Haklıya haklı...

18.04.2010 04:52

Atilla Özdür

TOBB, Başbakan’ın işsizlikle ilgili konuşmalarını, bir anlamda tekstil sektörüne yönelik yüklemelerini topluca cevaplıyor...

Dipten doruğa, haklı oldukları açık...
Çalışanlar ve çalıştıranlar, amirlerle memurlar, kiracılarla kiralayanlar, ortak pastayı paylaşmak üzere sofraya oturanların cümlesiyle birlikte bu işlerin koordinesini üstlenmiş gönüllü vazifeliler, hükümetler; eğer, 12 Eylülcülerin kendi maaşlarıyla şef garsonları mukayese ettikleri gibi, hep birlikte karşıtlarına kıyasen kendi hallerinden şikayetçi iseler, açık gerçek şudur ki,
Mekanizma bozuktur...
Herkesin haklı olduğu yerde, haksızlık egemen olur...
Emekli feryat ediyor, işveren üzerindeki istihdam ile vergi ve finansman yükünden yangın, devleti çekip çevirenler yine kendilerinin eseri olan KİT ve BİT’lerdeki hantallıktan şikayetçi, köylü hepten bitik, müskirat sektörünün rakıcısı ayrı şarapçısı farklı da olsa, kendilerini ÖTV’zede görüyorlar... Memur birlikleri de ortalığı tozu dumana katarak lokmasını büyütmeye çalışırken karşısına polis dikiliyor... Polis de maalesef, bordro zavallısı...
Bütün bunlar, Başbakan’ın itiraf etmekten açıkça kaçındığı, yapının bozukluğundan...
¥
Siyasi partiler, yapının gönyesindeki bu sapmayı şakulüne oturtma iddiasıyla evvela meydana fırlıyorlar... İktidara geldiklerinde de, seçmenlerini temsilcilerini tanıma ve gerektiğinde bunlardan hesap sorma hak ve fırsatından yoksun bırakan düzeni sürdürüyorlar... Seçim sistemi böylece, yapıdaki çarpıklığı sürekli kılıyor... Sanırsınız ki, yapıdaki bu bozukluğun sürekliliği üzerinde partiler arasında gizli bir ittifak, anlaşma mevcut...
Akıl dışı vaadlerle yapılan halk dalkavukluğu bütçeleri şişirince, hükümetler de mecburiyetten, kümesteki kazların üzerine yürüyor... Kayıt dışılık, kazların can havliyle kümesin dışında sağa sola kaçışmaların doğal sonucu...
Kaçak elektrik kullananların faturalarını çarpılmaktan korkanların ödedikleri gibi, kayıt dışının meydana getirdiği bütçe açıklarının kapatılması da, sıradan halkın lokmalarına salınan vasıtalı vergilere kalıyor... Yetmeyince gelsin Galata bankerlerinden yardım, destek ve ilahiri...
Lanetli bir düzendir, Türkiye’nin düzeni...
¥
TOBB’un Başbakan’a cevap toplantısında yapılan açıklamasında, ‘Bu camianın mensupları hiçbir zaman ezen olmamış, ezilenin yanında yer almıştır’ derken behemehal bir gerçeği ve doğruyu seslendiriyor...
Çünkü, ehl-i ticaretin ‘çalışanın hakkını alın teri kurumadan veriniz’ öğüdüyle yetişme tarzı, hepimizi ihata eden, çevreleyen ve öyle kalmaya mahkum eden bir kültürden geliyor... Amma ne çare bu kültürün, bu kutsala mahkumiyet kültürünün, ‘Müslümanlığın’ temel kaynaklarını kurutmaya azmetmiş bir hırs ve ihtirasın direktifleri de, politik yapımızın temeline işlenmiş...
Esasen tüm yapısal sorunlarımızın ana kaynağı da bu değil mi... Cumhuriyet’in hemen öncelerine gitmeye hiç gerek yok, ‘varlık vergisi’ faciasıyla sermayedeki el değiştirme politikası mesela, ‘Çalışanın hakkını alın teri kurumadan veriniz’ öğüdünün kökten inkarıyla hayata aktarılan bir transfer uygulaması değil mi ...
Bu inkar, maalesef, anayasanın ‘değiştirilmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez’inin öz ruhu...
Neticeye gelelim,..
Başbakan işsizliğin yapısal olmadığını, her işverenin bir ilave işçiyi istihdam etmesiyle teknedeki rahnenin onarılabileceğini ve sermayenin, özellikle tekstil alanında kendi çıkarını kamunun önüne çektiğine dair ithamlarındaki yanılgı payını yüzde yüzlere çıkarabilmek imkansız...
Kimi işverenin de, yine özellikle tekstil alanındaki takım tezgahıyla birikim peşinde koşan sermayenin tüm kayıt dışı gezintileri, hepsinde, mecburiyetten değil...
Niceleri var Bursa’da biliyorum, dört vardiya çalıştırıyor... Üç vardiya çalışırken dördüncüsü her değişimde iki gün ilave istirahata çekiliyor.
Niceleri de var ki, işçiler üç vardiya sürekli görev başında, hafta tatillerinden bile mahrum... Merkezi hükümetle birlikte mahalli temsilciler de bu birikim tarzına kör bakıyor, anlayışla karşılıyor...
¥
Halk dalkavukluğuna dayalı iktidar felsefemizin ekonomi politiği tüketime akortlanmış.... Üretilen mal ve hizmetler ne hacimde tüketilmişse, hükümetlerin başarı zemininde de o nisbette kalkınmışlık gösterisi. Halk katlarının sosyal zeminindeyse o derece statü yüksekliği, itibar ve adam yerine konulmuşluk...
Sistem böyle kurulunca, bütçeler açıyor, ahlak da bu arada ‘kamusal sorumluluk’ çemberinden dışarıya kaçıyor...
Kamusal sorumluluk ise, tasarrufu gerektiriyor. Kamu harcamalarında tasarruf, giyim kuşam, mobilya ve mefruşatta tasarruf, ‘Üç al bir öde’ aldatmacasında tasarruf, çevreyi kirletmenin yanında kaynakların israfında da tasarruf...
Bu hayati ve ahlaki tasarruflara ise, ne üretici ve satıcı, ne idare edici politikacı, ne bankacı ithâlâtçı ve ne de yabancı tedarikçi razı...
Ne de işçi... Çünkü, istihdam ile israf birbirlerin hem sebebi, hem de neticesi...
Faks : 0212 632 83 06

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim