22 Mayıs 2012 Salı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Haksözün Eylül Sayısı: Referandum Tartışılıyor
02.09.2010 09:57

Haksöz'ün Eylül Sayısı: Referandum Tartışılıyor

Haksöz Dergisi'nin 234. sayısı (Eylül 2010) çıktı. Referandum tartışmalarını kapağa taşıyan Haksöz, anayasa değişiklikleri tartışmalarında tavrını "Ne Eklemlenmek Ne de Soyutlanmak!" manşetiyle okuyucularına duyuruyor.

"Kur'an'ın aydınlığına doğru" şiarıyla aylık yayınını sürdüren Haksöz, 234. sayısında referandum tartışmaları ağırlıklı bir içerikle okuyucularının karşısına çıktı. 12 Eylül tarihinde yapılacak referandumu Kemalist zorbalık düzenine karşı bir mevzi olarak gören Haksöz, Gündem'de bu konuyu ele alarak sürece sırtımızı dönemeyeceğimizi ifade ediyor.

Dergide Yoğun Bir Referandum Tartışması Var

Derginin bir önceki sayısında yapılan referandum soruşturması, bazı İslami kuruluşların ve hassaten Özgür-Der'in konuyla ilgili tavrı ve Haksöz-Haber sitesindeki tartışmaların bu sayıya yansıdığı dergide Rıdvan Kaya, "Referandum sürecine katılım gösterilmemeli!" şeklindeki eleştirileri değerlendiriyor. Bu bağlamda gündeme gelen sorulara tek tek cevap veren Kaya, tavırsızlığın sahih tavır olamayacağını belirtiyor ve indirgemeci değil, kuşatıcı bir perspektifin gerekliliğine dikkat çekiyor. Yılmaz Çakır ise daha çok tartışmaların itikadi bağlamda yapılmasına itiraz ederek akide ile içtihat arasındaki ayrıma işaret ediyor. Çakır, sürece ilişkin "devrimci" tavrın ne olması gerektiğine yönelik tespitler yaparken itikat gibi devrimciliğin de yanlış anlaşıldığı yorumunda bulunuyor. Tevhid-şirk algısındaki tutarsızlıklara dikkat çeken Musa Üzer de tekfirci söylem, siyasi fıkıhsızlık ve İslami hareketlerin tecrübesini okuyamamanın yansımalarını ele alıyor. Üzer, ayrıca "rabbani-nebevi metot" söyleminin sorunlarına dikkat çekiyor.

Dergide önceki sayıda yapılan referandum soruşturması bu ay da devam ediyor. Bu ay Süleyman Arslantaş, Ali Kaçar, Mustafa İslamoğlu, Cüneyt Sarı­yaşar, Ahmet Yıldız, Nuri Yılmaz ve Fuat Değer anayasa değişikliklerine ilişkin tavrın ne olması gerektiğine yönelik düşüncelerini Haksöz okuyucularıyla paylaşıyorlar.

Dergide Ayrıca Şu Konular Ele Alınıyor:

Kırgızistan'da yaşanan Özbek katliamına dikkat çeken Murat Özer, katliamın neden salt 'etnik çatışma' olarak nitelendirilemeyeceğini analiz ediyor. Pakistan'ın kuruluşundaki ideallerle geldiği nokta arasındaki uçuruma dikkat çeken Zafer Bangaş ise yolsuzluklar içindeki Pakistan yönetiminin halkı nasıl sefalete düşürdüğünü anlatıyor. Serdar Bülent Yılmaz, Diyarbakır Silvan'da yoksulluk nedeniyle intihar eden Hacı Oruç örneği üzerinden yoksulları görememenin utanç verici boyutuna dikkat çekerek, infak, sosyal adalet, paylaşma gibi sorumlulukların altını çiziyor.

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi'nin geçtiğimiz ay düzenlediği "Kürt Sorunu Forumu"na yönelik de değerlendirmeler yer alıyor. Murat Koç, forum bağlamında Müslümanlardaki Kürt sorunu algılarını yorumlarken, Rıdvan Kaya da soruna yaklaşımdaki ölçüsüzlüklere dikkat çekiyor.

Cumhuriyet dönemi ilmihalleri üzerine bir çalışma yapan Murat Kayacan, bu dönemde yazılmış olan ilmihal kitaplarının tarihî sürecini ele alıyor. İki örnek eser olarak da İslam Dini ve Büyük İslam İlmihali adlı kitaplar üzerinde duruyor. Fevzi Zülaloğlu, ayetler çerçevesinde nikâhın şartlarını ve evlilik hukukunu ele alırken, Hüseyin Aykan Ramazan, hilâl, oruç, itikâf, Kadir Gecesi, bayram gibi kavramlara ilişkin notlarını okuyucularla paylaşıyor. Cengiz Duman ise bu ay sabr-ı cemil örneği bir resul olarak Hz. Eyyub kıssasını konu ediniyor.

Dergide son olarak Mavi Marmara'da ağır bir şekilde yaralanan ve hâlâ Ankara'da komada bulunan Uğur Süleyman Söylemez'e atfen Abdurrahman Çeliker'in bir denemesi yer alıyor. Arka kapakta ise sel felaketi yaşayan Pakistanlı kardeşlerimizle dayanışma sorumluluğunu anlatan bir çalışmaya yer veriliyor.

İrtibat: 0212 524 10 28

HAKSÖZ-HABER

Haksöz Dergisine İnternet Üzerinden Abone Olmak İçin Tıklayın

 

Haksöz Dergisinin Eylül Sayısında Yer Alanlar:

Müzakereye Evet, Dışlamaya Hayır!
HAKSÖZ

Kemalist Zorbalık Düzenine Karşı Bir Mevzi Olarak 12 Eylül Referandumu
HAKSÖZ

Tavırsızlık Sahih Tavır Olabilir Mi?
RIDVAN KAYA

Değişimin Adı Değil, Adımı Olarak Referandum
YILMAZ ÇAKIR

Siyasal Olaylara Yaklaşımda Yaşanan Kriz ve Referandumun Yol Açtığı Tutarsızlıklar
MUSA ÜZER

Referanduma 'Evet' Sisteme 'Hayır'
SÜLEYMAN ARSLANTAŞ

Müslüman, Şirk Temelli Bir Anayasadan Yana Olamaz!
ALİ KAÇAR

Bu Toprakların En Büyük Problemi Vesayettir!
MUSTAFA İSLAMOĞLU

Tavrımızı 'Evet' İle Sınırlamayıp Taleplerimizin Takipçisi Olmalıyız!
CÜNEYT SARIYAŞAR

Her Yanlış Adım Yarına Kesilen Faturadır
AHMET YILDIZ

Düşünce Problemleri ve Dünyayı Algılamaya Etkileri
NURİ YILMAZ

Referandumda Duygusallık Değil Sağduyu Galip Gelmeli
FUAT DEĞER

Asya'nın Acılı Halkı Özbekler
MURAT ÖZER

PAKİSTAN: İdeal Ve Düşün Ölümü
ZAFER BANGAŞ

Yoksulluğu Görme(me)k ve Bir İntiharın Düşündürdükleri
SERDAR BÜLENT YILMAZ

Yargıdaki Çürümüşlüğü Eleştiren Özgür-Der'e 6 Dava
HAKSÖZ

"Kürt Sorunu Forumu" Bağlamında Müslümanlar ve Kürt Sorunu Algıları
MURAT KOÇ

Tartışalım Ama Ölçülerimiz Net Olsun!
RIDVAN KAYA

Cumhuriyet Dönemi İlmihalleri Üzerine: "İslam Dini" Ve "Büyük İslam İlmihali" Örneği
MURAT KAYACAN

Nikâhın Altı Şartı
FEVZİ ZÜLALOĞLU

Ramazan ve Bayram Üzerine Notlar
HÜSEYİN AYKAN

Sabr-ı Cemil Örneği Bir Resul: Hz. Eyyub –1
CENGİZ DUMAN

Uğur Süleyman Ağabeyime Mektup
ABDURRAHMAN ÇELİKER

 

YORUMLAR ( Toplam 24 yorum)
rıdvan aslan
haksoz
21 Eylül 2010 Salı 16:11
adanada bu dergıyı temın edememekkten sıkayetcym oysakı adanaya gelıyormus bu dergı. eylul sayısı gercekten de dopdolu olmus."dgısımın addı degıl, adımı olarak referandum" yazısı guzel ve etkıleyıcı.
Ali Değirmenci
Peygamber Kıssaları
19 Eylül 2010 Pazar 10:49
Cengiz Duman yorulup usanmadan kıssalar üzerine yazmaya devam ediyor. Yıllardır üstelik. Derginin genellikle son sayfalarına itilen bu yazıların azımsanmayacak bir okuyucu kitlesine sahip olduğunu düşünüyorum ben. Hem yalın ve anlaşılır bir dile sahip bu yazılar hem de hurafelerden uzak.

"Haksöz Okulu" serisinden, Cengiz Duman'ın yazdığı bu kıssaları içeren bir kitap çıkarma zamanı geldi diye düşünüyorum.
Numan
Kapaktaki Başlık
19 Eylül 2010 Pazar 10:44
Kitaptaki başlık çok güzel olmuş:
"Ne Eklemlenmek Ne De Soyutlanmak!"
Elif
Kültür-Sanat Yazıları Nerde?
19 Eylül 2010 Pazar 10:42
Derginin son sayılarında kültür ve sanatla ilgili yazılara yer verilmediğini görüyoruz. Bir boykot mu uygulanıyor yoksa yazarlarımız mı yoruldu?
Rıdvan Kaya
öneri
13 Eylül 2010 Pazartesi 14:35
Burada yazılan yorumların bir kısmı adeta sitenin diğer yazılarından taşan yorumlara benziyor. Zaten bir dizi yazıda referandum konusu tartışılıyor. Hiç olmazsa burada dergide yayınlanan yazılar bağlamında konu tartışılsa daha faydalı olur. Hemen hemen aynı tez ve hatta sözlerle aynı konuyu tartışmanın kimseye pek bir faydası olacağını sanmıyorum. Boşuna karşılıklı kalp kırılıyor.

Bu arada şunu da hatırlatmadan geçmek olmaz. Derginin bir çizgisi ve tezi var. Bazı kardeşlerin ısrarla buna yüklenmeleri, hadi artık vazgeçin, doğru yola gelin mahiyetinde bir tutumu bıktırıcı bir tarzda tekrarlamaları tebliğ usulü açısından doğru bir yöntem olmasa gerekir.

Yorum yazan kardeşler dergide yayınlanmış yazılar üzerine çok genel değil de, somut, hususi değerlendirmelerini iletseler, eleştirilerini dile getirseler daha faydalı olacaktır.
Hasan Hüseyin Arı
Ahmet Kaya kardeşime
12 Eylül 2010 Pazar 22:04
Kardeşim!
Şu önyargılı tarafgirlikten sıyrılarak, siz de var olduğuna inandığım adil şahid olma özelliğinizi daha belirleyci kılarak bir daha düşünün lütfen. İşte sizin taguti sistemin taguti kurumlarını yeniden yapılandırmayı hedefleyen kısmi anayasa değişikliğine "evet" oyu vererek iştirak etmenizi, teviliniz sebebiyle mazur görebileceğimiz kimi maslahat tespitinden kalkarak yapılan bireysel bir tercihi aşarak, kurumsal bazda ve öncü İslami şahsiyetlerin medyadan halka hitap ederek "evet" çağrısı yapmaya kadar götürmenizin "tevhidi stratejik mücadeleye" zarar vereceği, tagutu red bilincinde flulaşmalara ve tevhidi davetin muhatabı kitleler nezdinde de sorunlara yol açabileceği uyarısı yapıldığını fark edeceksiniz. Ayrıca, bu tutumla asker yazılınan Rum ordusunda kimilerinin tezkere bırakıp kalıcı bir eklemlenmeye kadar gidebileceği endişesiyle "tevhidi duyarlılık" çağrısı yapıldığını anlayacaksınz.

Bundan dolayı bu kadar rahatsız olacak ve bu uyarıyı hakaret olarak nitelendirecek ne var? Yoksa siz de İslamoğlu gibi bu amelinizi "Allah'a teslimiyetin, Takvalı olmanın gereği ibadet" olarak mı görüyorsunuz da bu konudaki uyarıları yapanların hakikati ifade eden taguti anayasadaki kısmi değişiklikle taguti kurumları yeniden yapılandırmaya oy desteğiyle iştirak etmenizin sakıncalarını hatırlatmasını hakaret olarak nitelendiriyorsunuz? Siz de Erbakan'ın yıllarca yaptığı gibi sandığa gidip oy vermeyi "cihad ", İslamoğlu misali "ibadet" olarak nitelemediğiniz sürece (ki ben sizin bu konuma uzak daha dengeli durduğunuzu biliyor ve onlardan ayırıyorum) bu konudaki tagutu red ve uzak durma, ayrışma hükümlerini hatırlatarak muhtemel risklere dikkat çekenlere, hakaret ediyorsunuz suçlaması yerine, sadece dua edip saygı duymalısınız.

Bir de yorumunuzdaki bir başka adaletsizliği düzetlteceğinize inanıyorum. "internet başından kuru islamcılık yapmak"la suçladığınız Müslümanlar bulundukları illerde tevhid adalet ve özgürlük mücadelesi içinde en az sizin kadar yer almaktadırlar.
Hasan Hüseyin Arı
Bundan böyle "taguta tagut demek yasak"mı? -1
12 Eylül 2010 Pazar 21:58
İnsaf, adalet, hakkaniyet, iyilik, merhamet, ilme, Kur'an ve sünnete dayanmak gibi kavramlar ve ilkeler giderek buharlaşıyor. Müslümanlar arasında bile, adaleti, merhameti tüketen, ilmiliği rafa kaldıran, kör bir tarafgirlik, mutaassıp bir yandaşlık ve bunların kaçınılmaz sonucu olan kırıp dökmekten çekinmeyen, kardeşini rakip gibi algılayan ve ağzına geleni söyleme hakkını kendinde gören cüretkarlıklar çok yaygınlaşmaya başladı. Acaba bütün bunlar, özellikle oy verme yanlısı olanları kuşatmış görünen referandum heyecanından mı kaynaklanıyor? Yoksa alttan alta iç dünyamızda yer tutan hizipçilik duygusunun bu vesileyle dışa vurumun ifadesi mi? Her ikisinin de nasıl bir tehlikeye işaret ettiğini anlayıp, ortaya çıkan bu tehlike sinyallerini fark etmeli, bir an önce tedbirlerini almaya yönelmeliyiz. Allah için öncelikle kendimizi sorgulamalı ve önce kendimizden başlayarak ciddi bir ıslah seferberliğini daha fazla geç kalmadan başlatmalıyız.

Diğer taraftan, bazı kardeşlerimiz on yıllarca birlikte tagut dediğimiz sisteme ve anayasasına, artık kendileri bu taguti anayasadaki kısmi değişikliğe oy vermeleri sebebiyle, bundan böyle bu taguti sistemin anayasasına "taguti" demekten vazgeçmemizi dayatıyorlar. Yani mademki bazı kardeşlerimiz anayasa değişikliğine "evet" oyu ile iştirak ediyorlar, o halde artık bu anayasa için "taguti" denmemelidir. Tıpkı Tanzimatta "bundan böyle artık gâvura gâvur denilmeyecek" dayatması gibi, bundan böyle "taguta tagut denilmeyecek" der gibiler. İnsaf edin öncelikle sizin hatırınızı mı, yoksa Allah'ın rızasını mı gözeteceğiz?

Allah'ın hükmü gereği tagut olanı kimse tagutluktan çıkaramaz. Oy vereceğiniz kısmi anayasa değişikliği İlahi vahye dayanmıyorsa tagutidir, siz oy verdiniz diye bu değişmez. Sizi, iyi niyetiniz, kalben benimsememeniz, kendinizce bir takım maslahatlarla oy vermeniz gibi sebeplerle bizce yanlış yapan kardeşler olarak görürüz. Ama bizden Kur'ani kavramların güncel karşılıklarını göstermekten vazgeçmeyi istememelisiniz.
Hasan Hüseyin Arı
Bundan böyle "taguta tagut demek yasak" mı?-2
12 Eylül 2010 Pazar 14:57
Hüseyin Camcı kardeşim!
Bahsettiğin bildiriyi lütfen siz de bir daha, ama ön yargısız okuyun. Oy verenleri tekfir eden bir tek cümle yoktur. Tam tersine "evet" oyu verenleri görece olumluluk konumunda değerlendiren ifadeler vardır. Ama siz şirk sistemini ve anayasasının taguti olarak nitelendirilmesinden, kısmi değişikliğin de İlahi vahye dayanmaması sebebiyle şirke dayalı anayasa yapımı olarak nitelendirilmesinden rahatsız olup, mademki yağmur yağdı dediniz o halde bize ördek dediniz demeye getirerek sonuç çıkarmaya çalışıyorsunuz.

Bak kardeşim! Siz oy vererek katıldınız diye tagurti şirk sistemi ve ilahi vahye dayanmayan anayasası ve aynı nitelikteki kısmi değişikliği bu taguti niteliklerini kaybetmez. Sizin konumunuz ise, ancak niyetiniz, gerekçeniz, te'viliniz, güttüğünüz maslahat vb hususlar sebebiyle "taguti anayasanın kısmi değişikliğine oy vererek destek vererek" yanlış bir amel işleyen kardeşlerimiz olarak nitelendirilmektedir. En azından Kur'an ve sünnetten bizim çıkardığımız sonuç budur. İsterseniz çok daha uzun delil ve açıklamalarla bu konuyu anlatabiliriz.

Aksi durum ise, bu anayasa değişikliğinin İslami olduğu iddiasıdır ki, bunu demeye hiç kimsenin gücü yetmez, öyle değil mi? Sizin oylarınızla yeniden kurulan AYM ve HSYK bildiride de ifade edildiği gibi Allah'ın hükmüyle hükmetmeyecek ve mevcut anayasadaki taguti, İslam düşmanı laik hükümlerle hükmetmeye devam edecek öyle değil mi? O halde kısmi anayasa değişikliği de tagutidir ve taguti kurumları şirke dayalı aynı nitelik ve laikliği koruma görevlerini koruyarak yeniden yapılandırmaktan ibarettir. Ne yapalım yani, sizin hatırınız için bu ideolojik gerçeği yok mu sayalım, sizin oylarınızla yeniden oluşturulan bu taguti kurumları İslami mi kabul edelim?

O bahsettiğiniz cümlenin de, sizin gibi önyargılı kardeşlerimiz tekfir etmreme bölümüne değil de taguti anayasadaki kısmi değişikliğe oy vermeyi akıdeyle bağlantılı gören kısmına takılacağınız korkusuyla çıkarıldığını biliyorum.
Bedirhan Topçu
Korkular üzere yaşayanlar...
12 Eylül 2010 Pazar 14:30
Hep korkular üzere mi yaşayacağız. Müslümanlar Kemalist oligarşiyi geriletmek adına “evet” diyecekler ve neden evet dediklerini unutup sisteme eklemlenecekler öyle mi? Şunu bilin ki onay verilecek olan yasa taslağında, tevhidi İslam anlayışımı zedeleyecek tek bir madde olsaydı o sandığa gitmezdim. Bugüne kadar hiç gitmediğim gibi… Ne adına evet dediğimi ve “hayır”ın kimlere hizmet edeceğini gayet iyi biliyorum.
Haksöz ve Özgürder’in referanduma ilişkin tutumuna yönelik bu sitede yayınlanmış nice hakaret ortada dururken, çeşitli site ve platformlarda bu camia yerden yere vurulurken neden sadece o, tekfir dozajı düşürülmüş bildiriye dikkat çekiliyor. Kaldı ki o bildirinin de şahsen çelişkili ve sorunlu olduğuna inanıyorum. Zaten haksöz dergisindeki yazılarda da Müslümanların bu çelişkili tutumları ele alınmış.
Korkularla yaşanmaz. Müslümanlara biraz güvenin. Tağuta onay vermekle suçladığınız camianın sözlerine biraz kulak verin. Hakaret ne demektir bir kez daha kendinize sorun.
Hüseyin Camcı
herkes için adalet
12 Eylül 2010 Pazar 11:14
1-Haksöz eleştiren ve leştiriyi seven bir dergi. Ahmet Bey derginini genel üslubunu bilmediğinden yadırgatıcı bulabilir, eski sayılarına bakmayı tavsiye edierim. Bu dergide örneğin bayrak, kabir ziyareti, muhafazakarşlık gibi konualrda çok sert eleştiriler yayınlandığını herkes bilir. Referandum konusunda da benzeri bir üslubun olması normal. Örneğin yine bu sayıda bir yazarın Müslüman şirk anayasasından yana olmaz diye bir yazısı da var, bunu da görelim lütfen.

2- Haksöz'e her şeyi söylemek serbest olsun ama Haksöz cevap verince ayıp oluyor öylemi? Ahmet kardeşim, o bahsetttiğin mutedil, sevecen, adil bildiriyi bir daha oku bakalım, altındaki imzalara bakıp nasılsa güvenilir abilerdir yanlış yapmazlar rahatlığıyla davranma incele! Bakalaım tekfircilik olmadığını söyleyebilecek misin? Tekfir etme killa da açıkça siz kafirsiniz demekle olmaz, zaten bunu pek az kimse yapar. Ama yazının tüm bağlamı açıkça evet demeyi şirke onay vermekle niteliyor ve bu kişileri İslam dışına itiyor. Zaten Ahmet Kalkan'ın yazısında da beyan edilmiş ki, birileri önce bildiriyel tekfir etmiyoruz anlamına gelebilecek bir ifade eklemişlerama imza aşamasında bu madde bildirden çıkarılmış. Bunun anlamı açık değilmi?
Ahmet Murat Kaya
bardak taşıran olmak...
12 Eylül 2010 Pazar 01:50
Anlamakta zorlanıyorum.Birileri bize "şirki, tağuta kulluğu, tağutun anayasasına onay vermeyi vs".yi yakıştırırken kimse çıkıp da ayıptır demiyor da, Musa kardeşim bunlara eleştiri yazınca kötü adam oluyor.
Musa Üzer, tekfirci diye özetlediğimiz siyasal miyopluğu eleştirirken çok ihtiyatlı bir dil kullanmış..Bir camia, tağuta onay vermekle suçlanıyor efendiler..ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu sizin? Bu ne pervasızlıktır.
Bu itham basit entellektüel bir tartışma değildir.Düpedüz hakarettir.
Eskilerin bir sözü var, (her ne kadar kafir olsalar da doğru demişler):tembele iş buyur, sana akıl versin.
Yazacak basın açıklaması, çıkaracak dergileri, basacak kitapları, atacak sloganları, taşıyacak pankartları, konuşacak seminerleri olmadan, internet başından kuru islamcılık yapıp, kardeşlerini itham edenlere söyle önce sözünü, sonra Musa Üzer'e....
Son olarak Ahmet'in yorumundan bir alıntı ile bitireyim:
"İtidal ve karşılıklı saygı ve sevgiyi tamamen yitirmeden durmasını bilmeliyiz. Allah bu ahlakı kuşanmada yardımcımız olsun."
Ahmet
Pes doğrusu
12 Eylül 2010 Pazar 00:34
Ne hale gelindi. "Tevhid duyarlılık çağrısı" bildirisi bu kadar saldırıya uğrayıp, tekfircilik yapmadığı halde böyle mahkum edilirken, Hotar ve Üzer'in bunca tahfif edici, hak edilmeyen nitelemelerle karalayıcı ve de yaralayıcı ifadeleri tam bir "evet" yandaşlığıyla övgülere muhatap kılınıyor. Bu gidiş gerçekten kötü. Ümmeti yeniden inşa etme iddiasıyla yola çıkanların daha başta müthiş bir kırılmayla bu hedeften hızla uzaklaşacakları ihtimali ürkütüyor doğrusu.

Bedirhan bey, Haksöz'ün duruşuna yönelik sözkonusu bildiriyi yayınlayanlarda ve o düşüncenin yazarlarında tek bir aşağılayıcı ifade gösteremezsiniz. İftira atarak bir yere varamazsınız.

Evetçi önde gelenler ve yazarlar bizzat bu cürmü, hem de uyarılara rağmen ısrarla işlemeye devam ediyorlar. Hatta sizin Üzer'in yazısından alıntıladığınız "tevhidi konformistler" iifadesi bile o yazının nasıl tahfif edici bir yazı olduğunu ortaya koyan bir göstergedir. Ama siz tam bir tarafgirlikle bu ifadeyi bile çok yakışmış dercesine alıntılayarak ona ve onun yaptığı Müslümanları tahfif cürmüne katılarak aynı sorumluluğu omuzlamaktan çekinmiyorsunuz. Allah hepimize akıl, izan ve idrak nasip etsin. Adil şahitler olmaktan uzaklaştırmasın.
Mehmet Vanlı
eleştiri niçin karalama, hakaret olsun ki
11 Eylül 2010 Cumartesi 20:32
Doğrusu çoğu zaman Haksozdeki kardeşlerin kendilerine yönelik eleştirilere karşı fazlasıyla müsamahalı davranmaları hep hoşuma gitmiştir. Bu özgüveni gösteriyor bir de tartışmaya farklı görüşe açıklığı.Nitekim referandum meselesinde de aynı şeyi gördüm. Ama bana göre kardeşlerim biraz fazla sessiz kaldılar, çünkü gerçekten çok ağır eleştiriler,tekfir etmeler, propagandalarla karşı karşıya kaldılar.
Onun için de birilerinin de cevap vermesi gerekiyordu.Haksozun son sayısında Rıdvan Kaya, Yılmaz Çakır ve Musa Üzer\'in yazıları bu açıdan güzel yazılar.Hem birbirlerini tamamlıyorlar hem de farklı noktalardan yaklaşıyorlar.
Musa kardeşin yazısı Ahmet isimli yorum yazan müslümanın dediğinin tersine son derece önemli bir yazı. Darılmak gücenmek yok. Ağır eleştirilerde bulunuyorsak, sert sözler sarf ediyorsak karşı cevaba da hazır olmak lazım. Yazıyı dikkatlice bugün bir daha okudum, bence güzel tesbitler var.
Eğer bir oy verme diye mesele küçümseniyorsa o halde neden bu kadar yoğun propaganda eleştirilerinde bulunuluyor anlamış değilim.
Tekfir edilmek, tağutun anayasasına kulluk, kulvar değiştirmek gibi sözler hafif görülüp bunlara cevap vermeyi ise adaletsiz karalamalar olarak görmek ne kadar adaletli?
Müslümanlardan dileğim o ki herkes önce kendi sözlerini, tavırlarını sorgulamasıdır. Hepimiz insanız ve hata yapabiliriz.Hiç kimse bu açıdan eleştiriden muaf değildir. Zaten haksozun güzel özelliklerinden biri de bu. Allah tüm müslümanların ayağını sabit kılsın.
Bedirhan Topçu
Ahmet kardeş, Musa kardeşin yazısını bir daha okumalı
11 Eylül 2010 Cumartesi 19:04
Türkiye'de ve dünyada yaşanan olaylar karşısında ortaya koymuş olduğu duruşuyla, tevhidi islam anlayışının bir yaşam biçimi olduğunu, dinin sadece söylem olmadığını, söylenenlerin de hayata geçirilebilir olduğunu ortaya koyan haksöz ve Özgürder'den Allah razı olsun.
Referandum sürecinde bu sitede haksözün sürece ilişkin duruşuna yönelik olarak yapılan aşağılayıcı eleştirileri gördükçe bir haksöz okuru olarak üzülmekle ve insanımız bu kadar mı anlayıştan yoksun demekle yetinebildim. Sürece ilişkin kapsamlı bir yazı yazılmasını, yapılan bu haksız eleştirilere artık cevap verilmesini bekledim. Allah Musa kardeşten razı olsun. Yazmış olduğu yazıyla yıllardır verilen emekleri hor gören, aşağılayan ve dışlayan, onun deyimiyle "tevhidi konformistlere" çok güzel cevap vermiş. Musa kardeş bizleri Allah için uyarmış, feraset sahibi olmaya, özeleştiriye çağırmış. Umarım yarınki referandumda söyledikleri dikkate alınır.
Ahmet
Musa kardeşimden üzerimize yağdırılan haksızlıklar
11 Eylül 2010 Cumartesi 14:12
Gerçekten yakıştıramadım, Musa kardeşime ve Haksöz'e. Bu kadar haksız, bu kadar adaletsiz ve objektif tahlil niteliğinden bu kadar uzak, mutaassıp ve hatta yer yer, iftira karalama, aşağılama sayılabilecek ifadelere de yer veren bir yazı Haksözde nasıl yayınlanabildi?

Bir oy verme uğruna ne kadar yaralayıcı boyutlara geline bildiğini göstermesi bakımından tıpkı Şevki Hotar'ın sitedeki saldırgan, utandırıcı yazısı gibi Musa kardeşimizin yazısı da bu boyutta ibret verici bir yazı olmuş doğrusu.

Allah bu badireyi daha büyük yaralar açılmadan atlatmayı nasip etsin. Kendi tercihini ve konumunu meşrulaştırma uğruna savunmacı bir mantıkla, Allah için uyaran kardeşlerine yönelik, haksız, adaletsiz karalamalar, aşağılamalar, inşallah bilahare yüzyüze bakamayacağımız konumlara gelmez.

İtidal ve karşılıklı saygı ve sevgiyi tamamen yitirmeden durmasını bilmeliyiz. Allah bu ahlakı kuşanmada yardımcımız olsun.

Selam ve dua ile.
Ahmet Yıldız
Her Yanlış Adım Yarına Kesilen Faturadır
11 Eylül 2010 Cumartesi 10:51
S.a.
1. Rum-İran savaşı=oy verme.
-Bu eşitleme tuhaf değil mi? Savaş ortamı ile oy sandığı (barış ortamı) eşitlenebilir mi?

Cevap:Bu eşitleme bana ait değil bugün referanduma evet diyen ağabeylerin AKP'ye nasıl bakılması gerektiği sorusu karşısında ürettikleri bir eşitlemedir.(gerçi bu süreçte bilmem nedendir hiç gündeme getirilmiyor.) Ben olumlamakla(sahabenin Rum'un zaferine sevinmesi) desteklemek(Rum ordusuna katılmaması) arasındaki farkı ortaya koymak adına yararlandım.Bu değerlendirmeden de ancak dediğimiz sonuç çıkabilir.

2. "Kemalist yapıyla mücadele eden AK Parti'ye ileride oy vermeyecek misiniz?" sorusuna ne diyeceksiniz?
-Siz "Lübnan'da Hizbullah'a, Filistin'de Hamas'a oy vermez miydiniz oranın vatandaşı olsaydınız?" sorusuna ne cevap verirsiniz?

Cevap: Sözünü ettiğiniz ülkelerde parti kurmanın şartları ile ülkemizdeki şartlar aynı değil Ayrıca AKP liberal ekonomiyi savunduğunu küresel sistemle herhangi bir sorun yaşamadığını, muasır medeniyet algısı ve vurgusunu her zeminde ifade ederek AB'yi hedef olarak ortaya koymaktadır.Kısacası AKP ile sözünü ettiğiniz oluşumların ne ideoljisi ne kuruldukları ülke şartları ne de pozisyonları karşılaştırılabilir değildir.

3 . ...iktidarla ilişki gibi zanna yol açacak adımlardan da kaçınmalıyız.
-Hürriyet filosu müşriklerle işbirliği içinde Gazze'de "kısmi ıslah" girişiminde bulunduğunda bu erdemli tavır kabul edilip gemi (müşriklerin alınmadığı) Nuh'un gemisine benzetiliyor. Bu konuda ne düşündüğünüzü merak ettim. Tayyip Erdoğan'ın o müşrikler kadar değeri yok mu acaba? Yoksa IHH yetkillieri ve o gemiye binen duyarlı Müslümanlar daha da mı zanlı pozisyondalar?

Cevap:Hiç bir zaman İHH'yı, kurtuluş ordusu(hayır kurumu ki ulusal ve uluslarası kurallara uyması yadırganamaz); gemisini, 'Nuh'un Gemisi'(Bence de kısmi ıslah çalışması) görmediğim için bu örnek benim için geçerli değildir.Her olumluluğu sanki kurtuluş görmek de yanlış, her problemi de bitişmiz algılamak da.
Sadık AYDIN
Kşmler evet ya da hayır diyor?
09 Eylül 2010 Perşembe 18:48
İlginç bir siyasal halüsünasyonlar yaşıyoruz.
Hayır diyenler geniş yelpaze gibi görünüyorlar ama aslında aynı'lar hepsi Kemalist.
Evet diyenler(değişikliği düzenleyenler değil) ise geniş bir yelpaze; çeşitli sebepleri olan Liberallerden muhafazakarlara, (Kürt ve Türk) Milliyetçilerden sosyalistlere oradan İslamcılara(!) kadar.
Murat Kayacan
Ramazan ve Bayram Üzerine Notlar
08 Eylül 2010 Çarşamba 22:07
Bismillahirrahmanirrahim,
Salat-u selam Allah Rasulü (s)'nün üzerine olsun.
Yazıda "Id-i Fıtr"ın fıtrata yeniden dönmek anlamında olduğu ifade edilmekte. Bildiğim kadarıyla bu anlam bu bayrama verilen tek anlam değil. Bu bayram, vacib olan fıtr sadakasını verme günlerinden sonraki ilk gün ile başlıyor. Bu yüzden o sadaka ile ilişkilendirmek mümkün ve daha güzel.
Ramazan fıtrattan uzaklaşmak anlamına gelmeyeceği için bu bayrama "fıtrata dönüş" bayramı anlamı verilmesi pek makul görünmemekte.
En doğrusunu Allah bilir.
Murat Kayacan
Nikahın Altı Şartı
08 Eylül 2010 Çarşamba 19:16
Bismillah,
a) Yazının dualarla başlaması güzel olmuş. Arap ülkelerindeki Müslümanlarda söze dua ile başlamak yaygın. Bu anlamda dergide bu tür bir üslubun -en azından (şimdilik) Kur'an ve sünnet ile ilgili yazılarda- yaygınlaşması iyi olur diye düşünüyorum. Yine arada fikri/fiili bir mesafe bulunduğunu düşündüğüm çevrelerle iyi ilişkiler geliştirmek bir alan açmak açısından yazıda kullanılan "zikrullah, nefs tezkiyesi vs." şeklindeki kalıpları tercih etmenin önemli olduğu kanaatindeyim.
b) Yazının başlığı muhteva göz önünde bulundurulduğunda sanki "Nikahın Altı Özelliği" şeklinde olsa daha iyi olurmuş. Zira "şart" deyince nikah öncesi dönem akla geliyor.
c) "..tek noktalı, tek duraklı ayeti olan Bakara 282.."
Bu ifadedeki "tek noktalı" dan ne kastedildiğini anlamadım.
Allah'ın selamı üzerinize olsun.
Murat Kayacan
"Kürt Sorunu Formu" Bağlamında Müslümanlar ve Kürt Sorunu Algıları
08 Eylül 2010 Çarşamba 13:05
Rahman'ın adıyla,
Alemlerin rabbine hamd olsun.
Başlığını belirttiğim yazıda görüldüğü kadarıyla genel hava, konuşmacıların yaklaşımlarının tutarsız ve hatalı olduğu şeklinde. İnsan acaba konuşmacı seçiminde pek titiz davranılmadı mı acaba diye düşünüyor.
Sonuç bildirgesi ise (Özgür-Der'in sonuç bildirgesi olarak görülmemesi gerektiği vurgusu eklenerek) genel itibarıyla olumlu bulunmuş.
Genel itibarıyla böylesine başarısız konuşmacılardan bu yine genel itibarıyla olumlu ortak sonuç bildirgesi nasıl çıkmış?
Ayrıca yazının ortalarında bir yerde akıl tutulması yaşayan bazı kesimlerin temcit plavı gibi "İslamcıların Kürt sorununu sahiplenmediği" tezini gündeme getirmelerinin rahatsız edici olduğu ifade edildikten sonra garip bir şekilde bu eleştirilerin "önemli miktarda haklılık payı" taşıdığı ifade edilmiş.
Allahu Teala'nın şefkati üzerinize olsun.
İmren Pekşirin
Her Yanlış Adım Yarına Kesilen Faturadır
08 Eylül 2010 Çarşamba 11:56
Bismillahirrahmanirrahim.
Bayram arefesine kavuşturan Allahu Teala'ya hamd olsun.
1. Rum-İran savaşı=oy verme.
-Bu eşitleme tuhaf değil mi? Savaş ortamı ile oy sandığı (barış ortamı) eşitlenebilir mi?
2. "Kemalist yapıyla mücadele eden AK Parti'ye ileride oy vermeyecek misiniz?" sorusuna ne diyeceksiniz?
-Siz "Lübnan'da Hizbullah'a, Filistin'de Hamas'a oy vermez miydiniz oranın vatandaşı olsaydınız?" sorusuna ne cevap verirsiniz?
3. ...iktidarla ilişki gibi zanna yol açacak adımlardan da kaçınmalıyız.
-Hürriyet filosu müşriklerle işbirliği içinde Gazze'de "kısmi ıslah" girişiminde bulunduğunda bu erdemli tavır kabul edilip gemi (müşriklerin alınmadığı) Nuh'un gemisine benzetiliyor. Bu konuda ne düşündüğünüzü merak ettim. Tayyip Erdoğan'ın o müşrikler kadar değeri yok mu acaba? Yoksa IHH yetkillieri ve o gemiye binen duyarlı Müslümanlar daha da mı zanlı pozisyondalar?
Selamunaleyküm.
İmren Pekşirin
Müslüman, Şirk Temelli Bir Anayasadan Yana olamaz!
08 Eylül 2010 Çarşamba 11:19
Bismillahirrahmanirrahim,
Rahman olan Allah için oruç tuttuk ona inandık. Hamdolsun verdiği nimetlere, sıhhat ve afiyete.
1. Yukarıdaki başlığa sahip yazıda peygamberlerin yaşadıkları sistemde kısmi değişiklik talep etmedikleri ifade edilmekte.
-Hz. Musa'nın Firavun'dan İsrailoğullarını serbest bırakılmasını ve Hz. Lut'un da toplumundan cinsi sapkınlıktan vazgeçmelerini talep ettiği anlatılmakta Kur'an'da. "Kur'an her şeyi anlatacak değil ya." denebilir fakat hepsinin anlatılmaması sadece ön plana çıkan konuların zikredilmesi bize "Her dönem başka sorunların ön plana çıktığını (sendikal haklar, işçi sorunları, yargıdaki zulümler, özürlülerin hakları vs.) ve Kur'an'ın'da o ön plana çıkan konulara dikkat çektiğini ima etmekte.
2. Yine peygamberlerin yaşadıkları zulümleri geriletmek için tağuti sistemlerle uzlaşmaya çalışmadığı ifade edilmekte.
-Uzlaşma itham için kolaycılık içeren bir ifade. Bir açıdan bakınca "ileri gelenler"den Ebu Talip (akraba bile olsa) ile iyi ilişkiler, Hz. Bilal (ra)'in Hz. Ebubekir tarafından "para verilerek" kurtarılması üzerine biraz tefekkür edilmeli değil mi?
3. Anayasanın eskisiyle değişiklik teklifiyle de Kur'an'ın ilkelerine göre hazırlanmadığı ifade edilmekte.
-Hangi açıdan getirilen anayasa değişiklik teklifinin Kur'an'a aykırı ifade edilseydi iyi olurdu.
4. "Müslüman için anayasa Kur'an'dır."
-Bu iddianın sağlam temelleri olmasa gerek.
serra
kafam karışık
06 Eylül 2010 Pazartesi 11:41
Yusuf Sevginin fikrine katılıyorum "Sanırım müslümanlar yeni bir kırılma noktasındalar..." Ne referanduma evet diyenlerin cevapları yeterli ne de boykot edilmeli diyenlerin. Eğerki görece bir rahatlık peşindeysem neden genel seçimlerde AKP ye oy vermedim diye soruyorum kendime. Üstelik o rahatlığında sağlanacağı çok şüpheli. Kanunlardan çok kanunları yorumlayanların içtihadları geçerli olmadı mı şimdiye kadar. Başörtüsüyle ilgili maddenin anayasa mahkemesinden dönüşünü hatırlayın. Ve korkuyorum bu referandum müslümanları iyice politikleştirecek...
Yusuf Sevgi
iyi hoş da nasıl?
02 Eylül 2010 Perşembe 11:53
Sanırım müslümanlar yeni bir kırılma noktasındalar...

Cahiiliğimi bağışlayın ama kardeşlerime şunu sormak istiyorum...
Bir kısım müslümanlar bunu itikadi bir mesela olarak algılarken,bir kısım müslümanlar bunu stratejik bir olay olarak algılıyorlar...
Özetleyebilir misiniz?
Neden itikadi bir algı?
Neden stratejik bir algı?

Nedir burdaki ince nüans?

EDİTÖR: Yusuf kardeş, sorularınıza derginin bu sayısında cevap bulabilirsiniz...

KARİKATÜR
PANO


Haksoz haksöz