

Haksöz Dergisi'nin 236. (Kasım 2010) Sayısı
"Kur'an'ın aydınlığına doğru" şiarıyla aylık yayınını sürdüren Haksöz dergisinin 236. sayısının Gündem'inde başörtüsüne özgürlük tartışmaları ele alınıyor. Haksöz, özgürlük talebinin herhangi bir pazarlık içermediği ve kayıtsız-şartsız her alanda özgürlük talebinin bir lütuf değil, hak olduğuna dikkat çekiyor.
İlköğretimde başörtülü okuyabilme talebinin 'provokasyon' olarak nitelenmesini değerlendiren Rıdvan Kaya, konuya yaklaşımını ortaya koymanın yanı sıra başörtüsü yasağı çerçevesinde hükümetin atması gereken adımları da irdeliyor. Yine başörtüsü çerçevesinde dergide dünden bugüne yasak ve direnişi konu alan Gülşen Demirkol Özer'in bir yazısına yer veriliyor. Edebiyat sayfalarında yer verilen bu deneme tarzı yazının yanı sıra Sezai Arıcıoğlu'nun da Ece Nur Özel üzerinden kaleme aldığı bir denemeye yer veriliyor.
Dergide dikkat çeken bir yazı olarak Hamza Türkmen "İslami Mücadelede Gelecek Stratejileri ve Tutarlılık" başlıklı yazısında dünden yarına ıslah görevini ve öncelikleri analiz ediyor. Öncelikli hedefteki yanılgılarla birlikte farklılıkları da ele alan Türkmen, mücadele içindeki zaaf ve kazanımları tespit ediyor.
Tutuklananların kimliği ve tutukluluk süresinin uzunluğu ile çokça tartışılan KCK davasının Kürt sorununun yarınına etkilerini konu edinen Murat Koç, KCK operasyonlarının arka planını, KCK'nın ne olduğunu ve KCK'yla ilgili yanlış algıları ortaya koyuyor.
Saadet Partisi içinde yaşanan tartışmalar ve Numan Kurtulmuş'un yeni hareketi ise Musa Üzer tarafından değerlendiriliyor. Üzer, kişi merkezli bir hareketin geldiği noktayı gözler önüne sererken Kurtulmuş'tan beklenenlere de dikkat çekiyor.
Bir diğer yazısında Rıdvan Kaya, HSYK seçimlerini konu edinerek, seçimlerin tutarlılık ve gerçekçiliğini tartışıyor.
"Aleviler Taleplerinde Haklı mı?" diye soran Murat Özer ise Alevilerin zorunlu din dersi ve Diyanet ile ilgili taleplerini değerlendirerek Müslümanların konuya yaklaşımının nasıl olması gerektiğini sorguluyor.
Dergide iki kısa çeviri makaleye de yer veriliyor. Emire Huveydi, Murat Kayacan'ın çevirdiği yazısında bu ay Mısır'da gerçekleştirilecek parlamento seçimlerine katılma kararı alan İhvan-ı Müslimin'in kararını irdelerken Esra Saraç'ın çevirdiği bir diğer yazı Afganistan'daki Amerikan işgalinin 9. yılını irdeliyor.
Kur'an kıssaları çalışmalarına devam eden Cengiz Duman, bu ay Yuşa (Yeşu) peygamber kıssasını analiz ediyor. Tevrat metinlerini ve çeşitli rivayetleri Kur'an bütünlüğünde tahlil eden Duman, Beykoz'daki Yuşa Tepesi ile ilgili konuya da açıklık getiriyor. Fevzi Zülaloğlu ise Kur'an'da zikredilen peygamberlerin ortaya koydukları mücadeleden neşet eden bir dua yazısıyla dergide yer alıyor.
Dergide yayınlanan ilk yazısında Barış Uzun ise "modern tağut" olarak nitelediği kapitalizmin, dünyayı nasıl bir kuşatmaya aldığını ortaya koyuyor.
Dergide, son zamanlarda çocuk edebiyatına yönelik çalışmalarına hız veren Nehir Aydın Gökduman ile bir röportaj yer alıyor. Haşim Ay'ın yaptığı röportajda Gökduman, kapitalist kültürün zihinlerini kuşattığı çocuklara yönelik çalışmaların önemini ve örneklerle çocuk edebiyatının sorunsallarını dergi okuyucularıyla paylaşıyor.
Dergide ayrıca Burhan Gökçe, Sivas'ta Özgür-Der Temsilciliğinin açılışını haberleştirirken Bünyamin Doğruer'in de "Tutanak" adlı bir şiirine yer veriliyor. Hapishanelerden gelen iki mektubun da yayınlandığı dergi Ali Değirmenci'nin "Çocuklar İçin İyilik İmecesi" başlıklı 80. sayfa yazısıyla noktalanıyor.
Derginin arka kapağında da Türkiye'ye kurulmak istenen NATO Füze Kalkanı ile ilgili bir çalışmaya yer veriliyor: "Türkiye'nin emperyalizmin savaş üssü haline getirilmesine sessiz kalma!"
İrtibat: 0212 524 10 28
HAKSÖZ-HABER
Haksöz Dergisine İnternet Üzerinden Abone Olmak İçin Tıklayın

Gözde Hanım'ın söyledikleri/hatırlattıkları de güzel.İnşallah temenni karşılıksız kalmaz.
Son olarak; aşağıda benim müstearı kullanan kardeşe de bir-iki söz kalsın: Birincisi; madem benim müstearı kullanacaksın, soy ismi niye yanlış yazdın, "çakma" olduğu anlaşılsın diye mi? İkincisi memlekette müstear kıtlığı mı var? Ya da bu konuda yardım istedin de yardım etmedik mi?
Selam ve muhabbetle...
(1. Bu ifade basmakalıp bir ifade. Şu anda yürürlükte olan "yapılandırmacı eğitim sistemi" hocaların konforunu bozdu. Üniversitede öğrendiklerini kalıplar halinde öğretip "Nerede o eski öğrenciler?" diyerek zamanında kendilerinin ne kadar da iyi şu anki öğrencilerin de ne kadar geri olduklarını artık savunamıyorlar. Çünkü öğrettiklerini keşfettirerek, düşündürerek ve etkinlikler aracılığıyla öğretmek zorundalar.
2. Bu sene başında Milli Eğitim Bakanı'nın ilk ders genelgesinin konusu "değerlerimiz" idi ve isteyen okul yıl boyunca zümre kararı alarak değerlerimizi işleyebiliyor. Değerlerimizin de tevhid, adalet, özgürlük, hak, hukuk vs. olduğunu hatırlamış olalım. Bu değerleri yıl boyunca skeçler, tiyatrolar, konferanslar, seminerler, geziler vs. öğrencilere kazandırmak mümkün. Yeter ki hocalar ders zili çalar çalmaz gitmesin, elindeki imkanları kullanmaya niyet etsin, öğrencileriyle internet üzerinden haberleşsin, oradan yön göstersin, ödevlendirsin. İdeal olmayan mevcut durumda bile çok güzel şeyler yapılabilir.
3. Yapılandırmacı eğitimin M.K.A ile ilgili ünitelerde "taraflı" verilmesi sorunu halledilemedi, o tür bir eleştiriye katılıyorum.
4. Toplam Kalite Çalışmaları bağlamında okullar sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapabiliyor, bu teşvik ediliyor.)
***Dergiye emek veren tüm arkadaşların emeklerinin ahirette kendilerine güzel rızıklar olarak dönmesini diliyorum.
1. **"Yusuf Kıl Bizi Ey Rabbimiz!"
başlıklı duada şeytanın "özel bir hilesine dikkat çekilmekte" ancak duada o vurgu yok. Bu duada o hileye de işaret edilebilirdi belki.
**. ..göklerin kapılarını dua ile zorlayalım.
(...göklerin kapılarını dua ile açalım.)
2. **1'nolu dipnot
Dipnotta timsahın sözünü tuttuğu ve çocuğu vermediği ifade edilmekte. Ancak kurulan mantık gereği sözünü tutan timsahın çocuğu vermesi gerekirdi. Çünkü bilirsen çocuğu vereceğim demiş. Kadın "Vermeyeceksin." diyerek onun vermeyeceeğini bilmiş.
Kadın "Vereceksin." deseydi ve bilememiş olsaydı timsah çocuğu yine verecekti. Çünkü vermek niyetindeymiş.
Sanki her halukarda timsah çocuğu vermeyecek değil de "vermek zorunda kalacak" gibi görünüyor.
tebrikler, teşekkürler...
Siyaset mühendislerinin hangi tezleri bugüne kadar çdoğru çıktı ki, bu da doğru çıksın!
(Gerçekten tezlerinin hiçbiri doğru çıkmadı mı?)
1. Üstelik darbe yapmayı, kanlı planlar düzenleyerek kitleleri öldürmeyi hedefleyenler bile tutuksuz yargılanırken somut delillerin bulunmadığı bir davanın sanıklarının neredeyse 2 yıla yakın bir süre tutuklu bulunmaları adalete aykırıdır.
(Cümle şöyle olmalı: Üstelik darbe yapmayı, kanlı planlar düzenleyerek kitleleri öldürmeyi hedefleyenlerin bile bir kısmı tutuksuz yargılanırken somut delillerin bulunmadığı bir davanın sanıklarının neredeyse 2 yıla yakın bir süre tutuklu bulunmaları adalete aykırıdır.)
(Bu yazıyı okurken PKK=KCK yaklaşımının doğru olmadığının ifade edildiğini hissettim. Hemen sonraki "KCK Nedir?" adlıyazıda ise epeyce gerekçe gösterilerek PKK=KCK olduğu ifade edilmekte.)
1. Geçmişle de gelecekle de gaybla da ilgili mutlak bilgi sahibi Allah'tır. Allah doğmamış, doğurmamış (...) mutlak bilgi ve otorite sahibi ...
("mutlak bilgi sahibi" peş peşe gelen iki cümlede bir defa geçse yeterli olurdu)
2. ..için başta kendi nefsimiz ....
(...için başta nefsimiz...) şeklinde olabilirdi. "Kendi" yerine "nefsimiz" olabilir derken ilkinin nötr ikincisinin "hurafelere müsait" olduğunun farkındayım ama mesajın ulaşmasının önündeki engelleri kaldırdığı kanaatindeyim bu tercihin. Benzer şekilde s. 18'de geçen "Kur'an nesli" (Herhalde kastedilen masum bir nesil değil.) yerine de sahabe kelimesinin kullanılmasının daha iyi olacağını düşünüyorum.
3. ..Muaviye'nin Kur'an mushaflarını mızrakların ucuna geçirmesi gibi...
(Gerçekten böyle bir olay olmuş mudur acaba? Böyle bir strateji naklen, aklen, askeri açıdan bir mantık taşır mı? Muaviye'nin kendi askerleri bile buna ikna olmuş mudur acaba?)
4. Biz büyük hedeflerin "İyi olacak inşallah, İslam gelecek inşallah" gibi romantik ve tevekkül anlayışının esaslarına uymayan hayaller içinde oyalanmayız.
(Bu ifadeleri niçin makul "sloganlar" olarak görmeyelim? Ayrıca Allahu Teala'nın meşietini vurgulamak romantik bir ifade olarak görülmese daha iyi olmaz mı? Geniş toplum kesimleri tarafından kabul görebilecek bu ifadeleri "doğru anlamını kastederek" kullanmalıyız diye düşünüyorum.)
Hayırlı olsun.
Emeği geçen herkese teşekkürler...









