‘Haksöz’ aracılığıyla ilgi duyacak olan okuyuculara bir açıklama

02.12.2008 13:09

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Kimseyi rencide etmeden ve edilmeyi de kabullenmeden..

‘Vakit’ gazetesindeki yazılarıma 1 Aralık 2008 tarihinden itibaren son verdim..

Bu konunun yanlış anlamalara vesile olmaması için, bir açıklama yapmam gerekiyor..

Çünkü,  4 Kasım tarihli yazımda da belirttiğim üzere, ‘Bir gazetede yazanların eğilimlerinin, genel çizgileriyle, gazete yönetimince kabul ve teyid edildiği farzolunur.. Yazı yazanların ise, elbette kendi yazılarından tam sorumlulukları yanında, gazetenin genel yayın çizgisini bir hadde kadar kabul ettikleri düşünülür..’

Bu yaklaşımımı böylece tekrarladıktan sonra..  Vakit’e 4 Kasım 2008 günü için gönderdiğim yazıma dönmem gerekiyor. O yazımda, ‘bu gazetede 10 yılı aşkın bir zamandır yazı yazan bir kişinin bir ‘pedofili (çocuklara libidonal eğilim)’  vak’asının sanığı olarak suçlanması üzerine, gazetenin karşılaştığı durumun bir ‘iş kazası’ olarak görülecek tarafının olmadığını düşünüyorum.. (...)Bu yazım bir oto-kritiktir ve -aynen-  yayınlanırsa, bunu, o kişinin artık Vakit’le hiçbir ilgisinin kalmadığının taahhüdü olarak anlarım.. Ve böylece Vakit, kendi konumunu da ortaya koymuş ve bir öz-eleştiriye açık olduğunun örneğini vermiş olur, bana göre..

Yayınlanmazsa, bu ikazlarım yersiz ve de, ben Vakit’e göre yanlış bir yerdeyim demektir..

O durumda da, Vakit’e hayırlı hizmetler dilemekten başka bir bir sözüm olamaz..  Ve, bugüne kadar, sahiblendiği değerlere bağlılık uğrunda ‘Kâbe’sini ve kalemini kalbinde taşımaya çalışan bir müslüman olarak, bir yol ki doğru olduğuna inanıyorum, o yolda yapayalnız da kalsam, ilerlemeye çalışırım..’  demiştim..

Gazete de o yazımı, ‘Bu yazı zuhulen değil, gazete yönetimi tarafından okunarak yayınlanmıştır. Ancak, yazıdaki eleştirilerin büyük bir bölümüne katılmak mümkün değildir.’  kaydı düşerek yayınlamıştı..

Bu açıklamanın ve dipnotunun medyada bazı yankılanmaları oldu, destek veya yergi mahiyetinde.. Bu da tabiîdir..

* Bazılarının, ‘o yazının  sonuna gazete yönetimince eklenen not, senin istenilmediğini gösterir..’ sözlerini de, hep bir kenarda tuttum.. ‘Ben ‘gazete’nin o konuda takındığı tavrı eleştirmiştim, onlar da benim görüşlerimin büyük bir kısmının kabul edilemez olduğunu belirttiler, benimki nasıl bir görüş ise, onlarınki de bir görüştür..’ diyerek..

Bu konudaki övgü veya destek mesajlarından sözetmiyeceğim.. Eleştiri mesajları için ise, 6 Kasım tarihli yazımın sonunda şöyle bir hatırlatma yaptım:  (BİR KISA HATIRLATMA: Fikrinin, inancının doğruluğuna inanan insan, görüşlerini ortaya koyarken, başkalarının iltifat veya eleştirilerine göre hareket ederse, kendi inandığı görüş ve değerlere hıyanet etmiş olur. Doğru’ların, beğeniler ve eleştirilere göre değil, beğeni ve eleştirilerin doğrulara göre şekillenmesi asıldır ve asıl olmalıdır. Yığınla mesaj sahiblerine topluca duyurulur..’)

Bu yazımın yayınlandığı gün, bir grup müslüman hanımın öncülüğünde yayınlanan ve Vakit’e benzer istikamette bir çağrıda bulunan bir bildiriden 5 Kasım günü haberim oldu.. Bu bildiriyi yayınlayanlar hakkında yapılan çirkin isnadların isbatlanamamasının, iddia sahiblerine ağır bir leke oluşturacağı açıktı.. Ve amma, o suçlamaların zımnen bana da yöneltildiği gibi mesajlar da almıyor değildim..

Bunun içindir ki, 8 Kasım tarihli yazımın sonuna eklediğim notta da şöyle yazdım:

*O yazının sorumluluğu bana, yayınlanması şerefi Vakit’e aiddir:  Mâlum konuda bir yazı yazdım, Vakit’e.. Bu yazıyı kamuoyuna açıklayan ben değilim.. O yazının sorumluluğu bana, yazının yayınlanması ve kamuoyuna sunulması şerefi ise, Vakit’e aiddir..

Yayın hayatının 35 yıldır fiilen içindeyim ve öyle bir iç-eleştiri yazısını kendi sütunlarından yayınlayabilmiş bir başka örnek de hatırlamıyorum.. Vakit de yayınlamayabilir ve ben de o yazımda belirttiğim şekilde kendi yoluma devam ederdim. Yani, ben de tercihimi ortaya koymuşumdur, Vakit de..  (…) Böyleyken, birçok kişinin itham edici tepki mesajlarına karşı bu hatırlatmaları yapmakla yetiniyor ve bu yönde benim hakkımda dile getirdikleri taleblerini bana değil, gazete yönetimine iletmeleri gerektiğini hatırlatıyorum. Bu, bu yöndeki mesajlara toplu cevabımdır..’

Burada üstü kapalı olarak değindiğim talebler, Vakit’te benim gibilere yer olmadığı’ şeklinde, psikolojik yıpratmaya yönelik mesajlardı.. Ki, bu saldırgan ve hattâ saygısız mesajlardan bir kısmının sahibi, geçmişte nice yazılarıma övgüler yazan kimselerdi..  

Elbette hayır -dualarını esirgemeyen pek çok okuyucu da vardı.. Ancak o gibi mesajlara işaret ederken, 9 Kasım tarihli yazımın sonunda, (Turhal’dan Rıza Eker’in, ‘Bir takım olumsuz tepkiler mi alıyorsunuz, hep? Dünkü yazınızdan böyle bir manâ çıkıyordu.. Halbuki ben tersinin de olduğunu biliyorum..’ şeklindeki mesajına  Son iki yazımın (6 ve 8 Kasım tarihli yazılarımın) sonuna eklediğim notların dışında bu konuda, okuyucunun zihnini meşgul etmenin gereksizliğine inanıyorum..  Ayrıca bu ‘Hasbihallerde, değerlendirmeye almaya çalıştığım mesajlara dikkat edilecek olursa, şahsî veya şahsiyata kaçabilecek konular yerine, hemen herkesin zihnini meşgul eden konulara  ağırlık vermeye çalışıyorum.. Elbette eleştirilere, özetleyerek de olsa, genişçe yer veriyorum.. Ama, kendi hakkımda ‘husn-i zann’ besleyenlerin satırlarını burada yansıtmaktan teeddüb ederim. Bundan, taa baştan beri kaçındığımı dikkatli okuyucular bilirler.. Evet, aleyhde olanları veya eleştirileri yazarım, ama, lehde olanları aktarmanın fayda değil, zararı olur..) demiştim.

Ve ben, Vakit’teki yazılarıma devam ettim..

Ama, 29 Kasım akşamı gece geç vakit eve geldiğimde, ‘Vakit’ imzalı, bir mesajla karşılaştım.. (Daha önce, gazeteyle yazışmalarda, böyle, yazanı mechul bir mesaj aldığımı hatırlamıyorum.. Genellikle Ali İhsan Bey imzasıyla gelirdi mesajlar veya doğrudan Mustafa  beyin telefonlarına muhatab olurdum..)

Şöyle deniliyordu, aynen..

‘29. November 2008, 19:20
Selahaddin bey Mustafa Özcan'ın yazıları hafta başında başlıyor. Mustafa bey dış dünya sayfasında yazacağı için, sizin yazı günleriniz Cuma, cumartesi ve pazar oldu. Ancak bu üç günde sizin için bir sıkıntı varsa, başka herhangi bir üç gün (peşpeşe olarak) belirlerseniz, o da olabilir. Farklı günler arzu ederseniz, belirlediğniiz o günler için bize bilgi veriniz.

Yazılarınızı bu haftadan itibaren, yeni günlere göre göndermenizi rica ediyoruz. Selamlar.’

*

Hemen şu cevabı yazıp gönderdim:

30. November, 2008, 02:53

*Mustafa (Karahasanoğlu) Bey,
Selamunaleykum..
29 Kasım akşamı geç vakit eve geldiğimde, ‘Vakit’ adına gönderilmiş bir e-mail mesajıyla karşılaştım..
Haftada 6 olan yazı günlerimin 3 güne indirildiği bildiriliyordu.. Gerekçe de,  kadronuza kattığınız bir yazar arkadaşa yer açmak şeklinde açıklanıyordu..
Gönlüm isterdi ki, bu gibi konular, karşılıklı saygı çerçevesinde olsundu..
Böyle bir durum, başka bir zamanda olsaydı, üzerinde konuşulabilinirdi..
Ama şimdi, bunu bana son gelişmeler dolayısiyle takınılan bir tavır olarak algılıyorum..
Dikkatli okuyucuların da, böyle bir değişikliği hangi manâya alacağı açıktır..
Kaldı ki, gerçekten de yer açmak sözkonusu olsaydı, boşalan başka sütunlar da vardı..
Böyle bir durumda, ilk akla gelenin ben oluşum da, zâten yeteri kadar açıklayıcı..
4 Kasım günü yayınladığınız yazımın sonuna koyduğunuz not da, esasen, bazılarınca bir rahatsızlığınızın işareti olarak değerlendirilmişti.. Ben ise, Ben düşüncelerimi yazdım, yayınlamayabilirlerdi..’ diyerek, onu belli bir çerçevenin dışına çıkarmadım..
Şimdi, böyle bir muameleye tâbi tutulmanın ne manâya geldiğini daha iyi anlıyorum..
Bulunduğum bir yerde ‘rahatsızlık duyulan birisi’  veya ‘fazlalık’  olarak görüldüğüm hissine kapılır veya tezyif  edici bir muameleyle karşılaşırsam, hemen çekilmesini hep bilmişimdir..
Size ve mesaî arkadaşlarınıza hayırlı hizmetler dileği ve selamlarımla...
Allahaısmarladık..
30 Kasım 2008
Selâhaddin Eş (Çakırgil)
*

Esasen, 4 Kasım tarihli yazımda da durum aynıydı.. Ve bu, bir tercih  mes’elesiydi..

Bir kısım okuyucuların bana tahammül edemediğini tahmin ediyordum.. Bu tavrın gazete yöneticilerinde de olduğunu bu mesajdaki rencîde edici havadan hissettim.. Benim görüşüm sorulmadan,  bir oldu-bitti’ ile böyle sınırlamayı başka türlü izah etmem mümkün değildi..

Ayrıca, bir yazar arkadaşımız daha yazmaya başlayacak diye, sadece benim yazdığım günlerin yarı yarıya indirilmesi benim için yeteri kadar anlaşılabilir idi..

Kaldı ki, gazetenin illâ da belli bir sahifesinde yazmak gibi bir hassasiyetim olmadığı için, ‘Niye sadece sen en arka sahifelere atılıyorsun?’ diye hatırlatma mesajlardan da asla rahatsız olmuyordum.. (Kaldı ki, benim öyle sahife hassasiyeti taşımayan birisi olmadığım, Hasan Aksay bey’den sorulabilir.. 1974’de B. Sabah’tan ayrıldıktan bir kaç ay sonra, 1975 başında, Millî Gazete’ye davet edildiğimde, hangi sahifede yer verelim diye bir türlü karar veremediklerinde, -spor haberleri konulmaması şartiyle- , en son sahifeyi istemiştim ve önce öyle şey olmaz deseler de, sonunda olmuştu ve o sahifeyi başkaları da istemeye başlamıştı.)

 

Evet, kendimden bahsetmekten hoşlanmam, ama, şimdi gerekli gördüğüm için belirtmeliyim ki, bu zamana kadar bulunduğum her yerde, -karar mekanizmasında bulunanlarca- benden bir rahatsızlık duyulduğunu hissettiysem ve bunu giderecek bir mekanizmaya sahib olmadığımı anlarsam, ayrılmayı bir prensip edinmişimdir.. Bu konuda yığınla örneğe sahibim.. Bu ilkeye bağlılık yüzünden, birçok kaybım olsa bile, asıl kaybedilmemesi gerekeni hiç kaybetmediğimi düşünüyorum..  

Her doğruyu yazdığımı veya her yazdığımın doğru olduğunu elbette iddia edemem, ama, doğru olduğuna inandıklarımı yazmışımdır, hep.. Doğrular inancımdan aldığım ölçülerden gelir, hatalar bana aiddir..

Hepimizin aynı şekilde düşünmemiz şart değildir, yeter ki, temel çizgilerde ihtilaf olmasın ve birbirimizin şahsiyetlerine haksız saldırı ve saygısızlık yapılmasın..  Müslümanlar birbirlerine karşı dürüst, açık yürekli, oyun oynamayan, net tavırlar içinde olmalıdır.. Birbirlerine zoraki katlanmak gibi bir durumun insanı riyakârlığa sürükleyeceğinden çekinirim.. Bu yüzden, bu zamana kadar, bulunduğum pek çok yere, bu hassasiyetle -gerekli gördüğümde- vedâ etmişimdir.. (Ama, şunu da belirtmeliyim ki, nâdiren bazı yazılarım, çeşitli sebeblerle yayınlanmamış olsa bile; ‘şu konuda veya şöyle yaz..’ gibi, gazetelerde alışılmış bir telkine asla muhatab olmamışımdır.)

Bu açıklamamı, bu zamana kadar Vakit’e yazdığım yazıları yayınlayan internet sitelerinden ‘Haksöz’den (haksoz.net sitesinden) yapıyorum.. Şimdi de, o siteler -ve dilerse, Vakit de- buradan alarak okuyucularına duyurabilir..

Herkese, ‘hayırlı hizmetler’  niyaz ederek...

2 Aralık 2008

Selâhaddin Eş  (Çakırgil)

 

(Çakırgil soyadı, kanunî değilse de, gerçek soyadımdır ve bazı hukukî sıkıntılardan dolayı tercih edilmiştir, onu da bu vesileyle belirtmeliyim..)

*

  • Yorumlar 174
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim