1. YAZARLAR

  2. Nuh Gönültaş

  3. Hâlâ kafası karışıklar için Ergenekon hadisesi...
Nuh Gönültaş

Nuh Gönültaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Hâlâ kafası karışıklar için Ergenekon hadisesi...

A+A-

General Hilmi Özkök AK Parti iktidarının ilk döneminin dört yılının Genelkurmay Başkanı'ydı.

AK Parti hükümetini yıkmaya yönelik girişimler onun Genelkurmay Başkanlığı döneminde oldu. Ancak o demokrat bir profil çizdi ve halkın seçtiği iktidarı askerlere yıktırmadı.

Hilmi Özkök geçtiğimiz hafta sonu Cumartesi günü Ergenekon savcılarına tanık sıfatıyla sekiz saat ifade verdi.

Paşa'nın ne söyleyip söylemediğini elbette bilmiyoruz. Ama bugün Ergenekon Örgütü'ne atfedilen darbe tertipleri onun Genelkurmay Başkanlığı dönemine tekabül ettiğinden "çok şey" bildiğini varsayabiliriz.

Ki kendisine yönelik birkaç suikast olduğu da biliniyor. Hatta zehirlenme korkusu ile yemeğini sefertası ile evinden getirdiğini de kendisi ifade etmişti.

Hilmi Paşa bildiği her şeyi söyledi mi söylemedi mi, savcılar yeni iddianamede Özkök'ün açıklamalarına yer verecek mi bunları bilmiyoruz.

Ama bildiğimiz bir şey var. Hilmi Özkök dönemi aynı zamanda darbe geleneğine sahip Türk Ordusu'nun emir-komuta içinde darbe yapılabilmesi imkanını ortadan kaldırdı.

Dolayısıyla bir kısım darbeci generaller, ülkenin AK Parti elinde kaldığı müddetçe kendi istedikleri ülke çizgisinden çıkacağı düşüncesiyle ülkeyi "imam"dan kurtarmak için  emir komuta dışında örgütlenmeye başladılar.

Çünkü "Ülkeyi AK Parti hükümetinden kurtarmanın darbe dışında başka çaresi olmadığını" düşünüyorlardı.

Ayrıca siyaseten başkaca da alternatif olmadığı için AK Parti hükümeti mutlaka bir şekilde  devrilmeliydi.

Hele hele "Bunlara Cumhurbaşkanı asla seçtirilmemeliydi."

Çünkü "Çankaya son kale" idi ve o kale de giderse darbeden başka yol kalmayacaktı.

Emir-komuta içinde darbe de yapmalarına General Hilmi Özkök tarafından geçit verilmediği için onlar da emir komuta dışına çıkmaya karar verdiler.

Zaten ülkede geçmiş on yıllara dayanan sivil asker karışımı bir yapılanma vardı. Bu yapılanma harekete geçirilir ve bir tür kamuoyu desteği oluşturularak hükümeti deviririz diye düşündüler.

Aslında her şey hazırdı. Medya ayağı, üniversite ayağı, sivil toplum ayağı, vakıf ayağı, vs. hepsi hazırdı ve bu konuda mutabakat içindeydi.

"Nasıl olsa Türkiye'de en kolay şey darbe yapmaktı."

Ama emir komuta içinde...

Emir komuta dışında darbeye karşı çıkanlar olabilirdi!

Dünya değişmiş, insanımız değişmiş, polis teşkilatı ve ordu içinde herhangi bir darbeye karşı olan komutanlar vardı ve onlar karşı çıkarsa ne olurdu!

Çatışmayı da göze aldılar.

TSK'daki bağlantıları yoluyla ordudan çıkarılması en kolay ve fakat en etkili silahları çıkartıp günü gelince çıkarıp kullanmak için gömdüler.

İşte şimdi topraktan fışkıran Ergenekon silahları bu silahlar...

Darbeye direnecekler olursa onlara karşı kullanılacak silahlar bu silahlar.

Ki ordu içinden de darbeye direniş olacağını hesapladıkları için tanklara karşı etkili biçimde kullanılan law silahları ve diğer saldırı silahlarını çaldılar.

Yeni bir darbenin kansız olamayacağını düşündükleri için adamlar kan dökmeyi göze almışlar!

Yoksa onca saldırı ve savunma amaçlı silah ve mühimmatı niçin biriktirsinler?

Milletle, polisle, ve askerle çatışacaklardı.

Çünkü artık bir darbe dışında iktidar şansları kalmadığını öngörüyorlardı.

Ülkeyi kan gölüne dönüştürüp askeri darbeye ikna etmeyi de planlıyorlardı. Ama son tahlilde ikna edemedikleri takdirde harekete bizzat kendileri geçecekti.

Planın korkunçluğudur devleti harekete geçiren. Yoksa ne dış destek ne de başka bir destek ile yapılmıyor Ergenekon harekâtı.

Askerin içinden de planın korkunçluğunu gören vicdan sahibi askerler de bu örgütün çökertilmesine yardım ediyorlar.

Bu arada akla şöyle bir soru gelebilir:

"Peki orduda silah sayımı yapılmıyor mu, nasıl bu kadar silah ve mühimmat dışarı çıkarılabiliyor."

Bunu yapmak pek zor olmasa gerek. Ergenekon'un ordu içindeki bağlantılarının bunu yapması oldukça kolay olmalı.

İşin ilginç tarafı bu kadar askeri cephanenin dışarı çıkarılmış olduğu görülmesine rağmen Genelkurmay Başkanı'nın hâlâ bu konuda tek bir söz söylememesi.

Bu suskunluk hayra alamet değil.

Durum "Devam eden bir davayı etkilemeyelim" bahanesi arkasına sığınılabilecek bir durum değil.

Sonra  GATA meselesi...

Genelkurmay Başkanı'nın bu konularda cevaplaması gereken o kadar soru var ki, o bunları cevaplamak yerine dikkatleri başka yönlere çekmeyi yeğliyor!

BUGÜN

YAZIYA YORUM KAT