Hakkında iki laf edilmeden gelip geçen bir yargı haberi

30.03.2009 04:59

Kürşat Bumin

İddianamelerin peşine takıldığımızdan olacak, 14 Mart 2009 tarihli gazetelerde yer alan son derece "ilginç" bir mahkeme kararı, hakkında iki laf edilmeden mutlak bir sessizlik içinde rafa kalktı.

Yok yok yanlış söyledim, sessizlik "mutlak" değildi. Umur Talu'nun (Sabah) var gücüyle haberin-kararın üzerine gitmesini nasıl unutabiliriz.

Enteresan bir memlekette yaşadığımız muhakkak. İsterseniz en iyisi, söz konusu mahkeme kararına ilişkin haberin Sabah gazetesinde yer alan versiyonunun başlığını aktarayım da bunun adını söz koyun.

Haber başlığı: "13 yıl tutukluluktan sonra mahkûmiyet".

Bilmem bu kadarı kâfi mi? Tutuklu bir sanık, 13 yıl tutuklu kaldıktan sonra ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılıyor. "Müebbet"in "ağırlaştırılmış" olması da dikkat çekici. Çünkü sadece "müebbet hapsi" ile cezalandırılsaydı, tutuklu sanık içeride geçirdiği 13 yıl fazlasıyla yettiğinden herhalde hemen serbest bırakılacaktı.

Ne dersiniz; "Ne mutlu hukuk devletinin vatandaşı olanlara!" diye haykırmanın sırası değil mi?

Fevkalade yoğun gündemden başınızı birkaç dakika da olsa kaldırıp, "13 yıl tutukluluktan sonra mahkûmiyet" şeklindeki haber başlığı üzerinde düşünmenizi, bu gelişmeyi aklınızdaki-vicdanınızdaki o malum "terazi"de tartmanızı istiyorum.

Bir tutuklu sanık, katil, ırz düşmanı, gaspçı, terörist ve hatta darbeci bile olsa,bir hukuk devletinde adaletin tecelli etmesi için 13 yıl bekleme odasında tutulur mu?

"Tutulur, gerektiğinde 23 yıl da tutulur" diyorsanız, yazının devamını okumaktan vazgeçmenizi öneririm.

Doğrusu, Umur Talu bu mahkûmiyeti köşesine taşımasa, bir hukuk devletinde karşılaşılması imkansız bu "talihsiz olay"ı (bu klişeyi kullanayım da başım derde girmesin) teğet geçenlerden arasında yer alacaktım. Talu, ilk gün "Anayasa'nın tamamını veya bir kısmını ortadan kaldırmaya kalkışmak"tan ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılan Bülent Gedik'in (34) kuzeninden gelen bir mektuba köşesinde yer verdi. Kuzen, 21 yaşında siyasi şube tarafından arkadaşlarıyla alınıp günlerce süren işkenceli sorgulama ardından 13 yıl tutuklu kalıp sonunda müebbet hapis cezasına çarptırılan Gedik'in dosyasına haklı olarak ilgi bekliyordu.

Bülent Gedik adını görünce hatırlamışsınızdır belki; medya bu davayı "2. Manisa davası" olarak adlandırmıştı.

Umur Talu ertesi gün "dosya" hakkında bilgiler aktardı. Davanın 20 sanığı hakkındaki ("Mağdurlar arasında 17, 18 yaşındakiler ile hamile olan da vardı.") suçlamalar arasında şu da vardı: "…veya TBMM'ye karşı darbe teşebbüsünde bulunmaya ve TBMM'nin görevlerini yerine getirmesine zor kullanarak…"

Sıkça karşılaştığımız türden, "güler misin ağlar mısın" durumu yani.

Talu durumu bakın ne güzel özetlemiş:

"Mesela, siz 'hakiki darbe' yapan birilerinin bundan yargılandığını hiç duydunuz mu? 'Suç' bu kadar net halbuki!

Ya da şimdi 'darbe' ile yargılanacak başkaları için öyle ya da böyle titizlenenler, '13 yıl tutuklu yargılanan ordusuz darbeci bir iki genç' konusunda size bir şey söyledi mi?"

21 yaşındayken TKEP/L örgütü adına eylemler yaptığı iddiasıyla gözaltına alınıp 13 yıl tutuklu kalan Gedik ve arkadaşlarının dosyasını "ilginç" kılan bir diğer önemli yön de, AİHM'nin bu gençlere işkence yapıldığı için Türkiye'yi iki kez mahkûm etmesi.

AİHM, sanıkların "aşağılandıkları, günlerce uykusuz bırakıldıkları, kişinin akli dengesini bozacak şiddet"e maruz kaldıklarına, "savunmacı hükümet"in işkenceden sorumlu olduğuna karar vermiş. (Mağdurlara 20-50 bin euro arasında tazminat.)

AİHM davanın "ağır aksak" gidişini, mesela bir tanığın ve mağdurun adres tespiti için oturumların sürekli ertelenmesini, işkence sanığı polislerin bazılarının mahkemeye çıkarılamamasını, polislerin zamanaşımına kaçırılmasını da not etmiş.

Ne dersiniz? "Bu kadarı da fazla" dedirtmemesi imkansız bir yargı süreci ile karşı karşıya değil miyiz?

Atatürk'ün cumhuriyeti emanet ettiği (böyle söyleyelim de etkili olsun) gençler içinden yaşları 17-21 arasında değişen 20 kadarını gözaltına al, işkenceyle sorgula, işkenceden dolayı hükümetin mahkûm olsun, işkencesi polisler zamanaşımına kaçırılsın, elinde kalan tutuklu sanığı 13 yıl bırakma, sonra da bunca olay ve yıldan sonra ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını kesip, "hukuk devleti ne güzel şey" diyerek kahveni yudumla…

Görüyorsunuz; "dosya"da neler bulunduğundan, delillerden, tanıklardan vs hiç söz etmedim. Bülent Gedik'in "masum" olduğunu, kesilen cezanın haklı-haksız olduğu bahsini de açmadım.

Ama şunu –hiç tereddüt etmeden- söyleyebilirim:

"Terazi" bozuk, doğru tartmıyor, bakıma ihtiyacı var. Bir "hukuk devleti"nde devletin memurlarının işkence ile sorgulama yaptığı AİHM kararıyla sabit olacak, bu ifadelerle yürüyen bir dava süreci içinde sanık 13 yıl tutuklu kalacak ve de sonunda "Anayasa'nın tamamını veya bir kısmını ortadan kaldırmaya" kalkıştığı için müebbet hapis cezasına çarptırılacak… Bu sürecin adı adaletin tecellisi olamaz. Bu süreç her şeyden önce "ortadan kaldırılacağı" söylenen Anayasa'ya aykırıdır.

Ayrıca unutmayalım: Bir hukuk problemini tartışmıyoruz sadece. Aynı zamanda, 13 yıl tutuklu kalarak en azılı bir katilin bile bu ülkenin hapishanelerinde bugüne kadar geçirdiği-geçireceği belki de en uzun süreyi bir "tutuklu sanık" olarak zaten çoktan idrak etmiş bir gencin geleceğinden söz ediyoruz.

Adalet ne zaman vicdanları yaralamaz? Her şeyden önce "inandırıcı" olduğu zaman değil mi?

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim