Haklılar Güçlü Olmazsa, Bâtıl Sahneye Hakk Gibi Fırlar!

25.03.2014 19:42
Haklılar Güçlü Olmazsa, Bâtıl Sahneye Hakk Gibi Fırlar!
Selahaddin E. Çakırgil, gündemi yorumluyor:

21 Mart Cuma akşamı, Hakan Albayrak kardeşimizin bir konuşması vardı, Köln- Porz’da.. Toplantıyı, AK Parti’nin Avrupa’daki STK mahiyetinde görülen UETD isimli kuruluş tertib etmişti.

Hakan, taşkın heyecanlı bir gönül adamıdır. Ama, yazdığı kısa makalelerdeki vurucu ifadelerde onun derinliği pek farkedilemiyebilir, gerçi, ‘dışyüzüne o sızar, iç yüzünde ne var ise..’ diyebilenler onun fikrî derinliğini bilseler bile..

Hakan, o akşamki konuşmasıyla, sanıyorum, kendisinin bu iç dünyasından yakînen bilgi sahibi olmayanları şaşırtmış olabilir.  Çünkü, yüzlerce insanın heyecanla, ilgiyle izlediği ve kesintisiz üç saati bulan o konuşmasını dinleyenler, onun heyecanı kadar derinlikli bir dünya görüşünün de olduğunu ve tarihimize nasıl tutarlı bir bakış açısıyla bakabildiğini farkettiler, herhalde..

Hakan, müslümanların tarihte pek çok yenilgiler yaşadığını ve ama hiç birisinde devletlerinin bütünüyle yok edildiğine rastlamadıklarını; ama, Birinci Dünya Savaşı sonundaki ağır yenilgisinin ardından Osmanlı Devleti’nin parça parça edilip yokedilmesiyle, müslümanların devletlerini tamamiyle yitirmek gibi bir facia ve büyük bir travma yaşadığını ve müslümanların bu travmanın etkisini  üzerlerinden uzun zaman atamadığını ve bu yüzden, 1970’li yıllarda, Muhammed Ali’nin boks maçlarındaki galibiyetlerden bile büyük sevinç ve gurur duyduklarını, onun zaferini İslam’ın zaferi gibi algıladıklarını; uzun bir zaman dilimi boyunca ezilen müslüman halkların bir boks maçı zaferini bile bir kimlik ve şahsiyet gösterisi olarak güç devşirmelerine şaşmamak gerektiğini söylüyordu..

Hakan, sözü daha sonra günümüze getirerek, alınan mesafelere değindi ve Tayyîb Erdoğan’ın özellikle Davos’ta sergilediği,  ‘One minute!’ diye meşhur olan ve İsrail rejimi C. Başkanı Şimon Perez’e karşı sergilediği müthiş tavrın, hemen bütün müslüman coğrafyalarında, tasavvur edilemiyecek derecede büyük bir heyecan meydana getirdiğini, bir kendine gelmek hamlesi olarak algılandığını ve bunu o sırada gezide bulunduğu Libya- Fizan ve Tunus’da, bizzat gözlemlediğini, köşelerine çekilip kaderin ağını örmesini bekleyen kitlelerin, Erdoğan’ın o çıkışıyla âdetâ sihirlenmiş gibi yeniden kendilerine geldiklerini ve bu hususta, bir T.C vatandaşı olduğunun anlaşılmasıyla, halk kitlelerinin kendisine bile nasıl heyecanla yaklaştıklarına dair ilginç şahsî gözlemlerini aktarıp, Tayyîb Erdoğan’ın dünya siyaset sahnesine çıkışıyla, müslüman toplumların kaderinde yeni bir merhaleye geçildiğini anlattı.

Erdoğan’ı yıllarca eleştirmiş olan Hakan’ın şimdi onu bu kadar sahiblenmesine şaşıracak olanlar için, o, lafı evirip çevirmeden, ‘Evet, ben Tayyîb’in iç ve dış siyasetlerini büyük çapta destekliyorum.’ diyordu. ‘Çünkü, benim hayal ettikleri, o uyguluyor.. Ben, kızımın üniversitede İslamî örtüsüyle okuyup okuyamıyacağını düşünürken; o,  kamu hizmetlerinde hanımların inançlarının ölçülerine göre giyinip çalışmasının bile yolunu açtı..’ 

Ama, Hakan’ın sözlerinin topluma gaz vermek mahiyetinde olduğu anlaşılmamalıdır. Çünkü, gerçekten de dolu bir konuşmaydı.

Nitekim, bu toplantıyla yetinmeyen 40 kadar arkadaşın, Porz’da bir arkadaşın evinde, gece yarılarına kadar üç saat daha devam eden özel sohbet de aynı minval üzere devam etti.

Yazının Devamı…

Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim