

Haksöz Dergisi'nin Ağustos Sayısı...
Haksöz dergisinin bu ayki Gündem yazısında Müslümanların referandum tartışmalarında hangi saf ve zeminde durmaları ve işleyen süreci nasıl değerlendirmeleri gerektiğine ilişkin vurgular yer aldı. "Evet/Hayır/Boykot" tutumlarının analiz edildiği gündemde anayasa değişikliğinin neden ve hangi boyutuyla desteklenmesi gerektiğine ilişkin açıklamalar yer alıyor.
Dergide konuyla alakalı olarak ayrıca ilgi çekici bir soruşturmaya yer veriliyor. "Referanduma İlişkin Tavrımız Ne Olmalı?" başlıklı soruşturmaya katılan Şefik Sevim, Muharrem Balcı, Mehmed Göktaş, Ahmed Kalkan, Demet Tezcan, Ahmet Kaya, Mehmed Durmuş, Yusuf Tanrıverdi, Hamza Er ve Özcan Gültekin 12 Eylül tarihinde yapılacak olan anayasa değişiklikleri referandumuna ilişkin farklı siyasi-ideolojik çevrelerin yaklaşımlarını değerlendiriyor ve referanduma ilişkin nasıl bir tavır önerdiklerini paylaşıyorlar.
Dergide öne çıkan bir diğer gündem yazısı ise Rıdvan Kaya tarafından yazılmış. Kürt sorunu kaynaklı son zamanlarda yeniden tırmanan şiddetin taraflarına eleştiri getiren Kaya, tüm milliyetçiliklerin akıl ve erdemden uzak olduklarına dikkat çekiyor. Sorunun kaynağı olan Türk milliyetçiliğinin yanı sıra PKK eylemlerini ve Kürt milliyetçilerinin Ergenekon süreci ve referandum tutumunu da değerlendiren Kaya, adil tutumun ne olması gerektiğini sorguluyor. Bu çerçevede Masum Yokuş da şiddet ve akan kan karşısında harekete geçen Müslümanların girişimlerini ve çabalarını ele alıyor.
Mavi Marmara'da yaşananları kaydettiği görüntüler ile dünya kamuoyuna sunan Kore asıllı gazeteci Iara Lee ile Mavi Marmara süreci ve sonrası gelişmeler hakkında bir röportaj yapan Haksöz, Gazze filosunda bulunanların adanmışlığını Lee'nin gözüyle de okuyucularına aktarıyor.
Geçtiğimiz günlerde vefat eden Lübnanlı âlim Seyyid Muhammed Fadlullah'ı hayatı, fikirleri ve eserleriyle ele alan Oktay Altın, Fadlullah'ın etkili olduğu Lübnan'daki İslami direniş olgusunun arka planına da ışık tutuyor. Bülent Şahin Erdeğer de Hizb-ut Tahrir'in Beyrut'ta düzenlediği uluslararası bir konferansa dair gözlemlerini dergi okuyucularıyla paylaşıyor.
Dergide "Ayetler Işığında Hayat" üst başlığıyla devam eden Kur'an çalışmalarında bu ay Kenan Levent, Yusuf Suresi 103. ayetten hareketle salihlerin yolu ile çoğunluğun hüsranını analiz ediyor. Cengiz Duman ise kıssa çalışmalarına Âdemoğulları Habil ve Kabil ile devam ediyor.
Hastalığı nedeniyle hapishanede hayatını kaybeden Cahit Durmaz üzerinden zindanda ölmenin hüznünü yazan İsmail Şah Balta, konuyla ilgili sorumluluklara da dikkat çekerken, Sezai Arıcıoğlu da geçtiğimiz günlerde vefat eden kardeşimiz Ali Ay'ı anıyor. Nehir Aydın Gökduman, Demet Tezcan'ın son kitabını ele alırken, Haşim Ay da Diyarbakır'daki Kürt forumunu kısaca değerlendiriyor. Dergide son olarak Bünyamin Doğruer'in 12 Eylül ile ilgili bir denemesine yer veriliyor.
HAKSÖZ-HABER
Haksöz Dergisine İnternet Üzerinden Abone Olmak İçin Tıklayın
Haksöz Dergisinin 233. Sayısında Yer Alanlar:
Ateş Çukurunun Kenarından Ramazan'in Esenlik İklimine
HAKSÖZ
Kemalist Oligarşiyi Geriletecek Her Türlü Değişikliği Desteklemeliyiz!
HAKSÖZ
Sadece Türk Milliyetçiliği Değil, Tüm Milliyetçilikler Akıldan ve Erdemden Uzaktır!
RIDVAN KAYA
Kardeşlik Yürüyüşünde "Silahları Susturun" Çağrısı
HAKSÖZ
Akan Kan Sivil İnisiyatifi Harekete Geçirdi
MASUM YOKUŞ
"Bir Gemi Dolusu İnsan Kendini Adalete ve İnsanlığa Adamıştı!"
IARA LEE
SORUŞTURMA
Referanduma İlişkin Tavrımız Ne Olmalı?
Aktif Yanlış Pasif Doğruyu Yener
ŞEFİK SEVİM
Referanduma 'Evet' Sistemin Temel Yapısına Ret
MUHARREM BALCI
Referandum, Taşların Hiçbirinin Kendi Yerinde Olmadığını Göstermiştir
MEHMED GÖKTAŞ
Anayasa Referandumu Denilen Düzeni Kabullendirme Çabaları
AHMED KALKAN
Referandum 12 Eylül'le Yüzleşme Günüdür
DEMET TEZCAN
Meselelere Bir Usul Dâhilinde Yaklaşmak Önceliğimiz Olmalıdır!
AHMET KAYA
Benim Oyum İslam'dan Yana
MEHMED DURMUŞ
Eylül Karanlığına Bir Mum Yakmak!
YUSUF TANRIVERDİ
Rejimle Hesaplaşmanın Yolu Referandum Değildir
HAMZA ER
Müslüman, Yaşanan Duruma Bigâne Kalamaz!
ÖZCAN GÜLTEKİN
Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah'ın Ardından
OKTAY ALTIN
Beyrut'tan Geldik Geçtik...
BÜLENT ŞAHİN ERDEĞER
Salihlerin Yoluna Uymak Ya da Çoğunluğun Hüsranını Paylaşmak
KENAN LEVENT
"Âdemoğulları" (Habil-Kabil) Kıssası ve Mesajları -II
CENGİZ DUMAN
"Ay" Öldü Kıyamet Koptu!
SEZAİ ARICIOĞLU
Zindanda Gelen Ölüm
İSMAİL ŞAH BALTA
Anne Üşürüm Yokluğunda
NEHİR AYDIN GÖKDUMAN
"Kürt Sorunu" Diyarbakır'da Tartışıldı
HAŞİM AY
Gözlerimizde Gözbağı Parmaklarımızda Ateşten İlmikler
BÜNYAMİN DOĞRUER
Ek olarak, modern bilim dalları; tarih, arkeoloji, coğrafya, astromomi, dinler tarihi, v.b ilim/bilim dallarının verileri de de kıssaların doğru anlaşılmasında yararlanılması gerekmektedir. İşte bizde şimdiye kadar ki Kur'an kıssaları ve özel olarak Ademoğulları kıssası incelemelerimizde bu metodu uyguladık. Kıssa anabilim dalı olarak Tefsir ilminden ayrı bir disiplin oluşturulmasının Kur'an kıssalarının doğru anlaşılmasında önemli olduğunun her zaman altını çizdik. Aksi halde her şeyi bilen(!) tefsir ve siyer alimleri kabulü ile sembolizm'e ve sekülerizme çıkarız.
Ersen kardeşimizin söyleşisi de güzel olmuş. Önemli bi tanıklık. Ersen'den bundan sonra benzeri çalışmalar bekliyoruz.
Bünyamin ağabeyin yazısı gayet etkileyiciydi, kendisine teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunarım.
Ademoğulları Kıssasına dair yazıda;
1. Müfessirlerin göz ardı ettiği bir ayrıntıdan söz edilmekte. Bu ayrıntı müfessir olan Taberi'den yapılmakta ve Habil'in de nefsini müdafaa ettiği belirtilmekte. Halbuki Razi'den yapılan aktarımda (2 no'lu aktarım) bu yönde idi.
2. Yazının sonuç bölümünde Kabil'in işlediği suçun yeryüzündeki ilk suç olduğu ifade edilmekte. Adem'in yeryüzünde yaratıldığını dikkate alırsak, "İlk suçu ona ilk cinayeti de Kabil'e atfetmeliyiz." desek yanlış olur mu?
3. Yine bir metot önerisinin ardından geçmiş ulemanın aynı metodu uyguladığından bahsedilmekte ancak ifrata düştükleri söylenmekte. Bu pek büyük bir genelleme gibi görünüyor.
4. "Kıssaların her alanını saran İsrailiyattan arındırılması" teklifi de çok genellemeci değil mi?
Allahu Teala salih amellerinizi artırsın, size rızkından bolca versin, Ramazan ayınız bereketli olsun.
Elhamdu lillah,
"Salihlerin yoluna uymak" şeklinde başlık atılan yazıda salihlerin yolunun ne olduğu konusu pek müphem görünüyor, sanki işlenmemiş. Başlığın devamındaki "Ya da Çoğunluğun Hüsranını Paylaşmak" ifadesi de "Ya da Kafirlerin.." şeklinde olsaydı sanki daha doğru olurdu. Zira metni girilen ayetlerde genel itibarıyla inkarcılar söz konusu edilmekte.
Yazıda şefaatin dünyevi bir yönünün de olduğu (Nisa, 4: 85) ifade edilmekte. Bu vurgu önemli. Çünkü şefaatin olmadığını söyleyen ayet onun ahirette olmadığından söz ediyor. Dolayısıyla Allah'ın şefaati de acaba dünyada kullarına ihsanından, nusretinden vermesi şeklinde mi diye tefekkür etmemiz bir zorunluluk gibi görünüyor.
En doğrusunu Allah bilir.
Fadlullah ile ilgili yazıda Özgürlük Filosunun Arapçası Ustûlu'l-Hurriyye ve Lübnan Müslüman Ulemalar Birliği ifadesi de "Lübnan Müslüman Alimler Birliği" şeklinde olmalıydı.
Bir de rahmetli Fadlullah imamların masumiyeti konusunda geleneksel Şia'dan farklı düşündüğü ifade edilmekte. Acaba o nasıl anlıyordu imamların masumiyetini yazıda belirtilseydi iyi olurdu.
Selamunaleyküm.
Hamd alemlerin Rabbine,
Derginin bu sayısına yeni bakma fırsatım oldu. Hamza Er'in Soruşturma bölümündeki yazısına dair birkaç değinide bulunmak aklımda ve oluşan soruları belirtmek istiyorum.
1. İslam'a hakaret de içermeyen anayasa maddelerinde değişiklik teklifini getirenler müşrik değil ki, onlara tavrımız Müzemmil Suresi'nin 10. ayeti ile karşı durmak olsun!
2. Kemalist rejimin tek düşmamının İslam olduğu da nereden çıktı? Kürtler de Kürt oldukları için zulüm görüyorlar, aleviler de epeyce acı çekti.
3. Ülke dışına çıkıp (bilmiyorum size göre tağutsuz ülke hangisi) gitmedikçe siz de tağuttan beri bir hayat yaşayamazsınız, boykot edilen anayasa maddeleri sizin için de geçerli olacak.
4. Tümden kopuş, tağutları red gibi tanımlamalarla netlik ifade ettiğinizi düşünseniz de pratikte siz de tağuta itaat etmektesiniz. Gönüllü değilim demeniz de yetmez. Zulmü azaltmayı hedefleyenler dahil, kim gönüllü ki! Bilah Habeşi'yi para vererek kurtaran ve onun çektiği acıları hafifleten ancak tağuta o dönemde bir şey demeyen sahabenin bizim için bir örnekliği yok mu?
5. "Hüküm Allah'ındır." deyip cahiliyeden uzak durmak adına reddettiğinizi söylüyorsunuz. Hudeybiye'deki peygamberi tavrı niçin görmezden geliyorsunuz? (Tağutların Allah'a ve rasulüne yönelik sınırlayıcı ifadelerine Peygamberimiz (s) tümden karşı çıkmayı uygun bulmadı.)
6. Peygamberlerin sistem içi mücadele ettiklerine dair tek açık kapı yoktur diyorsunuz, çok iddialısınız. Kur'an'da mevcut "Firavun'a git, azdı ona güzel söz söyle." şeklinde Hz. Musa'ya yapılan tavsiye ve onun "İsrailoğullarını bırak benimle gelsinler!" şeklinde talepte bulunması üzerine düşünmeniz gerekmez mi?
7. Müşriklerin hayat tarzı ve uygulamalarından tam kopuşu tavsiye etmektesiniz. Bu, "Onlar ne yaparsa tam karşıtını yapmalıyız." anlamına geliyorsa böyle mantık olur mu? (Anayasa maddelerinin makullüğüne kayıtsız kalmanız açısından)
8. Başörtüsü yasağını Haksöz de Özgür-der de gündemde tutuyor, dikkat!
Bu referandum da oy vermeye çağıran bu çok bilmiş abilere, üstad lara hocalara ve şeyh lere şimdi soruyoruz. Sizin ne yaptığınızdan haberiniz var mı? İnsanları Cehenneme çağırdığınız hiç aklınıza gelmiyor mu? Lütfen herhangi bir Kur an mealini açıp yüzlerce hüküm ayetlerini inceleyiniz. Hatta dilinizden düşürmediğiniz İslam alimlerinin bu konulardaki görüşlerine bakınız ve o kutlu alimlerimiz bu konularda neler söylemişler gözünüzü dört açıp yeniden okuyunuz.
Ve artık eğer biraz vicdan sahibi kimselerseniz, laf ebeliğini bırakıp dilinizi eğip bükmeden, ve yalnızca Allah tan korkarak insanlara gerçekleri söyleyiniz.
Son söz olarak namazlarınızda günde kırk kere tekrar ettiğiniz Fatiha suresini ve tefsirini yeniden okuyunuz. Hatta bir çoğunuz kendi kitaplarınızda tefsir ettiniz, isterseniz bu tefsirlerinizi yeniden gözden geçiriniz.
Tüm insanların çağdaş tağut lardan uzaklaşıp Allah a kul olması temennisiyle
Allah yar ve yardımcınız olsun.
Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Onlar, tağuta ve cibt'e inanıyorlar ve diğer inkâr edenler için: "Bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır" diyorlar (4/51)
Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister (4/60)
İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır (4/76)
De ki: "Allah katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır" (5/60)
Andolsun, biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün (16/36)
Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir. (2/256)
Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlar.(2/257)
Tağut'a kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a içten yönelenler ise; onlar için bir müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver (39/17)
Nitekim Mekke de ve Medi
Yazıya böyle başlamak istedim zira etrafımızda hemen hemen her konuda o kadar çok bilgi sahibi insan var ki; bazen kendimi onların arasında bilgi yoksunu, bir şey bilmeyen biriymiş gibi hissediyorum. böyle durumlarda aklıma hep Yasir ailesi gelir. Hz. Ammar ın annesi ve babası Hz. Sümeyye ve Hz Yasir evet onlar belki bizim gibi İslamın bir çok fıkhi yönünü bilmiyorlardı ve yaşamamışlardı. Ama bildikleri tek gerçek olan Tevhid akidesini canları pahasına savundular ve islamın ilk şehitleri oldular. Onlar zamanlarının bütün Tağutlarını reddedip yalnızca Allah a kul olmayı şiar edindi ve bu uğurda canlarını feda ettiler.
Oysa günümüze baktığımızda; içinde yaşadığımız topluma kanaat önderi diye tanıtılan; peşinden binlerce, onbinlerce, hatta belkide milyonlarca kişi yi sürükleyen çok bilmiş üstad lar, abiler, hocalar, Fıkhi konularda kılı kırk yararak nice fetvalar verenler. İtikadi konular söz konusu olunca ya sus pus olup korkakça köşelerine çekiliyorlar. Veya Tağutların hükümlerine boyun eğerek kulluk vazifesini bu tağutlara yapıyor ve peşindeki insanlara da yaptırıyorlar.
Bu eylemlerini ne ve kim adına yaparlarsa yapsınlar, niyetleri ne olursa olsun, bu davranış daha doğru bir kelimeyle bu yaşayışları tamamen islam olmayan bir yaşayış şeklidir.
Son zamanların gündemini oluşturan referandum sandıklarına müslümanların bakışı tamamen akidevi boyuttan olmalı ve imanlarını koruma adına buralara yaklaşmamaları gerekir. Zira durum Tağutlardan tağut beğenme durumudur. Oysa yukarıda bahsettiğimiz kanaat önderleri konuyla hiçte alakası olmayan birçok tevilli delillerle; konuya yaklaşmakta ve tağut beğenme ve beğendirme yarışına girmektedirler. Oysa Tağut: Allahın kanunlarına muhalif kanunlar icad eden her şeyin adıdır. islama da bu tağutlar ( Sahte ilahlar) reddedilerek girilir. Allah Resulünün Mekke ye müşrik birisinin himayesiyle girmesi veya Hudeybiye andlaşmasında Allah
Müslümanların 30-40 yıllık İslami süreçlerinde halen \'Sistem\' ile ilgili tanımlamalarını netleştirebilmiş değiller.Artık bu aşılmalı.Aksi takdirde İslamcılar olarak siyasal bir dil üretmekte yetersiz kalacağız.
Hem Kur\'an anlaşılır diyeceğiz, hem de İşkenceden geçmiş 12 Eylül mağduru adama \'boykot et\' diyeceğiz. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Haksöze teşekkürler bu konuyu soruşturma dosyası yaptığı için.ve hatta sitede uzunca tartışmalara yapılmalı artık. Kuş diliyle konuşmaya gerek yok, kırıp dökmeden istişare edelim inşallah.
Ya da anayasa mahkemesi başörtüsünü serbest bıraksaydı biz istemezuk mu diyecektik?
Ya da anayasa mahkemesinden razı mı olacaktık? Elbette hayır!
İster kabul edilsin ister edilmesin, TC sınırları içerisinde yaşayan herkes anayasa kurallarına göre ticaret, eğitim, sağlık, siyaset vs. yapıyor.
Neden referandum ile partisel seçim aynı kategoriye indirgeniyor?
Bir referandum yapılsa; Başörtüsüne serbestlik ile ilgili, evet mi deriz yoksa, hayır ben boykot edeceğim evet demeyeceğim yasak kalkmasın mı diyeceğiz?
Eylemlerimizde haklı olarak talep ettiklerimiz nereye oturacak o zaman?Ne mantığı olacak eylemliliklerimizin?
Bağımsız İslami kimliğimize halelmi geliyor basit bir referandum oylamasında?
Sistem muhalifi olmak, illa da her türlü seçime karşımı olmak demektir? O zaman en basit inşaat mühendisleri odası seçimlerine de katılmayalım. Ve hatta bu tartışma bizi en başa, 20 yıl önceki garip tartışmalara götürür.
Değişişklik önerisi chp-mhp den gelmiş olsaydı tavrımız ne olacaktı merak ediyorum. Kemalist yada kapitalist oligarşiye karşı olmak adına zımnen anayasayı onaylamak ne kadar doğru.Vesselam...
Dergi yetkilileri ve okuıyucuları buradaki yorumları değerledirmeli ama
vicdanlarına bakmalıdırlar. Okuyucu plebisiti gibi bir algı oluşmamalı. Bu sağlıklı bir durum olmaz. Örneğin ben de şimdi arka arkaya farklı isimlerle girip bir sürü referandumda evet vermeyi destekleyen yorum yazıp gönderebilirim ve okuyan birisi ne kadar daçok evet diyen varmış diye düşünebilir.
Arka arkaya kısa aralıklarla yazılan "şirk anayasasından teberri" yorumlarını okuyunca aklıma geldi!
Önemli konular var.
Selamlar...
Referandum konusundaki tavrın Müslümanlar açısından tartışılmasından yanayız. Yaşadığımız süreci, mücadeledeki kazanımları ve gerilemeleri topluca tartışalım ama lütfen birbirimizi bir çırpıda karalayıp, mahkum etmeyelim, hele hele tekfire hiç yönelmeyelim.
Farklı görüşlere yer verilmesi doğaldır. Görüşlerine yer verilen kişiler İslami camianın saygın isimleridir. Elbette sözü dinler en güzeline uyarız. İctihadi bir konuda görüşümüz budur, başkasını duymak istemiyoruz diyecek halimiz yok. Tartışalım, istişare edelim ve herkes hayırlı olanı, doğru olanı tercih etsin! Bu arada kendilerinden soruşturmaya cevap istenen bazı isimlerin zaman yetmezliğinden ötürü soruşturmaya katılamadığını da belirtelim.
Fakat bu referandumdan sonra tevhidi kesimin sonu ne olur bilmem.
Malum olduğu üzere Hakiki düşman küresel şirk sisteminin maşası olan ulusal despotlar değildir.Çünkü bunların hepsi küresel şirk sisteminin merkezi ABD ve batı desteklidirler.
Hakan kardeşimin söylediği gibi "müslümanlar şirki geriletme mücadelesinde" olmaları gerekirken kaçak güreşmeyi tercih etmektediler.
HaksözDergisi zaten kapak başlığıyla tarafını belli etmiştir.Keşke dergide konu daha önce gündeme getirilip karar vermeden önce bir soruşturma yapılabilseydi.
ne yani kufr ve şirk anayasasını desteklenmesi gerektiğini mi bize söylüyorsunuz?
allaha sığınırım.çünkü ben biliyorum ki bu anayasa tamamen islama düşman bir anayasadır.her kanunuda islama terstir.acaba kötünün iyisi demek ne kadar islama uygundur.
peygamber s.a.v müşriklere karşı hiç taviz verdimiki ümmeti bunu düşünebiliyor?
asla asla asla!
neler önermediki müşrikler.ama peygamber allahın izniyle hepsini elinin tersiyle itti.bizde rasulullahın ümmetiysek bizde redddediyor allaha sığınıyoruz.
allah a hesab gününde kemalist ideolojiye karşı bunu destekledikmi diye savunacağz.
allaha sığınırız.
tüm beşeri kanunları ayaklarımın altındadır.
Yetkili değilim ama mütevazi ve sürekli bir Haksöz okuru olarak dergicilikten biraz haberim var. Bu sebeple hatırlatma gereği duydum
Forumun etkilerini ve yankılarını görmek açısından Haksöz Dergisi önemli bir turnusol içermekte.
Referandumun da dergide tartışılıyor olması inşallah ayrışmalara yol açmaz.
Çünkü olaya akidevi bakanların olayı anlaması mümkün görünmüyor!
Allah tüm Müslümanlara basiret nasip etsin!









