1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Hakkımızı helâl etmeye mecbur muyuz?
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Hakkımızı helâl etmeye mecbur muyuz?

A+A-

Daha önce de çok yazdık... Bazı kişi ve kuruluşlar; bazı “eylem” ve “söylem”lerinde, ya da “etkinlik”lerinde “geri adım” atmayıp, “inat ve ısrarlarını özellikle sürdürürler”ken; “nasırlarına hiç dokunulmadığı” için “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” havasındaki bazı dostlarımız zaman zaman karşımıza geçip, bize “tavsiye” soslu şu öneride bulunurlar: “Ama, siz de çok ısrarcısınız!..

Bazı olayların üzerine ısrarla gidiyor, insanların bütün kirli çamaşırlarını gözler önüne seriyorsunuz... Siz böyle yapınca, onlar da reaksiyon gösteriyor!..

Dolayısıyla, bir kamplaşma ve bir gerilim meydana geliyor!.. Siz ısrarcı olmasanız, belki onlar da bu kadar inatçı olmayacak!”

Mı acaba?..

Dedik ya; “sırtlarında yumurta küfesi taşımayanlar”, hele hele “nasırlarına hiç basılmamış olanlar”ın böyle konuşmaları gayet normaldir... Öyle ya; eskiler, “Bekâra karı boşamak kolay” derler!..

O ısrarcılığı, gelin, bir de bize sorun!..

Daha doğrusu;

“Israrcı” olmak “nasıl”dır ve ısrarcılar “kim”dir, gelin, bir de bize sorun!..

Biz anlatalım, buyrun siz karar verin...

ADRES HEM VAR, HEM YOK!

Malûm;

Yaşadığı yıllarda, yani Deniz Kuvvetleri Komutanı olduğu yıllarda “Batı Çalışma Grubu’nun mimarı” olarak anılan, “kebapçıları bile fişlediği” iddia edilen, son olarak da dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’ın verdiği “içkisiz” bir yemekte “rakı” istemesiyle gündeme gelen bir isim vardı...

O isim, emekli Oramiral Güven Erkaya idi...

İşte bu zat, bundan 9 yıl önce, yani 24 Haziran 2000’de öldü...

Ertesi günkü Akit’in başlığı şöyleydi:

“BÇG’nin mimarı Güven Erkaya öldü.

Hakkımızı helâl etmiyoruz!”

Öyle ya;

İnsanların fişlendiği, sırf “başörtülü” oldukları için minnacık öğrencilerin sırtlarına “cop” indirildiği, bileklerine “kelepçe” geçirildiği bir süreci hazırlayan ve yöneten insana, hakkımızı helâl etmek zorunda değildik.

Gelin, görün ki;

Akit’in o manşetinden ve yazarımız Abdurrahman Dilipak’ın; “Her nefis ölümü tadıcıdır” mealinde kısa bir yazı yazmasının ardından, “dâvâ bombardımanı” başladı!..

Gazetemiz ve bizim hakkımızda hem “ceza” dâvâları, hem de “tazminat” dâvâları açıldı!..

Bu dâvâlarda “enteresan” olan taraf şuydu:

Her nasıl olmuşsa olmuş, “Dilipak’ın ev adresi bulunamamış”(!) ve dolayısıyla kendisine “iddianame” gönderilememiş(!)ti!..

İşte bu yüzden, Dilipak kendisini savunamadı!..

Bırakın “savunma” yapmayı, “karar” verilene kadar “kendisi hakkında böyle bir dâvâ açıldığından” bile haberi olmadı!..

Şu işe bakın ki;

“İddianameyi göndermek” için Dilipak’ın evinin adresini bulamayanlar, “tazminat kararını tebliğ” etmek için, elleriyle koymuş gibi buldular aynı evi!..

Hem kararı tebliğ ettiler,

Hem de “haciz” kararını!..

ISRARCI VE İNATÇI KİMMİŞ, GÖRÜN!

Biliyorsunuz... Sadece “Dilipak’ın evine haciz koydurmakla” kalmadılar... Aynı eve gidip, evde bulunan “televizyon, buzdolabı, çamaşır ve bulaşık makinası”nı da haczederek, kamyonete yükleyip götürdüler!..

Bu “taciz”i yaparken, hiç de utanmadılar!..

Ne utandılar, ne sıkıldılar!..

Demediler ki;

“Bu adam, bir yazardır... Bu adam, bir fikir adamıdır... Kamuoyuna malolmuş bir komutanın ardından eleştirel bir yazı yazmıştır...

Bu, fikrî bir mücadeledir!.. Fikrî bir mücadeleye karşı, onun evini haczetmek, evindeki beyaz eşyaları gaspetmek, pek de insanî bir tavır değil!..”

Hayır, bunu demediler!..

“Beyaz eşyaları haczettikleri” ve götürüp kamyonete yüklettikleri yetmiyormuş gibi; gözlerini “Dilipak’ın evi”ne diktiler!.. Onun evini satıp, “hakettikleri” (!) tazminatı alacaklardı!..

Uzun lâfın kısası... Tam 9 yıldır, “büyük bir ısrar ve inatla” takip ediyorlar bu dâvâyı!..

Niyetleri ve amaçları açık:

“Dilipak’ın evini sattıracaklar!”

Sattırıp, “Erkaya’nın ölüsü üzerinden rant” sağlayacaklar!..

Bakalım “bugün” ne olacak?..

Çünkü bugün, “evin satışı” var!..

Söylemek istediğimiz şu:

Bizi “ısrarcı” ve “inatçı” olmakla itham edenler, bir de “Güven Erkaya’nın varisleri”ne baksınlar!..

Baksın ve görsünler;

“Israrcı” kimdir, “inatçı” kim?..

Düşünebiliyor musunuz;

Bir dâvâ ki, “tam 9 yıldır” devam ediyor!..

Öyle bir dâvâ ki; “kan dâvâları”ndan farksız!..

“Güven Erkaya’nın varisleri” tarafından, tam 9 yıldır ısrarla ve inatla sürdürülen bu “haciz dâvâsı”ndan sonra, hiç kimse bize “ısrarcı” ve “inatçı” demesin!..

Tamam, “haber takibi” konusunda ısrarcı ve inatçıyız ama yine de “Erkaya ailesi”nin eline su dökemeyiz!..

Onlar, bizi çoktaaan solladı!..

İMAM, O SORUYU NEDEN SORAR?

Bütün mesele, “o cümle”de... Evet, Güven Erkaya’nın ölümünden sonra attığımız başlıktaki “Hakkımızı helâl etmiyoruz” cümlesinde!..

Peki;

“Mecbur muyuz hakkımızı helâl etmeye?”

“Hak helâli” tamamen “insanî, vicdanî ve bireysel bir iş” değil midir?..

Benim “hak”larım gaspedilmiş, benim “özgürlük”lerim elimden alınmış, benim “istikbal”im katledilmiş ve benim “inanç”larıma karşı savaş açılmış ise, mecbur muyum hakkımı helâl etmeye?..

Eğer böyle bir “mecburiyet” olsaydı, “cenaze namazı”nı kıldıran imam efendi, cemaate seslenip; “hakkınızı helâl ediyor musunuz?” diye sormazdı?..

Evet, soru sormaz, doğrudan “dayatma”da bulunurdu;

“Hakkınızı helâl edin!”

Ama kimsenin böyle bir mecburiyeti olmadığından, imam efendi sormaktadır:

“Hakkınızı helâl ediyor musunuz?”

Cemaatten bir kişi bile; “Tabuttaki kişi bana çok zulmetti” veya “hakkımı gaspetti”, ya da “borcunu ödemedi” deyip “hakkını helâl etmediğini” söylerse, “ölenin yakınları”nın yapması gereken iş nedir, bilir misiniz;

O kişiyi bir kenara çekip, “derdinin ne olduğunu” öğrenmektir!.. Ya “özür” dileyerek, ya da “hak ve hukuk”unu telâfi ederek o kişiyi “ikna” ederler ki; “Ahiret”te mevtanın yakasına yapışan olmasın!..

Öyle ya; Cenab-ı Hak bile, huzuruna “kul hakkı” ile gelinmesini istemiyor!..

İmamlar, işte bu yüzden sorarlar;

“Hakkınızı helâl ediyor musunuz?”

Eden, eder... Ama biz; Güven Erkaya’ya “hakkımızı helâl etmediğimizi” deklâre ettik...

Çünkü onun; “BÇG’nin mimarı” olarak nice insanı “fişlediğini” ve nice insanın “hak”larını gaspedip “özgürlük”lerini elinden aldığını, “istikbal”lerini kararttığını biliyorduk!..

Bu durumda “Erkaya’nın yakınları” ne yapmalıydı?. Erkaya’nın yol açtığı “mağduriyet”lerden dolayı, hiç olmazsa mağdurlardan “özür” dilemeli ve “helâllik” istemeliydi!..

Ama onlar ne yaptı?..

Güven Erkaya’nın, hiç olmazsa “mezarında rahat etmesi” için insanlardan “özür” dilemek yerine, “hakkımızı helâl etmiyoruz” dediğimiz için bize “manevi tazminat dâvâsı” açtılar!..

Hem de “astronomik bir talep”le!..

İçlerinde öyle bir “hınç” dolu olmalı ki, sanki bizi “linç” etmek istiyorlardı!..

Peki, niye?..

“Hakkımızı helâl etmiyoruz” dediğimiz için!..

Mecbur muyuz hakkımızı helâl etmeye?..

YARGITAY’IN “TAZMİNAT”LA İLGİLİ 2 KARARI

Şu hale bakın;

“Hakkımızı helâl etmediğimiz” için bizi “ikna” etmesi ve bizden “özür” dilemesi gerekenler; hem de “astronomik bir talep”le “manevi tazminat dâvâsı” açıp bizi “susturmaya” çalıştılar!.

9 yıldır da, “ısrar ve inat”la takip ettiler dâvâyı!.. Biraz önce ifade ettiğimiz gibi; “evdeki beyaz eşyaları haczettikleri” yetmiyormuş gibi, şimdi de “evi sattırmaya” çalışıyorlar!..

Sattıracaklar ve “rant” elde edecekler!..

“Ölünün sırtından rant!”

Oysa, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin verdiği,

16 Haziran 1977 ve 25 Ekim 1983 tarihli iki ayrı “karar”da deniliyor ki;

“Takdir edilecek manevi tazminat miktarı, felaket ya da haksız eylem özlenir hale getirecek oranda veya mağdur için zenginleşme aracı olacak tutarda olmamak, başka bir deyimle diğer tarafın müzayaka haline düşmesine, onun mahvına meydan vermemek ve eylemle tazminat arasında makul ve muhik bir orantı bulunmak gerekir.”

Yani, Yargıtay diyor ki;

Tazminat miktarı, “haksız eylemi özlenir ve özendirici” oranda olmamalıdır!..

Amaaa;

“Tazminat dâvâsı açan tarafın zenginleşmesine de yol açmamalıdır!”

Yani, hükmedilen para miktarı;

Diğer tarafın “çok zor duruma düşmesi”ne, onun “mahvolması”na yol açmamalıdır!..

“Ceza, makul bir oranda olmalıdır!”

Peki, “bizim olayımız”da durum ne?..

Düşünebiliyor musunuz;

Bugün “Abdurrahman Dilipak’ın evi”ni satacaklar!.. Artık “100 milyar”a mı satarlar, “150 milyar”a mı, yoksa “200 milyar”a mı?..

Satacaklar ve güya “manevî yara”larını saracaklar!..

Oysa, yaptıkları iş; resmen ve alenen “Güven Erkaya’nın ölüsü” üzerinden “rant” elde etmek ve Yargıtay’ın ifadesiyle “zenginleşmek”tir!..

Evet, onlar “zenginleşecek” ama, Abdurrahman Dilipak “mahvolacak!”

Çünkü, Dilipak; o evi “emek” harcayarak, “alın teri” dökerek, “30 yıllık birikimi” ile almıştı... İşte şimdi; hem de “Yargıtay’ın aksi yöndeki kararı”na rağmen, evini elinden alacaklar!..

Abdurrahman Dilipak “mahvolacak” ama Güven Erkaya’nın yakınları “zenginleşecek!”

“BAŞBAKANSIN, ELEŞTİRİYE KATLANACAKSIN!”

Söyleyin Allah aşkına;

“Hukuk” mudur, “adalet” midir bu?..

Bu ülkede “Cumhurbaşkanı” ve “Başbakan” tarafından; kendilerine yönelik “hakaret”lerden dolayı açılan “50 milyarlık tazminat dâvâları”nda bile, “en fazla 3-5 milyar lira”ya hükmeden, birçok dâvâda ise, “Cumhurbaşkanı ve Başbakan eleştirilere katlanmalıdır” kararını veren mahkemeler, “Güven Erkaya’nın yakınları” tarafından açılan tazminat dâvâsında; adeta bir “linç”e imza atıp, “astronomik bir ceza” verdiler!..

9 yıldır katlana katlana artan bu para, bugün “Dilipak’ın evinin satışı”na kadar geldi!..

Erkaya’nın vasileri; işte bugün o evi satacaklar, paralarını alacaklar ve gülecekler öyle mi?..

Hiç düşünmeyecekler mi;

“Ağlayanın malı gülene fayda etmez!”

Onlar da faydasını göremeyecekler!..

Ve tabii;

“Hakkımızı helal etmemizi” de sağlayamayacaklar!

Biz, hakkımızı “Hesap Günü”nde isteyeceğiz!..

Eğer “Ahiret”e ve “Hesap Günü”ne inanıyorlarsa!..

====================

Ramazan’dan Ramazan’a!

Bugünkü manşetimizde de ifade ettiğimiz gibi; “yılın 11 ayı” boyunca “irticacı”(!)ların peşine düşen, “namaz kılan” öğrencileri gammazlayan, “dini yaşantı”larının gereğini yapan “dindar” insanları “hedef gösteren” kartel medyası, Ramazan ayının yaklaştığı şu günlerde, yine “dincilik” yapmaya başladı... Özellikle “dincilik” diyorum; çünkü “dinini yaşayan” insanlara “dindar” denir, “din tüccarlığı” yapanlara da “dinci” denir!..

Kartel medyasının bu tavrı, bana o “fıkra”yı hatırlattı...

Hani, “Bektaşi”(!)ye sormuşlar ya; “İçki içer misin?”

Cevap vermiş ya; “Akşamdaaan akşama!”

Yine sormuşlar ya; “Peki, oruç tutar mısın?”

Cevap vermiş ya;

“Ramazan’dan Ramazan’a, Ramazan’dan Ramazan’a!”

Kartel medyası da aynı... “Dindarlarla mücadele eder misiniz?” diye sorsanız, cevap verirler; “Haftadaaan haftaya!”

Yine sorsanız; “Din tüccarlığı yapar mısınız?”

Cevap verirler;

“Ramazan’dan Ramazan’a, Ramazan’dan Ramazan’a!”

Şimdi gelin de, “Ramazan dincisi” demeyin bunlara!..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT