

Haksöz Dergisi Nisan Sayısı İle 21. Yılına Girdi!
Nisan 2011 tarihli 241. sayısıyla 21. yılına giren Haksöz Dergisi, Ortadoğu halklarının isyanını manşete taşıdı: "Ortadoğu Halkları Firavunların Tahtlarını Sarsıyor!" Gündem'de "Despotizmi Meşrulaştırmadan Emperyalizmle, Emperyalizmi Meşrulaştırmadan Despotizmle Mücadele Etmek Zorundayız!" vurgularına yer veren Haksöz, Libya'ya yönelik Batı müdahalesini ve Türkiye'nin konumunu irdeleyerek devrimin çalınmasına izin verilmemesi çağrısında bulunuyor. Murat Özer, Libya müdahalesini Batı'nın Ortadoğu siyasetinin çöküşü olarak nitelerken bir süre Libya'da yaşayan Lokman Doğmuş ise Libya isyanı süreci ve gelinen noktayı analiz ediyor.
Suriye'de yaşananlar ise Bülent Şahin Erdeğer tarafından kaleme alınmış. Suriye ile ilgili tarihî arka plana da yer verdiği yazısında "Şam'da Yaseminler Açar mı?" sorusunu yönelten Erdeğer, bir diğer yazısında, Bahreyn'deki gelişmeleri analiz ediyor: "Bahreyn'in İncisi Parlayacak mı?" Mısır'daki referandum sonuçlarını yorumlayan Rıdvan Kaya, "örgütsüz devrim" tezlerinin çöktüğüne dikkat çekerken, Muna en-Nahhas, Enver Sedat suikastına katılmak suçlamasıyla 30 yıl hapis yatan ve Mısır halk devrimi sonrasında serbest kalan ez-Zumer kuzenlerin yeni sürecini ele alıyor. Bahadır Kurbanoğlu ise "İslamcılığın Yeni Yüzyılı" başlığıyla Ortadoğu ayaklanmalarına ilişkin genel bir değerlendirme yapıyor.
Türkiye gündemine ilişkin olarak Kenan Alpay TÜSİAD'ın önerisi üzerinden alevlenen anayasa tartışmalarını değerlendirirken Rıdvan Kaya, Ahmet Şık olayından hareketle Ergenekon davasını kimin sulandırdığını tartışıyor.
Dergide dikkat çeken bir diğer yazı geçtiğimiz ay vefat eden Milli Görüş lideri Necmettin Erbakan'ı ve hareketini analiz eden Hamza Türkmen'in yazısı. Milli Görüş hareketinin sürecini analiz eden Türkmen, Erbakan'ın mirasını değerlendiriyor.
Her sayıda olduğu gibi bu sayıda Kur'an çalışmalarına yer veren dergide bu ay Hüseyin Aykan'ın "Allah'a Kulluğu Ertelemenin Riskleri ve Dünyada Musibet" başlıklı yazısına yer veriliyor. Cengiz Duman ise Zülkarneyn kıssasını Kur'an perspektifinden yorumlamaya devam ediyor.
"Osmanlı Müfessirleri" kitabından hareketle Osmanlı'daki tefsir çalışmalarını irdeleyen Asım Öz'ün yazısı, Abdurrahim Birtane'nin Özgür Üniversiteli dergisi tanıtımı, Gülşen Demirkol Özer'in "Yaratıcı Drama" başlıklı öyküsü ve Bünyamin Doğruer'in arka kapakta yayınlanan şiiri kültür-sanat/edebiyat bölümünde yer alan çalışmalar olarak dikkat çekiyor.
20 yıldır "Kur'an'ın aydınlığına doğru" şiarıyla ufkumuzu aydınlatan ve bu sayısıyla 21. yılına giren Haksöz Dergisi'ne teşekkür ediyor; Rabbimizden tevhid, adalet, özgürlük mücadelesinde istikamet üzere nice 20 yıllar diliyoruz.
HAKSÖZ-HABER

Hamd ve Umutla 21. Yıla…
Nisan sayımızla birlikte 21. yılımıza girmiş bulunuyoruz. İlk sayımızı yayınladığımız 1991 Nisan'ından bu yana geçen 20 yıl Müslümanlar açısından çok yönlü gelişmelere, hem ağır kayıplara hem de devasa kazanımlara sahne oldu.
Ortadoğu ve dünya konjonktürü itibariyle İslami hareketin güç ve etkinlik kaybettiği, iflas söylem ve temennilerinin daha yüksek perdeden ve iştahla dillendirildiği bir dönemde yayınladık ilk sayımızı. Körfez Savaşı adı verilen ve Irak'ın Amerikan tahakkümü altına girdiği, tüm Ortadoğu'nun yenilgi psikolojisiyle demoralize olduğu, Tunus ve Cezayir örneğinde görüldüğü üzere baskıcı rejimlerin açık diktatörlük düzenlerine dönüştüğü bir süreçten geçtik. Yaşadığımız ülkede ise laiklik-irtica paranoyasının giderek devletin ruhunu kapladığı ve tüm tavırlarını belirlediği, Kürt sorununun yargısız infazlarla, köy yakmalarla, sindirme operasyonlarıyla derinleştiği bir süreçti bu!
Geri çekilmeler zayiatsız olmaz; düşenler, dönenler, terk edenler bol olur. Öyle de oldu! Mevzi kayıpları abartanların, moral bozukluğu ile savrulanların pek çoğu ne yazık ki bir daha geri dönmemek üzere yeni yolculuklara yelken açtılar. Muhalif olmanın gerektirdiği fikrî, amelî, psikolojik bedelleri göze alamayanlar mücadeleye sırtlarını döndüler, statükonun değişmezliğini kabullendiler.
Oysa bugün statüko kalesinin neredeyse bütün coğrafyamızda derinden sarsıldığını gözlemliyoruz sevinçle, umutla, hamd ederek! Ortadoğu bir baştan bir başa büyük bir devinim sergiliyor, kaderci dayatmalar zihinlerden başlayarak bir bir kırılıyor. Süreci tevhid, adalet ve özgürlük eksenine yönlendirmek şiarımız olmalı. Libya örneğinde yaşandığı şekliyle haklı isyanımızı, iliştirilmiş taleplere dönüştürmeye yönelik küresel fırsatçılığa prim vermemek için tavrımızı, çizgimizi netleştirmeli, ilkelerimizin altını kalınca çizmeliyiz. Zulme ve zalimlere bütüncül bir biçimde karşı çıkmalıyız.
28 Şubat zorbalığından, rezilliğinden bu yana yaşadığımız ülkenin de önemli bir değişim içine girdiğini görmemek mümkün değil. Militarist baskı ve inkâr siyaseti pek çok açıdan çökmüş vaziyette. Komplocuların, darbecilerin bazısı hesap veriyor. Dün iç düşman konseptiyle halka silah doğrultanlar şimdi yaklaşan seçimlerde halkoyuyla paçayı kurtarma telaşına kapılmış durumdalar. TÜSİAD'ın anayasa taslağı örneğinde görüldüğü üzere sistemin sahipleri dahi düne kadar tabu saydıkları kutsalları tartışmaya açmaktan başka çıkar yol kalmadığını fehmediyorlar.
Bu süreci sadece militarist azgınlık unsurları itibariyle değil, Kemalist çerçeveyi topyekûn geriletme, hayatın tüm alanlarına sinmiş laik-ulusçu dayatmaya topyekûn tavır alma düzlemine taşımak için çabalarımızı yoğunlaştırmalıyız. Mücadelemizin kalıcı bir kazanıma dönüşmesi ve gerçek anlamda özgürleşme ancak bu şekilde mümkündür. 20 yıl önce bu misyonla başladığımız yayın hayatımızı inşallah bu sorumluluk bilinciyle sürdürmeye devam edeceğimizi ifade ederken, okuyucularımızın da bu çabaya daha yoğun katkı ve katılımlarını beklediğimizi hatırlatmakta yarar görüyoruz.
Haksöz
Kafirler islam'a ait olan her değeri neden tahrif ediyorlar acaba? Ülkelerimizde Kur'an'ın tatbikini yasaklayanlar ve islamı buradan uzaklaştıranlar, neden islam'a irtİca diyorlar ki?
Kur'an ve İslam devreden çıkarılınıca Şam diyarı ve İslam Ülkesinin adı elbette "ORTADOĞU" OLUR GELİN KARDEŞLER BİZ BUNA "DARU'L-İSLAM" DİYELİM. BELKİ BİR BİLİNÇ UYANIŞININ İLK BAŞLANGICI OKLUR..
SELAMLAR..
1. Çünkü ezivvayi (başında "zü" bulunan isimleri) Yemenliler kullanır.
Bu cümlenin geçtiği paragrafın (3 no'lu) dipnotu: Çünkü 'zi' veya 'zü' takısını isimlerinin başlarına takanların çoğu Yemenlidir.
2. Yazıyı okuduktan sonra kafamda oluşan iki soru: Zülkarneyn'i soranlar ayetler indikten sonra onun kim olduğunu anlamışlar mıdır, yoksa Kur'an onlara aradığını değil lazım olanı vermekle yetinip yine o soruyu cevapsız mı bırakmıştır? Sonuç olarak,Zülkarneyn melek midir, elçi midir, devlet başkanı mıdır? Bu soruların cevapları yazıda varsa da ben göremedim.
Asım Öz'ün yazısı da benim açımdan faydalı oldu.
Bu sayıya emeği geçenlerden Allahu Teala razı olsun. Konyalıların tabiriyle rızıklarını "yağlı" etsin.
-BİTTİ.
1. (Allah'ın musibetlere izin vermesinden bahsedilen yerde s. 54)Belirtmek gerekmektedir ki, bu durum mutlaka Allah'ın bir yasasıyla düşülen çelişkinin soncudur.
(s. 56) 1. İmtihan/Deneme: Sabır testi (Musibet, hastalık, zorluklar, mal ve can vs.) İnsanı olgunlaştırmak ve içindekini ortaya çıkarmak için.
***ilk nakildeki "mutlaka" lafzı ile ikinci nakildeki yorum birbirine uymuyor gibi.
2. ..kompleks, karmaşık.. (fark ne?
3. Bu noktada kulluğu erteleyen kimseye şu sorulabilir: ...
Bu vurgu "tedrice" ne diyor, yazıda göremedim.
"...Leopard tanklarının geliştirilmesi projesinde başmühendislik yapmıştı. ama o, namazını terk etmeyen ve İslami terminolojiyle konuşmaktan utanmayan bir üniversiteliydi."
Bence bu kısım şöyle olmalıydı: ""...Leopar tanklarının geliştirilmesi projesinde başmühendislik yapmıştı ve o aynı zamanda da namazını terk etmeyen ve İslami terminolojiyle konuşmaktan çekinmeyen bir üniversiteliydi."
“Daha kötü olacak!” diyenler, sanki daha önce bu toplumlar hiç sekülarize edilmemiş, sanki batıcıl tezlere meyletmemiş, sanki küresel hegemonya daha önce buraları sömürmüyormuş gibi konuşmaktalar. Bunlar zaten vardı! Ama kendi şartlarına uygun mücadeleler de vardı.
Şimdiden sonrasına gömlek biçmeye -erken bir tarzda- çalışanlar sadece kendi korkularını ve ezberlerini dillendiriyorlar demem de bundan. Bu minvalde tıpkı islamcılığa -islamcılığın önceki tarihsel yorumlarına dayanarak- bir gömlek biçip ondan sonra da "işte islamcılık iflas etti!" diyen oryantalistler gibi. Bence iflas eden ezberler. Daha çok şey öğreneceğiz ama önce farklı coğrafyalardaki ümmet yapılanmalarına ve birbirimize güvenmeyi ve süreci okuyabilmek için emek harcamayı kabul etmemiz lazım...selametle
Bugünü geçmiş tecrübeleri de hesaba katarak anlamlandırmaya çalışan müslümanlar bu yeni dönemin İslamcılığını inşa edeceklerdir kanımca. Masa başında çok soru sorup korkular üreten değil, gelişmeleri doğru okuyup hayatın içinde hayata ilişkin üretimler serdedenler bugünün İslamcılığını belirleyeceklerdir. (Ve deneme yanılmalar da bu alana dahildir)
İflas etmeye meyyal olan da dünkü, geçerliliğini hala sürdürdüğü varsayılan ezberlere dayanmaya çalışan algılarla düşünme biçimidir bana göre. Yanlış anlaşılmamak açısından örnekle açayım ki yuvarlak, riskli ve havada duran bir cümle gibi algılanmasın:
Bana göre İhvan ya da Nahda tam da bu kendisinden korkulan, ürkülen değişim süreçlerine umut olmaya karşılık geliyor. İhvan daha somut, çünkü sosyal realiteyi de kuşatıyor. Ama mesela çok yakınımızdaki bir başkasına göre "Eyvah İhvan demokratik-liberal dönüşümün öncülüğünü yapmak zorunda kalıyor!Neden? Çünkü egemenler güçlü ve İhvan da her ne pahasına olursa olsun iktidar olmak istiyor. Bu yüzden “İslami“ olması gereken dilini de değiştiriyor, taleplerini de. (Böyle düşünen zihnin altyapısı bu durumda.)
O satırlar gerek o taleplerden yola çıkarak “gelişmeler seküler” diyen oryantalist-liberal kesimlere gerekse kendi içimizdeki, her sloganın ardına mutlaka “İslam” takısının gelmesini bekleyen çevrelere yönelik bir durum tespitini yapmaktı. Bir talebin kendisiyle birlikte, kim tarafından dillendirildiği önemlidir anlamında. Öyle ya, biz meydanlara çıkıp “Özgürlük” dediğimizde bile insanlar bir bize bir de talebimize bakıp “Neyin özgürlüğünü istiyorlar acaba?” diye sorabilirler; soruyorlar da! Demek ki talebin kendisi kadar kimin tarafından ve ne amaçla, hangi dürtülerle dillendirildiği de önemliymiş.
Bu vesileyle özellikle bu coğrafyalardaki değişim süreçlerine bakış açılarına da bir parça değinerek ne demek istediğimi biraz daha açmış olayım
"Her değişim süreci başlıbaşına iyi bir şey değildir ve egemenlerce de bir dönem sonra kontrol edilir" şeklindeki algı biçimi hala pekçok çevrede hükümranlığını sürdürüyor. Sürdürmesini de anormal karşılamamak gerek. Ama şunu da unutmamak gerekir ki bu tespite de gelişmeleri doğru okuyarak bir sünnetullah muamelesi yapmamak gerekir. Değişimleri yönlendirmek isteyenler kadar, bizatihi talep eden, itikad edinenler iradeleri de önemlidir. Bu tespitin içinde sanki zımnen “sizin iradeleriniz süreci kontrol etmeye yetmez” gibi bir şuuraltı durum da var ve bu durum Müslüman mahallesinde de gücünü koruyor. (Tıpkı Batı mahallesinde Batının gücüne ve reel üretimlerine sınırsız kredi açanlar ve onun kontrolü dışındaki gelişmelere geçici muamelesi yapanlar olduğu gibi.)
Haklı (ama kronik) şüpheleri dillendirenlerden biri de Akif Emre. İslamcılıkla ilgili yazdığı son yazısının son paragrafında kurduğu bir cümle üzerinden gidelim. Gelişmelere şüpheyle bakan ve anlayabildiğim kadarıyla Batıcıl görüşlerin bu gelişmeleri yönlendireceği şüphesini taşıyan A. Emre’ye göre
Toplumun ekseriyetini oluşturan Şiilerin yönetimden dışlanması ekonomik refahı sağlasa da... (??)
Amerikan Memurları Devrede (Amerika Memurları Devrede)
Derginin 21. yılına girişi hayırlara vesile olsun.
Yukarıdaki başlığa sahip yazıdaki dipnot şöyle olsa sanırım daha doğru olurdu:
4. Hafız Esed’in, İngilizce telaffuzu esas alınarak Türkçede Esad diye kullanılan soyadının doğru telaffuzu Esed’dir. Arapçada Esad, “çok mutlu” anlamına gelen başka bi ismi iken Esed ise “aslan” anlamına gelen başka bir isimdir. (Bence bu dipnot aşağıdaki gibi olmalı.)
4. Hafız Esed’in, Assad/Asad şeklindeki İngilizce telaffuzları dikkate alınarak Esed şeklinde Türkçe’ye aktarılan soyadının (Esat/Esad’ın) doğru telaffuzu Esed’dir. Arapçada Esad, “daha/en mutlu” anlamına gelen sıfattan isimleşmiş bir kelime iken Esed “aslan” anlamına gelen başka bir isimdir.
Yazıda –dikkatimden kaçtığı için olabilir- Halid Meşal’in son gelişmeler karşısında ne yaptığına dair bir bilgi göremedim, merak ediyorum doğrusu.
Hamza Türkmen'in Erbakan'ın İslami Herekete Katkısı başlıklı yazısı çok güzel bir değerlendirmeydi. Eline sağlık.
Gülşen hanımın Yaratıcı Terapi başlıklı yazısı da modern psikolojik tahlil denemelerinin tutarsızlığını ve vicdansızlığını harika bir dille anlatıyor. Deneme, basit dil oyunlarına değil hakikaten insana ve topluma dair esaslı sorunlara el atıyor. Eline sağlık.
Gündem yazısı da Libya değerlendirmesi üzerinden yaşadığımız sıkıntıları tahlil ediyor. Şabloncu söylemin açmazlarını iaşertliyor ve ezberlenmiş, klişeleşmiş tezlerle çözüm üretilemeyeceğini güzelce anlatıyor. Çözüm dinamik bir düşünce ve eylem sürecini üstlenecek İslami şahsiyetlerin ve hareketlerin üzerindedir.
Asım Öz kardeşimizin Haşiye Geleneği üzerine yaptığı kitap değerlendirmesi de mutlaka okunmalı. Yazı, D. Cündioğlu ve İ. Kara ikilisinin ürettip başta bizim camia olmak üzere bütün İslami çevrelere pazarladığı gelenek efsanesini kritik ediyor. Kitap tanıtımını, tahlilini aşan bir yazı olmuş.
Daha önceden Hamza Türkmen'in sıklıkla yaptığı gelenek kritiklerine yeni örnekler ekleyerek devam etmek zannedilenden çok daha büyük bir fayda sağlayacaktır.
Güzel bir sayı olmuş. Daha güzel, hayırlı sayılar için Allah güç kuvvet versin bütün emeği geçenlere.
"Zordur yürümek, 28 şubatlarda,zordur yürümek liberal savrulmaların ortasında... Zordur yürümek dört duvar içinde sadece konuşmayı mücadele sananların bolca olduğu yerlerde... Zordur yürümek biliyoruz. Ama haksöz yürümeye devam ediyor. Sitesiyle, dergisiyle...
Allah razı olsun.."
Hangi yapından olursak olalım. Geçmişimze ve günümüze bakalım Haksöz bize çok şey öğretti. Yazdığını, pratiğe döken... Hata yapmaktan değil, teslimiyet ve suskunluktan korkan, hatalarını eleştirmekten korkmayan... Bir hareketten bahsediyoruz.
Zordur yürümek, 28 şubatlarda, zordur yürümek liberal savrulmaların ortasında... Zordur yürümek dört duvar içinde sadece konuşmayı mücadele sananların bolca olduğu yerlerde... Zordur yürümek biliyoruz. Ama haksöz yürümeye devam ediyor. Sitesiyle, dergisiyle...
Allah razı olsun...
Dile kolay.
Allah Teala emeklerinizi zayi etmesin.
İstikamet üzere tutsun.
Haksöz emekçilerini tebrik ediyorum.
Selamlar...
Derginin çıkarken yazısında yer alan hedef tespitini ve ilkelerini 21 yıl sonra da taşıyabilmek önemli bir istikrar, güven ve tutarlılıktır. Allah bu İslami tutarlılığı ayakta tutanlardan razı olsun.









