Halı sahaya canlı kalkan yok mu şampiyonlar

06.09.2011 12:48

Melih Altınok

Kürtlerin mazlumluğundan damıttığı, hatta üzerine su katıp çoğalttığı kinin bir zerresini bile ziyan etmeyen PKK, hepimize “üç gün bayram fazla size” deyip sathı meşru müdafaalara soyundu yine.

İşçilerin üzerine el bombası attı. Tunceli’de aileleriyle top oynamaya giden polislere halı sahada bile saldırdı. Bir komiseri ve eşini öldürdü, on kişiyi de yaraladı.

“Vijdan kuaförü” ablalar, ağabeyler gibi “barış yani, polis vicdanımın kaba etine cop vurdu ama” diye yazacaklarına, oturup dönek, hain yaftası yemeyi göze alarak siyasilerin tırsak açıklamalarından büyüteçle çözüm iradesi devşirmeye çabalayanlarsa tutup sildiler yazdıklarını.

Başka ne yapacaksın ki? Eskiden örnek aldığım bir yazarın “zamanındaki” tabiriyle, onlarınki ağıt yaktıkları savaşa can pazarlamaya denk düşüyorsa adressiz barış mektupları da düpedüz havanda su dövmek değil de nedir?

Daha net olmalı.

“Akan kan dursun, analar ağlamasın. Ben lafımı ortaya korum. Üstüne alan alır...” türünden soğukkanlı, sakin, sahte temennilerin korkaklık, dahası sahtekârlık olduğunu haykırmak lazım.

Çünkü bu savaş biraz da diyemediklerimiz yüzünden sürüyor.

Birincisi, istediğinizi söylediğiniz şey, yemeğinize biraz daha acı değil, bir insanın, gençlerin öldürülmemesi. Kan akmaması; kan bu kan. Diş fırçalarken musluktan akıp israf olan su değil; kan...

Ama seslerini boğazlarını acıtacak kadar yükseltmemelerinin, haykırışının temposunu bol amalı şerhlerle sürekli düşürmelerinin bir nedeni var elbet. Çünkü dillerinden “barışı” eksik etmeyenlerin de tıpkı öte yakadaki faşistler gibi tuttukları ölüleri var. Bu savaşı “kirli” diye nitelendirseler de onlar da düpedüz simetrik taraflardan.

Onlar da yalan söylüyor.

Böyle dan dan söyleyince rahatsız edici geliyor biliyorum ama yeter artık kandırmayalım birbirimizi. Hadi itiraf edin, siz özel sohbetlerde hangi “takımı” pohpohluyorsunuz?

Tamam, belki eski “taraftarlık” defterleri kapatıp insanlığına terfi edenlerdenseniz. Artık geleceğe “döndünüz” ve ölümlerden ölüm beğenmiyorsunuz.

O zaman niye açık konuşmuyorsunuz, yazmıyorsunuz?

Ekranlarda, yazılarınızda “Cihangir’de yüz yüze bakıyoruz, Diyarbakır’daki panele aynı uçakla gidiyoruz olur mu canım” deyip ağabeylere, ablalara kefil olarak, vantrilokluk yaparak geciktirdiğimiz su faturanız değil, yokluğu her an bir cana mal olan barış.

Hangi merhabanın kefareti kaldırabilir bu yükü.

Bu kez de mi yüz yüze baktığınız kapı komşunuzla huzursuzluk çıkmasın diye, ancak evlerinin ışıklarını gördüğünüz karşı mahalledeki umacıları lanetlemekle yetineceksiniz? Etmediğiniz beddua mı kaldı ki onlara da yenilerinden medet umuyorsunuz?

Allahın günü “barış mitingi” düzenleyip hatta sesleri gür “çıksın” diye ses bombası bile kullanan dostlar, ne zaman kurtulacaklar bu riyakârlıktan.

Tıpkı Türk ulusalcıları gibi, kongrelerinde “marşları” okunurken ayağa kalkmayan gazetecileri yuhalamakla uğraşacaklarına, sırtını sıvazladıkları “our boys”larına amasız bir sitem de mi etmeyecekler?

Politik ortam müsait değil gerekçesiyle Meclis’e dönmeyeceklerini açıklayan Sayın Demirtaş, aileleriyle futbol maçına giden polislerin öldürülmesinin, ortamın iyileşmeye nasıl bir katkı sağlayacağını şöyle açık açık, ağız dolusu soramaz mı mesela?

Tamam, “öldürme” demeyi “devlet ağzı” sayıyorlarsa, “Silahın miadı doldu” diyen Baydemir’i hizaya sokan “realiteden” ürküyorlarsa, buyursunlar kendilerine özbeöz “halk ağzı”.

Saldırının hemen ardından avukat bir arkadaşımın Twitter mesajındaki sorusunu direk aktarsınlar muhataplarına, “demokrat Türkiye kamuoyu bile şu soruyu soruyor bize” diye:

“Canlı kalkan mı gerekiyordu halı sahanın etrafına?”

 


Tutmayın CHP’yi

Hüseyin Çelik’in benim diyen demokrata şapka çıkartacak 15 maddelik askerî çözüm önerisi CHP’yi hareketlendirmiş olmalı. Zira Kılıçdaroğlu “Kürt sorunu silahla çözülmez” şeklindeki müthiş tesbitini açıklar açıklamaz, bir vekili de, yine barış ve demokrasi için bir soru önergesi vermiş Meclis’e.

“Artık bıçak kemiğe dayanmıştır diyorum. Ramazan’a hürmeten biz şu anda sabrediyoruz” diyen Başbakan’a “nasıl siyasi nasıl siyasi” sormuş, CHP Bolu vekili: “Açılımı aynı kararlılıkla sürdürecek misiniz?”

Tabii devamı da var vekilin sorusunun, dinleyin: “Bundan sonraki süreçte hükümetiniz için terörle mücadele mi, yoksa müzakere mi öncelikli olacaktır? Önümüzdeki süreçte İmralı’da hükümlü bulunan terör örgütünün başı ile görüşmeyi sürdürecek misiniz?”

Sonra “muhalefete hiç kredi açmıyorsunuz”, öyle mi?

Gölge etmesinler...

melihaltinok@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim