22 Mayıs 2012 Salı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Haksöz Dergisinin Ağustos Sayısı...
05.08.2010 23:00

Haksöz Dergisi'nin Ağustos Sayısı...

Referanduma ilişkin siyasi tutumunu “Kemalist Oligarşiyi Geriletecek Adımlar Desteklenmelidir!” manşetiyle ortaya koyan Haksöz dergisi 233. sayısıyla okuyucularıyla buluştu.

Haksöz dergisinin bu ayki Gündem yazısında Müslümanların referandum tartışmalarında hangi saf ve zeminde durmaları ve işleyen süreci nasıl değerlendirmeleri gerektiğine ilişkin vurgular yer aldı. "Evet/Hayır/Boykot" tutumlarının analiz edildiği gündemde anayasa değişikliğinin neden ve hangi boyutuyla desteklenmesi gerektiğine ilişkin açıklamalar yer alıyor.

Dergide konuyla alakalı olarak ayrıca ilgi çekici bir soruşturmaya yer veriliyor. "Referanduma İlişkin Tavrımız Ne Olmalı?" başlıklı soruşturmaya katılan Şefik Sevim, Muharrem Balcı, Mehmed Göktaş, Ahmed Kalkan, Demet Tezcan, Ahmet Kaya, Mehmed Durmuş, Yusuf Tanrıverdi, Hamza Er ve Özcan Gültekin 12 Eylül tarihinde yapılacak olan anayasa değişiklikleri referan­dumuna ilişkin farklı siyasi-ideolojik çevrelerin yaklaşımlarını değerlendiriyor ve referanduma ilişkin nasıl bir tavır önerdiklerini paylaşıyorlar.

Dergide öne çıkan bir diğer gündem yazısı ise Rıdvan Kaya tarafından yazılmış. Kürt sorunu kaynaklı son zamanlarda yeniden tırmanan şiddetin taraflarına eleştiri getiren Kaya, tüm milliyetçiliklerin akıl ve erdemden uzak olduklarına dikkat çekiyor. Sorunun kaynağı olan Türk milliyetçiliğinin yanı sıra PKK eylemlerini ve Kürt milliyetçilerinin Ergenekon süreci ve referandum tutumunu da değerlendiren Kaya, adil tutumun ne olması gerektiğini sorguluyor. Bu çerçevede Masum Yokuş da şiddet ve akan kan karşısında harekete geçen Müslümanların girişimlerini ve çabalarını ele alıyor.

Mavi Marmara'da yaşananları kaydettiği görüntüler ile dünya kamuoyuna sunan Kore asıllı gazeteci Iara Lee ile Mavi Marmara süreci ve sonrası gelişmeler hakkında bir röportaj yapan Haksöz, Gazze filosunda bulunanların adanmışlığını Lee'nin gözüyle de okuyucularına aktarıyor.

Geçtiğimiz günlerde vefat eden Lübnanlı âlim Seyyid Muhammed Fadlullah'ı hayatı, fikirleri ve eserleriyle ele alan Oktay Altın, Fadlullah'ın etkili olduğu Lübnan'daki İslami direniş olgusunun arka planına da ışık tutuyor. Bülent Şahin Erdeğer de Hizb-ut Tahrir'in Beyrut'ta düzenlediği uluslararası bir konferansa dair gözlemlerini dergi okuyucularıyla paylaşıyor.

Dergide "Ayetler Işığında Hayat" üst başlığıyla devam eden Kur'an çalışmalarında bu ay Kenan Levent, Yusuf Suresi 103. ayetten hareketle salihlerin yolu ile çoğunluğun hüsranını analiz ediyor. Cengiz Duman ise kıssa çalışmalarına Âdemoğulları Habil ve Kabil ile devam ediyor.

Hastalığı nedeniyle hapishanede hayatını kaybeden Cahit Durmaz üzerinden zindanda ölmenin hüznünü yazan İsmail Şah Balta, konuyla ilgili sorumluluklara da dikkat çekerken, Sezai Arıcıoğlu da geçtiğimiz günlerde vefat eden kardeşimiz Ali Ay'ı anıyor. Nehir Aydın Gökduman, Demet Tezcan'ın son kitabını ele alırken, Haşim Ay da Diyarbakır'daki Kürt forumunu kısaca değerlendiriyor. Dergide son olarak Bünyamin Doğruer'in 12 Eylül ile ilgili bir denemesine yer veriliyor.

İrtibat: 0212 524 10 28

HAKSÖZ-HABER

Haksöz Dergisine İnternet Üzerinden Abone Olmak İçin Tıklayın

 

Haksöz Dergisinin 233. Sayısında Yer Alanlar:

Ateş Çukurunun Kenarından Ramazan'in Esenlik İklimine
HAKSÖZ

Kemalist Oligarşiyi Geriletecek Her Türlü Değişikliği Desteklemeliyiz!
HAKSÖZ

Sadece Türk Milliyetçiliği Değil, Tüm Milliyetçilikler Akıldan ve Erdemden Uzaktır!
RIDVAN KAYA

Kardeşlik Yürüyüşünde "Silahları Susturun" Çağrısı
HAKSÖZ

Akan Kan Sivil İnisiyatifi Harekete Geçirdi
MASUM YOKUŞ

"Bir Gemi Dolusu İnsan Kendini Adalete ve İnsanlığa Adamıştı!"
IARA LEE

SORUŞTURMA
Referanduma İlişkin Tavrımız Ne Olmalı?

Aktif Yanlış Pasif Doğruyu Yener
ŞEFİK SEVİM

Referanduma 'Evet' Sistemin Temel Yapısına Ret
MUHARREM BALCI

Referandum, Taşların Hiçbirinin Kendi Yerinde Olmadığını Göstermiştir
MEHMED GÖKTAŞ

Anayasa Referandumu Denilen Düzeni Kabullendirme Çabaları
AHMED KALKAN

Referandum 12 Eylül'le Yüzleşme Günüdür
DEMET TEZCAN

Meselelere Bir Usul Dâhilinde Yaklaşmak Önceliğimiz Olmalıdır!
AHMET KAYA

Benim Oyum İslam'dan Yana
MEHMED DURMUŞ

Eylül Karanlığına Bir Mum Yakmak!
YUSUF TANRIVERDİ

Rejimle Hesaplaşmanın Yolu Referandum Değildir
HAMZA ER

Müslüman, Yaşanan Duruma Bigâne Kalamaz!
ÖZCAN GÜLTEKİN

Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah'ın Ardından
OKTAY ALTIN

Beyrut'tan Geldik Geçtik...
BÜLENT ŞAHİN ERDEĞER

Salihlerin Yoluna Uymak Ya da Çoğunluğun Hüsranını Paylaşmak
KENAN LEVENT

"Âdemoğulları" (Habil-Kabil) Kıssası ve Mesajları -II
CENGİZ DUMAN

"Ay" Öldü Kıyamet Koptu!
SEZAİ ARICIOĞLU

Zindanda Gelen Ölüm
İSMAİL ŞAH BALTA

Anne Üşürüm Yokluğunda
NEHİR AYDIN GÖKDUMAN

"Kürt Sorunu" Diyarbakır'da Tartışıldı
HAŞİM AY

Gözlerimizde Gözbağı Parmaklarımızda Ateşten İlmikler
BÜNYAMİN DOĞRUER

YORUMLAR ( Toplam 34 yorum)
cengiz duman
Murat Kayacan'a 1
28 Ağustos 2010 Cumartesi 01:00
Selamün aleyküm, Yazımızı değerlendirdiğiniz için teşekkür ediyorum. Yönelttiğiniz sorularda detay anlatımlar olmadığı için tam manasıyla sorularınıza adapte olamıyor ya da doğru anlayamıyorum. Bu yüzden genel olarak bir ifadede bulunacağım. Ademoğulları kıssası; kadim kaynaklarda Tevrat bağlamında anlaşılmaya çalışılmış ancak Kur'an kıssalarının genelinde olduğu gibi Ademoğulları kıssasında da "İsrailiyat" ve bunun yanında alimlere ait "indî" yorumlarla ifrata kaçılmıştır. Bizim yazımız, bunları vurgulayarak Kur'an perspektifinde bir metod önermeye ve geliştirmeye çalışmaktadır. Ademoğulları kıssasında ilk önce nuzül ortamı "Ademoğulları" algısı incelenmelidir. "Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat" Maide/27 ayeti bunu bize hissettirmektedir. "İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları'na şöyle yazmıştık" Maide32 ayeti de adeta yönlendirmektedir. Çünkü Kur'an'ın nuzül ortamı bilgisinin kaynağı Tevrat'tır. Dolayısıyla ikinci inceleyeceğimiz vakıa Tevrat'tır. Kadim kaynaklarda bu olguya ağırlık vermişler ancak; adeta, Tevrat ve Talmud kaynaklı ne buldularsa tefsir ve siyer kitaplarına doldurmaları yüzünden ifrata düşmüşlerdir. Biz bu ifratı vurgulayarak üçüncü incelememiz gereken mevzu olarak, Tefsir ve siyer kitaplarındaki "İsrailiyat" olgusunun incelenerek tasfiye edilmesini önermekteyiz. Bu öneri, tüm Kur'an kıssaları tefsir ve siyer kaynakları için geçerlidir. Bunun yanısıra Tevrat ve Talmud'da olamayan ancak alimlerin bu kaynaklara veya kendi mütalalarına dayanan "indî" yorumları bulunmaktadır ki, bu bile başlı başına bir "facia"dır. Bir sonraki müfessir bir öncekini delil göstererek olmadık yorumları kaynaklara doldurmuşlar, bu metod müteselsilen günümüze kadar gelmiştir. Bu yorumları okuyanlar da nakil yapılan Alimleri kutsayarak(!) -veli/evliya/Allah'ın Alim kulu, v.s- işi zıvanadan(!) çıkarmışlardır. İşte dördüncü olarak Kur'an perspektifine aykırı olan, Alimlerin indî yorumlarını da İsrailiyat ile birlikte tasfiye etmemiz gerekmektedir.
cengiz duman
Murat Kayacan'a 2
28 Ağustos 2010 Cumartesi 01:00
Beşinci aşama; Kur'an perspektifinde, Tevrat anlatımlarındaki tevhidi ve hidayete aykırı malumatı deşifre etmektir. Mesela Kabil'in Yahve ile tevhidi içeriğe aykırı muhaveresi, yine Kabil'in yaptığına pişmanlık etmemesi ve onun Yahve tarafından nişanlanması gibi anlatımlar Kur'an perspektifinde tevhid ve hidayete aykırıdır. Bu önemli işlemi yaptığımızda Kur'an ve onun perspektifinde daha önce nazil olan ve Kur'an'ın tasdik ettiği Tevrat verilerine ulaşmış oluruz. Bu ikisine ait verilerin, Kur'an perspektifinde harmanlanması; Kur'an'da mücmel olarak beyan edilen Ademoğulları kıssasının olumlu yönde mufassallaştırılması anlamına gelmektedir. Örnek verelim: Kur'an'a göre; Ademoğullarının isimleri ve hatta babaları -Hz. Adem'in çocukları olup olmadıkları- net olarak açıklanmamıştır. Bunun yanısıra meslekleri, sundukları kurbanların cinsleri, v.s. Ne zamanki Kur'an perspektifinde her iki kitap verileri harmanlanarak anlaşılmaya çalışılırsa; Ademoğullarının Adem'in çocukları; isimleri Habil, Kabil; meslekleri çobanlık ve çiftçilik, kabil'in büyük, Habil'in küçük kardeş; sundukları kurbanların hayven ve tahıl olduğu gibi bir çok bilgiye ulaşırız. Bundan sonra Kur'an'daki kıssada geçen kelime ve deyimlerin lugat karşılıkları, Hz. peygamber ve sahabesinin Kıssa ve içeriği hakkındaki yorumları, kıssanın Nuzül dönemi Allah'ın hitap maksadı ve Kur'an muhatapları algısını tam manasıyla yansıtacaktır, kanaatindeyim.
Ek olarak, modern bilim dalları; tarih, arkeoloji, coğrafya, astromomi, dinler tarihi, v.b ilim/bilim dallarının verileri de de kıssaların doğru anlaşılmasında yararlanılması gerekmektedir. İşte bizde şimdiye kadar ki Kur'an kıssaları ve özel olarak Ademoğulları kıssası incelemelerimizde bu metodu uyguladık. Kıssa anabilim dalı olarak Tefsir ilminden ayrı bir disiplin oluşturulmasının Kur'an kıssalarının doğru anlaşılmasında önemli olduğunun her zaman altını çizdik. Aksi halde her şeyi bilen(!) tefsir ve siyer alimleri kabulü ile sembolizm'e ve sekülerizme çıkarız.
Ali Değirmenci
Haksöz
27 Ağustos 2010 Cuma 19:20
Rıdvan Abinin yazısı "milliyetçilikler"le güzel ve doyurucu tespitler içeriyor.

Ersen kardeşimizin söyleşisi de güzel olmuş. Önemli bi tanıklık. Ersen'den bundan sonra benzeri çalışmalar bekliyoruz.
Murat Kayacan
Bünyamin Doğruer'in yazısı
27 Ağustos 2010 Cuma 11:23
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,
Bünyamin ağabeyin yazısı gayet etkileyiciydi, kendisine teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunarım.
Murat Kayacan
Habil ve Kabil
27 Ağustos 2010 Cuma 11:11
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,
Ademoğulları Kıssasına dair yazıda;
1. Müfessirlerin göz ardı ettiği bir ayrıntıdan söz edilmekte. Bu ayrıntı müfessir olan Taberi'den yapılmakta ve Habil'in de nefsini müdafaa ettiği belirtilmekte. Halbuki Razi'den yapılan aktarımda (2 no'lu aktarım) bu yönde idi.
2. Yazının sonuç bölümünde Kabil'in işlediği suçun yeryüzündeki ilk suç olduğu ifade edilmekte. Adem'in yeryüzünde yaratıldığını dikkate alırsak, "İlk suçu ona ilk cinayeti de Kabil'e atfetmeliyiz." desek yanlış olur mu?
3. Yine bir metot önerisinin ardından geçmiş ulemanın aynı metodu uyguladığından bahsedilmekte ancak ifrata düştükleri söylenmekte. Bu pek büyük bir genelleme gibi görünüyor.
4. "Kıssaların her alanını saran İsrailiyattan arındırılması" teklifi de çok genellemeci değil mi?

Allahu Teala salih amellerinizi artırsın, size rızkından bolca versin, Ramazan ayınız bereketli olsun.
İmren Pekşirin
Salihlerin yoluna uymak
27 Ağustos 2010 Cuma 10:36
Bismillah,
Elhamdu lillah,
"Salihlerin yoluna uymak" şeklinde başlık atılan yazıda salihlerin yolunun ne olduğu konusu pek müphem görünüyor, sanki işlenmemiş. Başlığın devamındaki "Ya da Çoğunluğun Hüsranını Paylaşmak" ifadesi de "Ya da Kafirlerin.." şeklinde olsaydı sanki daha doğru olurdu. Zira metni girilen ayetlerde genel itibarıyla inkarcılar söz konusu edilmekte.
Yazıda şefaatin dünyevi bir yönünün de olduğu (Nisa, 4: 85) ifade edilmekte. Bu vurgu önemli. Çünkü şefaatin olmadığını söyleyen ayet onun ahirette olmadığından söz ediyor. Dolayısıyla Allah'ın şefaati de acaba dünyada kullarına ihsanından, nusretinden vermesi şeklinde mi diye tefekkür etmemiz bir zorunluluk gibi görünüyor.
En doğrusunu Allah bilir.
Murat Kayacan
Fadlullah'ın ardından
27 Ağustos 2010 Cuma 10:19
Rahman'ın adıyla,
Fadlullah ile ilgili yazıda Özgürlük Filosunun Arapçası Ustûlu'l-Hurriyye ve Lübnan Müslüman Ulemalar Birliği ifadesi de "Lübnan Müslüman Alimler Birliği" şeklinde olmalıydı.
Bir de rahmetli Fadlullah imamların masumiyeti konusunda geleneksel Şia'dan farklı düşündüğü ifade edilmekte. Acaba o nasıl anlıyordu imamların masumiyetini yazıda belirtilseydi iyi olurdu.
Selamunaleyküm.
İmren Pekşirin
Rejimle hesaplaşmanın yolu...
27 Ağustos 2010 Cuma 09:05
Bismillahirrahmanirrahim,
Hamd alemlerin Rabbine,
Derginin bu sayısına yeni bakma fırsatım oldu. Hamza Er'in Soruşturma bölümündeki yazısına dair birkaç değinide bulunmak aklımda ve oluşan soruları belirtmek istiyorum.
1. İslam'a hakaret de içermeyen anayasa maddelerinde değişiklik teklifini getirenler müşrik değil ki, onlara tavrımız Müzemmil Suresi'nin 10. ayeti ile karşı durmak olsun!
2. Kemalist rejimin tek düşmamının İslam olduğu da nereden çıktı? Kürtler de Kürt oldukları için zulüm görüyorlar, aleviler de epeyce acı çekti.
3. Ülke dışına çıkıp (bilmiyorum size göre tağutsuz ülke hangisi) gitmedikçe siz de tağuttan beri bir hayat yaşayamazsınız, boykot edilen anayasa maddeleri sizin için de geçerli olacak.
4. Tümden kopuş, tağutları red gibi tanımlamalarla netlik ifade ettiğinizi düşünseniz de pratikte siz de tağuta itaat etmektesiniz. Gönüllü değilim demeniz de yetmez. Zulmü azaltmayı hedefleyenler dahil, kim gönüllü ki! Bilah Habeşi'yi para vererek kurtaran ve onun çektiği acıları hafifleten ancak tağuta o dönemde bir şey demeyen sahabenin bizim için bir örnekliği yok mu?
5. "Hüküm Allah'ındır." deyip cahiliyeden uzak durmak adına reddettiğinizi söylüyorsunuz. Hudeybiye'deki peygamberi tavrı niçin görmezden geliyorsunuz? (Tağutların Allah'a ve rasulüne yönelik sınırlayıcı ifadelerine Peygamberimiz (s) tümden karşı çıkmayı uygun bulmadı.)
6. Peygamberlerin sistem içi mücadele ettiklerine dair tek açık kapı yoktur diyorsunuz, çok iddialısınız. Kur'an'da mevcut "Firavun'a git, azdı ona güzel söz söyle." şeklinde Hz. Musa'ya yapılan tavsiye ve onun "İsrailoğullarını bırak benimle gelsinler!" şeklinde talepte bulunması üzerine düşünmeniz gerekmez mi?
7. Müşriklerin hayat tarzı ve uygulamalarından tam kopuşu tavsiye etmektesiniz. Bu, "Onlar ne yaparsa tam karşıtını yapmalıyız." anlamına geliyorsa böyle mantık olur mu? (Anayasa maddelerinin makullüğüne kayıtsız kalmanız açısından)
8. Başörtüsü yasağını Haksöz de Özgür-der de gündemde tutuyor, dikkat!
Mustafa Ahıskalı
Teşekkürler
27 Ağustos 2010 Cuma 05:49
Haksöz dergisi müslümanların işlerinin iştişare olduğunu bir kez daha gösterdi ve müslümanların refarandum konusunda ufuklarını açmak için değişik görüşte olan kişilerden düşüncelerini dergiye aktarmış. Bu kendine olan güvendir... Eleştiri getiren kardeşlerin hayatlarına, pratiklerine bakmalarını ve bir söz söylerken aynaya bir bakmalarını tavsiye ediyorum... Çünkü aynısını yaptığımda daha vicdanlı davrandığımı gördüm...
Hüsamettin Kerimoğlu
Bilmek
25 Ağustos 2010 Çarşamba 10:04
Nitekim Mekke de ve Medine de müslümanların çocuklarına slogan olarak ilk öğrettikleri cümle Tağutları reddettim. Allah a iman ettim cümlesiydi.

Bu referandum da oy vermeye çağıran bu çok bilmiş abilere, üstad lara hocalara ve şeyh lere şimdi soruyoruz. Sizin ne yaptığınızdan haberiniz var mı? İnsanları Cehenneme çağırdığınız hiç aklınıza gelmiyor mu? Lütfen herhangi bir Kur an mealini açıp yüzlerce hüküm ayetlerini inceleyiniz. Hatta dilinizden düşürmediğiniz İslam alimlerinin bu konulardaki görüşlerine bakınız ve o kutlu alimlerimiz bu konularda neler söylemişler gözünüzü dört açıp yeniden okuyunuz.

Ve artık eğer biraz vicdan sahibi kimselerseniz, laf ebeliğini bırakıp dilinizi eğip bükmeden, ve yalnızca Allah tan korkarak insanlara gerçekleri söyleyiniz.

Son söz olarak namazlarınızda günde kırk kere tekrar ettiğiniz Fatiha suresini ve tefsirini yeniden okuyunuz. Hatta bir çoğunuz kendi kitaplarınızda tefsir ettiniz, isterseniz bu tefsirlerinizi yeniden gözden geçiriniz.

Tüm insanların çağdaş tağut lardan uzaklaşıp Allah a kul olması temennisiyle

Allah yar ve yardımcınız olsun.
Hüsamettin Kerimoğlu
Bilmek
25 Ağustos 2010 Çarşamba 10:03
sildirmesi bu konunun delili değildir. Ne peygamberimiz ve nede diğer sahabeler ne Mekke de ve nede Medine de bir tağutun hükmüne boyun eğmemiş şiddetle onları reddetmişlerdir.

Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Onlar, tağuta ve cibt'e inanıyorlar ve diğer inkâr edenler için: "Bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır" diyorlar (4/51)

Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister (4/60)

İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır (4/76)

De ki: "Allah katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır" (5/60)

Andolsun, biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün (16/36)

Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir. (2/256)

Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlar.(2/257)



Tağut'a kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a içten yönelenler ise; onlar için bir müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver (39/17)

Nitekim Mekke de ve Medi
Hüsamettin Kerimoğlu
Bilmek
25 Ağustos 2010 Çarşamba 10:00
Çok şey bilen bir cahil olmaktansa; az şey bilen bir müslüman olmayı tercih ederim.

Yazıya böyle başlamak istedim zira etrafımızda hemen hemen her konuda o kadar çok bilgi sahibi insan var ki; bazen kendimi onların arasında bilgi yoksunu, bir şey bilmeyen biriymiş gibi hissediyorum. böyle durumlarda aklıma hep Yasir ailesi gelir. Hz. Ammar ın annesi ve babası Hz. Sümeyye ve Hz Yasir evet onlar belki bizim gibi İslamın bir çok fıkhi yönünü bilmiyorlardı ve yaşamamışlardı. Ama bildikleri tek gerçek olan Tevhid akidesini canları pahasına savundular ve islamın ilk şehitleri oldular. Onlar zamanlarının bütün Tağutlarını reddedip yalnızca Allah a kul olmayı şiar edindi ve bu uğurda canlarını feda ettiler.

Oysa günümüze baktığımızda; içinde yaşadığımız topluma kanaat önderi diye tanıtılan; peşinden binlerce, onbinlerce, hatta belkide milyonlarca kişi yi sürükleyen çok bilmiş üstad lar, abiler, hocalar, Fıkhi konularda kılı kırk yararak nice fetvalar verenler. İtikadi konular söz konusu olunca ya sus pus olup korkakça köşelerine çekiliyorlar. Veya Tağutların hükümlerine boyun eğerek kulluk vazifesini bu tağutlara yapıyor ve peşindeki insanlara da yaptırıyorlar.

Bu eylemlerini ne ve kim adına yaparlarsa yapsınlar, niyetleri ne olursa olsun, bu davranış daha doğru bir kelimeyle bu yaşayışları tamamen islam olmayan bir yaşayış şeklidir.


Son zamanların gündemini oluşturan referandum sandıklarına müslümanların bakışı tamamen akidevi boyuttan olmalı ve imanlarını koruma adına buralara yaklaşmamaları gerekir. Zira durum Tağutlardan tağut beğenme durumudur. Oysa yukarıda bahsettiğimiz kanaat önderleri konuyla hiçte alakası olmayan birçok tevilli delillerle; konuya yaklaşmakta ve tağut beğenme ve beğendirme yarışına girmektedirler. Oysa Tağut: Allahın kanunlarına muhalif kanunlar icad eden her şeyin adıdır. islama da bu tağutlar ( Sahte ilahlar) reddedilerek girilir. Allah Resulünün Mekke ye müşrik birisinin himayesiyle girmesi veya Hudeybiye andlaşmasında Allah
bozoklu
bulanık suda balık avlayanlar
14 Ağustos 2010 Cumartesi 15:54
Niye olacak Fahri Ergün bey biraz ondan biraz ondan, nalınada vur mıhında vur, ne şiş yansın ne kebap, ortaya karışık. İnsan bünyesine zaralı bu diyet yemeğinin tarifi; biraz küfür, biraz şirk, fazlaca münafıklık, ecikde asitliği düzenleyici islam tozu serpeliycen oldu bitti.
muhammed ünal
hayır demek veya protesto etmek kime yarar
12 Ağustos 2010 Perşembe 15:49
Haksöz dergisi güzel bir konuya temas etmiş.Evet müslümanların bu konuda tavrı ne olmalıdır diye düşünecek olursak bu sorunun o kadar çok cevabı olacaktır ama velakin hayır demekle kimleri sevindireceğimizi hepimiz biliyoruz.Elbette ki birilerinin sevilmesi veya üzülmesi noktasın da hareket edecek değiliz ve ölçümüzde bu olmamalıdır.Şimdi vu gün biz ne yapmalıyızın sorusunun cevabını aradığımızda bu konu kendiliğinden çözümlenecektir.Sisteme entegre olduğunu idda eden müslüman olduğunu sanmıyorum sisteme eklemlenmek sahici müslümanın asli görevi olamaz.Bugün itibariyle sistem kendisinin bekasının varlığını devam ettirmenin hayatiyetini "hayır"oyu vermekde görüyorsa,sistemin tüm kurum ve kuruluşları yekpare cansiperane birleştilerse ve 1980 tüm zulmü vucudlarında ve ruhlarında hisseddilerse ve bunu 30 yıldan beri yaşıyorlarsa bu acıların da 12 eylülde biteceklerine inanıyorsa "hayırcı"larla işbirliği yapmak niyedir diye sormak gerek.Hayır oyu vermek,militar ve yargı vesayetini ortadan kaldırmaya yönelik bir durumsa ve bundan dolayı tüm güçleriyle hayır oyuna asılıyorlarsa ortada ciddi bir durumun varlığından bahsedebiliriz.sistem yargı yoluyla olsada çatırdamaya başlayıp kendi hayatıyetini hayır oyuna bağladıysa evet demek için nedenimiz normal sayılmalıdır.Müslümanlar aklını başına almalıdır ve yeniden düşünmelidirler.Hayır demekle düşmanımızın ekmeğine yağ sürmek ve onları sevindirmek müslümana acı verir sadece.
Hakan Biçer
teşekkür
11 Ağustos 2010 Çarşamba 09:54
Ben de Selami Can'a teşekkür ediyorum. Tekfir etme konusunda katılıyorum, kesinlikle ifadelerimizi ince seçmeli, konuşmadan önce düşünmeliyiz. Bu minvalde ben yine düşüncemi tekrarlıyorum: Müslümanların hedefi şirk oligarşisini geriletmek olmalı. Yoksa, önce Kemalist sonra diğeri, sonra öbürü. Zaten İslam sadece ikiye ayırıyor, Hak ve Batıl diye, müslümanlar ve diğerleri diye. Bunları söylemek de delaletle suçlamak değildir. Yapılanın hatalı olduğunu gösterme çabasıdır ancak.
Selami Can
özür
10 Ağustos 2010 Salı 21:10
Hakan Biçer alicenaplık gösterip beklemediğini söylese de ben yine de özür diliyorum. Benzeri ifadeler ve ardı ardına gelince acaba kamuoyu oluşturma adına bir cevvaliyet mi sergileniyor diye düşündüm. Yanılmışım. Düzeltir özür dilerim. Ama bu vesileyle şunu da hatırlatmak isterim ki, ima yoluyla da olsa Müslümanların birbirini zan altında bırakmaması ilke olmalı iken, Müslümanların birbirlerini çok rahatça dalalette olmakla suçlamaları, uçurumun kenarında görmeleri, hatta tekfir etmeleri herhalde hiç müsamaha gösterilmemesi gereken tutumlar olmalı.
Hakan Biçer
hak
10 Ağustos 2010 Salı 09:51
İma yoluyla da olsa bir müslüman başka bir müslümanı zan altında bırakamaz. Selami Can kardeşimizin peşpeşe dediği kişiler arasında olduğum için, bu gerçeği hatırlatmak istedim. Özür beklemiyorum.
Mithat Güçlü
Kırıp Dökmeden Tartışalım
09 Ağustos 2010 Pazartesi 20:16
Cebinde Tc kimliğini taşıyan müslümanlar Anayasayı ne kadar tanımış oluyorlarsa, bağımsız kimliğiyle evet diyenler de Anayasayı o kadar tanımış olurlar.
Müslümanların 30-40 yıllık İslami süreçlerinde halen \'Sistem\' ile ilgili tanımlamalarını netleştirebilmiş değiller.Artık bu aşılmalı.Aksi takdirde İslamcılar olarak siyasal bir dil üretmekte yetersiz kalacağız.
Hem Kur\'an anlaşılır diyeceğiz, hem de İşkenceden geçmiş 12 Eylül mağduru adama \'boykot et\' diyeceğiz. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Haksöze teşekkürler bu konuyu soruşturma dosyası yaptığı için.ve hatta sitede uzunca tartışmalara yapılmalı artık. Kuş diliyle konuşmaya gerek yok, kırıp dökmeden istişare edelim inşallah.
Mithat Güçlü
Referanduma Evet demek Anayasayı Kabul Etmek Demek Değildir!
09 Ağustos 2010 Pazartesi 20:07
Anayasa mahkemesi Başörtüsü ile ilgili düzenlemeyi iptal ettiğinde eylemlerimizde anayasa mahkemesini ve kararını tanımadığımızı defatle söyledik. Anayasa mahkemesinin bu kararını tanımadığımızı söylemek, diğer kararlarını ya da maddelerini tanımak anlamına mı gelir?
Ya da anayasa mahkemesi başörtüsünü serbest bıraksaydı biz istemezuk mu diyecektik?
Ya da anayasa mahkemesinden razı mı olacaktık? Elbette hayır!
İster kabul edilsin ister edilmesin, TC sınırları içerisinde yaşayan herkes anayasa kurallarına göre ticaret, eğitim, sağlık, siyaset vs. yapıyor.
Neden referandum ile partisel seçim aynı kategoriye indirgeniyor?
Bir referandum yapılsa; Başörtüsüne serbestlik ile ilgili, evet mi deriz yoksa, hayır ben boykot edeceğim evet demeyeceğim yasak kalkmasın mı diyeceğiz?
Eylemlerimizde haklı olarak talep ettiklerimiz nereye oturacak o zaman?Ne mantığı olacak eylemliliklerimizin?
Bağımsız İslami kimliğimize halelmi geliyor basit bir referandum oylamasında?
Sistem muhalifi olmak, illa da her türlü seçime karşımı olmak demektir? O zaman en basit inşaat mühendisleri odası seçimlerine de katılmayalım. Ve hatta bu tartışma bizi en başa, 20 yıl önceki garip tartışmalara götürür.
abdulah toprak
Topuna LA...!
09 Ağustos 2010 Pazartesi 13:44
Referandumda hayır demek mevcut anayasaya, anayasa ile korunan cahili düzene evet anlamına geliyor.Bunda şüphe yok.Ancak oylamada evet diyenler de değişen maddeler dışındaki anayasa maddelerini onaylamış olmuyorlar mı?
Değişişklik önerisi chp-mhp den gelmiş olsaydı tavrımız ne olacaktı merak ediyorum. Kemalist yada kapitalist oligarşiye karşı olmak adına zımnen anayasayı onaylamak ne kadar doğru.Vesselam...
Selami Can
yorum
08 Ağustos 2010 Pazar 11:37
Referandum gibi ülke gündemindeki bir konuya Haksöz'ün kaçak güreşme yoluna gitmeden açık biçimde yaklaşımı takdir edilmesi gereken bir tutumdur. İslami kesimlerin bir kısmı bu konuyla igili olarak klasik tutumularını sürdürecek ve ellerini ağızlarını kullanmadan yemek yemeye çalışmaya devam edeceklerdir. Haksöz'ün böyle yapmaması gelişmedir.

Dergi yetkilileri ve okuıyucuları buradaki yorumları değerledirmeli ama
vicdanlarına bakmalıdırlar. Okuyucu plebisiti gibi bir algı oluşmamalı. Bu sağlıklı bir durum olmaz. Örneğin ben de şimdi arka arkaya farklı isimlerle girip bir sürü referandumda evet vermeyi destekleyen yorum yazıp gönderebilirim ve okuyan birisi ne kadar daçok evet diyen varmış diye düşünebilir.

Arka arkaya kısa aralıklarla yazılan "şirk anayasasından teberri" yorumlarını okuyunca aklıma geldi!
Said Alioğlu
Fark...
07 Ağustos 2010 Cumartesi 17:42
"En büyük fark farkı farkedebimektir" diye bir zamanlar meşhur olan bir söz vardı. İşte fark olgusunu anayasa oylamasının tartışmalarının yapıldığı vasatta ele alıp değerlendirdiğimizde ekseriyetimizin rejim muhalifi olduğu ayan beyan ortada olduğu için oylanacak olan anayasa refenrandumunun bizler için ne anlama geldiğini de çok rahatlıkla görebiliriz. Yapılacak bu oylamanın en başta rejimi iğneden ipliğe külliyen bir değişikliğe uğratmayacağı gibi, bizlere de aksini iddia edenlerin vurgulayageldiği üzre öyle özgürlük kapıları açmayacağı da ortadadır! Burada önemli olan gürültünün, şamatanın ve ne söylendiğini, söylediğimizi, söyleyeceğimizi, söylememiz gerektiğini bilmeyecek oranda mesajımızın gümbürtüye gitmesi mi, yoksa eskiye nazaran görece daha rahat ortamlarda en azından ne diyeceğimizi bilerek, ona göre gardımızı alarak kendi öznel fıkhımızın oluşum ortamında ele, avuca gelmesi mi olmalıdır! Bu türden 'haklı ve makul' sorulara verebileceğimiz cevO halde; 1)Oylamayı boykot ederken eden gruplar hakikaten rejim dışı mı kalıyorlar; 2)'Hayır!' diyenler acaba neye ve ne için hayır diyorlar? Bunun hesabını yapmışlar mı, ya da bu hayır'ın altından kalkabilecekler mi? 3) 'Evet!' diyenler kitlelerde bir bütün olarak mı hareket ediyorlar? Tabii ki hayır! Herkesin bir amaca var. Ama iyi niyet üzere kurgulandığını düşündüğümüz bu amaçlar inşaallah hayra tahvil olur! Selamlar...
Aydın Metin
Haksözümüz
07 Ağustos 2010 Cumartesi 16:38
Yeni sayı hayırlı olsun.
Önemli konular var.
Selamlar...
fahri ergün
cevaben
06 Ağustos 2010 Cuma 22:25
Bülent abi ben soruşturma olayını hiç farketmemişim zaten yorumu yazdığım saat gecenin 3'ü idi algılarım uykusuzluğumun vermiş olduğu zorluk dolayısı ile bayağı dağılmıştı haksöz camiasından özür dilerim
Haksöz
cevaben
06 Ağustos 2010 Cuma 17:33
Ağustos sayısında Kürt Forumuna ayrıntılı yer verilememesi zamanlamayla ilgili. Derginin ayın 1'inde çıkabilmesi için erken matbaaya verilmesi gerekiyordu. Gerçi matbaadaki aksamadan dolayı ay başında dergi çıkamadı. İnşallah gelecek ay Forumun ayrıntılı değerlendrimesi dergide yer alır.

Referandum konusundaki tavrın Müslümanlar açısından tartışılmasından yanayız. Yaşadığımız süreci, mücadeledeki kazanımları ve gerilemeleri topluca tartışalım ama lütfen birbirimizi bir çırpıda karalayıp, mahkum etmeyelim, hele hele tekfire hiç yönelmeyelim.

Farklı görüşlere yer verilmesi doğaldır. Görüşlerine yer verilen kişiler İslami camianın saygın isimleridir. Elbette sözü dinler en güzeline uyarız. İctihadi bir konuda görüşümüz budur, başkasını duymak istemiyoruz diyecek halimiz yok. Tartışalım, istişare edelim ve herkes hayırlı olanı, doğru olanı tercih etsin! Bu arada kendilerinden soruşturmaya cevap istenen bazı isimlerin zaman yetmezliğinden ötürü soruşturmaya katılamadığını da belirtelim.
Tarık Geçer
Oligarşi < ŞİRK
06 Ağustos 2010 Cuma 17:25
Günümüz Türkiye'sinde Kemalist Oligarşi düşmanlığı ile baas rejimi Irak'ının son dönemindeki Saddam rejimi düşmanlığı arasında bir fark yoktur.Nasıl ki orada oligarşik diktatörlük yenilmiş ve ABD nin yeni yandaşları birkısım kürtlerden ve birkısım şiilerlerden oluşan bir yapı kazanmıştır. bilindiği üzere ABDnin ilk katlettiği gurup şeriatcı kürt kardeşlerimizdi. burada da olacağı odur.Kimse endişe etmesin bu referandumun sonu "EVET"
Fakat bu referandumdan sonra tevhidi kesimin sonu ne olur bilmem.

Malum olduğu üzere Hakiki düşman küresel şirk sisteminin maşası olan ulusal despotlar değildir.Çünkü bunların hepsi küresel şirk sisteminin merkezi ABD ve batı desteklidirler.

Hakan kardeşimin söylediği gibi "müslümanlar şirki geriletme mücadelesinde" olmaları gerekirken kaçak güreşmeyi tercih etmektediler.
HaksözDergisi zaten kapak başlığıyla tarafını belli etmiştir.Keşke dergide konu daha önce gündeme getirilip karar vermeden önce bir soruşturma yapılabilseydi.
Sevri
Evet Demek
06 Ağustos 2010 Cuma 16:00
Referandumda evet demek kişinin kalbinde diğer seçimlerdede rahat oy kullanma isteğine yol açmazmı ?.Böyle bir insanın zulüm sistemini reddetmesi zor gibi.
Hakan Biçer
neyi geriletmek?
06 Ağustos 2010 Cuma 14:54
İlk adım olan Kemalist oligarşiyi gerilettikten sonra muhtemelen ortaya daha bariz çıkacak olan Liberal oligarşiyi de geriletmek için çağrılacak mıyız? "Müslümanlar şirki geriletme mücadelesinde olmalı" kanaatindeyim. Diğer yandan, derginin, Referandumla ilgili yapılan soruşturmanın sonuçlarını taraflı-tarafsız olduğuna bakmadan yayınlamış olmasını ise doğru buluyorum.
yunus emre
ŞİRK ANAYASASI
06 Ağustos 2010 Cuma 14:31
selamun aleykum

ne yani kufr ve şirk anayasasını desteklenmesi gerektiğini mi bize söylüyorsunuz?
allaha sığınırım.çünkü ben biliyorum ki bu anayasa tamamen islama düşman bir anayasadır.her kanunuda islama terstir.acaba kötünün iyisi demek ne kadar islama uygundur.

peygamber s.a.v müşriklere karşı hiç taviz verdimiki ümmeti bunu düşünebiliyor?
asla asla asla!
neler önermediki müşrikler.ama peygamber allahın izniyle hepsini elinin tersiyle itti.bizde rasulullahın ümmetiysek bizde redddediyor allaha sığınıyoruz.


allah a hesab gününde kemalist ideolojiye karşı bunu destekledikmi diye savunacağz.
allaha sığınırız.

tüm beşeri kanunları ayaklarımın altındadır.
Bülent Şahin Erdeğer
"Soruşturma"
06 Ağustos 2010 Cuma 12:34
Fahri kardeşim, Dergiler gündemdeki konulara hitap ettikleri kitlenin nasıl baktığını yansıtmak için farklı kişilerden görüş alır. Buna "Soruşturma" adı verilir. Derginin görüşünü ise başmakale ifade eder. Soruşturmalar ise derginin görüşünden ayrı olarak hitap edilen kitlenin önde gelen iimlerinin bakışlarını yansıtır.Sanırım Haksöz de kendisinin tavrının yanında başka Müslümanlar olaya nasıl yaklaşıyor diye bu soruşturmayı hazırlamış. Bir istişare zemini olsun diye. Referanduma Kemalist oligarşinin geriletilmesi ve daha insanca bir yaşam için bir mevzi kazanımı olarak gördüğümden "EVET" diyenlerdenim. Ancak Farklı görüşler/içtihad farklılıları önemli diye düşünüyorum.

Yetkili değilim ama mütevazi ve sürekli bir Haksöz okuru olarak dergicilikten biraz haberim var. Bu sebeple hatırlatma gereği duydum
murat
yazıları doğru okumak lazım
06 Ağustos 2010 Cuma 12:34
Fahri ergün kardeş soruşturma cevaplarında çoğunun hayır dediğini söylüyor.ama bana kalırsa iyi okumamış dergiyi..bir kez daha okusun kardeş.bana kalırsa tersi.
Aykırı
Kürt Forumu Gelecek Sayıya mı Kaldı?
06 Ağustos 2010 Cuma 08:49
Görünen o ki Haşim Ay dışında Amed^deki Kürt Forumu ele alınmamış. Temennim önümüzdeki aya kalmış olmasından yana.

Forumun etkilerini ve yankılarını görmek açısından Haksöz Dergisi önemli bir turnusol içermekte.

Referandumun da dergide tartışılıyor olması inşallah ayrışmalara yol açmaz.
Çünkü olaya akidevi bakanların olayı anlaması mümkün görünmüyor!
Ersen Akyıldız
Dolu dolu...
06 Ağustos 2010 Cuma 00:48
Kapak bence tam 'kapak' olmuş..

Allah tüm Müslümanlara basiret nasip etsin!
FAHRİ ERGÜN
ANLAYAMADIM
06 Ağustos 2010 Cuma 00:32
Henüz dergiyi okumadım ancak başlıklardan yola çıkarak bazı görüşlere vardım.Referandum konusunda Haksözün tavrı evetten yana ancak dergide bulunan yazıların bir kısmı referanduma katılmama yönünde.Neden acaba Haksöz evet vereceği referanduma katılmama ile ilgili yazıları alıyor.Yetkililerden bir cevap bekliyorum.
KARİKATÜR
PANO


Haksoz haksöz