer uzaklara atmaya başladım. Ama bunları nasıl yaptım bilmiyorum, kendime de hayret ediyorum. Üç gün önce toplantılara takım elbiseyle giren bir adamdım, birden bire ‘gerilla’ya dönüştüm.

‘Korku sınırı’ ne zaman, nasıl aşılıyor?
- Başkalarının paniğini görünce. Çünkü sen kendinden vazgeçip onları düşünmeye başlıyorsun. …Yaşadıklarımızın, insanların gerçekten hayatına mal olabileceğini işte o zaman anladım. Sonra, “Ne yapmamız gerekiyor?”a geliyorsun. Kilolarca limon alıyorsun, aç olanları doyuruyorsun, insanlara doktor buluyorsun ama yetmiyor… İnip savaşıyorsun!’

*

Evet, bir eylem veya mücadeleye karar verilip, insan o eylemini gerçekleştirmek için her şeyi mübah görmeye başlayınca, bu gibi tavır ve taktikleri herkes yapabilir. İletişim sahasında çalıştığı söylenen bu kişi de öyle yapmış..

*

1 Mayıs gösterilerinin yapıldığı ve bazı kalabalık kesimlerin de, ‘bir çatışma çıksa da, uzaktan seyretsek..’ diye hassas mekanlara yarı merak ve yarı tedirginlikle akın ettiği gün, Berlin’de, bir arkadaş, bu halet-i rûhiyeyi özetlerken kapitalist sisteme karşı koymak düşüncesine sahib işçilerin, nasıl bir itiraz geliştireceklerini kestiremeyince, kendi çalıştıkları fabrikalardaki ‘küçük’ eylemlerini anlatıyor ve ‘hiç bir şey yapamayanlar, çalıştırdıkları makineleri, sistemleri bozacak bir takım gizli eylemler sergiliyorlar. Bu, ilk planda önemsiz sayılabilir, ama, her anti-kapitalist, bulunduğu yerde böyle bir küçük, gizli ve mâsum eylem gerçekleştirse, bütünüyle bir sisteme nasıl zarar verileceğini tasavvur edin..’ diyordu. Bununla, hiçbir şey yapamamaktansa, karşı çıkılan bir sisteme en azından böyle bir zarar verilmiş olacağına inanılıyordu. Öyle ya, aynı düşüncedeki her işçi, böyle bir küçük ve gizli eylem gerçekleştirse, bir sistemin bütünüyle ağır bir gizli darbe yediği, sonuçta anlaşılmaz mı? İst.-Taksim’de başlayan ve ülkenin pek çok şehrinde de irili-ufaklı gösterilere dönüşen ve hattâ uluslararası alana bile taşırılan gösterilerde de aynı mantığın varlığından söz edilemez mi? (...)

Yazının Devamı…

HABERE YORUM KAT