1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “Hakkımızı Almak İçin Mücadele Zamanı”
“Hakkımızı Almak İçin Mücadele Zamanı”

“Hakkımızı Almak İçin Mücadele Zamanı”

Hollanda’nın ilk başörtülü avukatı Famile Fatma Arslan, “Şimdi haksızlığa karşı harekete geçme zamanı. Türk vekillerle, iş adamlarımızla ve gazetecilerimizle bir araya gelmeyi planlıyorum. Düzgün bir üslupla hakkımızı arayacağız” diyor.

A+A-

RÖP: AYLİN İZMİR / YENİ ŞAFAK

İşçi bir babanın kızı olarak yıllar önce ailesiyle birlikte Hollanda'ya göç eden Fatma Famile Arslan, 2002 yılından bu yana serbest avukat olarak çalışıyor. Göçmenler olarak ikinci sınıf insan muamelesi gördüklerini ve haklarını daha iyi savunmak için hukuk fakültesine gittiğini belirten Arslan, aynı zamanda Hollanda'nın ilk başörtülü avukatı. Avrupa'daki başarılı Müslümanlara örnek olarak ünlü Time dergisine de kapak olan Arslan, çok sayıda yabancı, Müslüman ve kadın kuruluşunun yönetim kurullarında görev yapıyor. Halen “Wijblijvenhier.nl” sitesinde yazıları yayınlanan ve bir de öykü kitabı çıkarmaya hazırlanan Arslan ile geçtiğimiz hafta Hollanda ve Türkiye arasında yaşanan krizi konuştuk. Şu anda Hollanda'daki Türklerin tıpkı bir anne ve baba kavga edince arada kalmış çocuklar gibi olduğunu belirten Arslan, aslında tüm bu yaşananların Avrupalı Türkler için bir fırsat olduğunu söylüyor. Arslan, “Şimdi haksızlığa karşı harekete geçme zamanı. Avrupa'da yetişmiş ve kendini geliştirmiş bir Türk nüfusu var. Ben bir avukat olarak Hollanda'da yapılan seçimle iş başına gelecek Türk vekillerle, iş adamlarımızla ve gazetecilerimizle bir araya gelmeyi planlıyorum. Düzgün bir üslupla hakkımızı aramak istiyorum” diyor.

Hollanda ile Dış İşleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu'nun uçuş izninin iptal edilmesiyle bir kriz patlak verdi. Ardından Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Fatma Betül Sayan Kaya, konsolosuğumuza alınmayarak Persona non grata (İstenmeyen kişi) ilan edildi. İlk olarak bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz. Bekliyor muyunuz tüm bunları?

Hayır. Tüm dünya gibi biz de şoktayız. Çünkü Hollanda'nın tarihinde daha önce böyle bir şey yaşanmadı. Her iki ülke arasında ciddi bir iletişim kopukluğu yaşandığını düşünüyorum. Tabii bunda farklı nedenler de etkili oldu. Bakanımızın Hollanda'ya gelip bilgilendirme yapması, toplantılara katılması, konsolosluğuna girmesi demokratik bir haktır. Örneğin, Yurt Dışı Türkleri Birliği kuruldu. Burada önemli projeler ve bilgilendirme programları yapılıyor. Hollanda biz Türklere hiç yatırım yapmazken Erdoğan'ın yatırım yapacağından endişe duyuyorlar. Erdoğan'la birlikte Avrupalı Türklerin refah seviyesi yükseldi. Eskiden Türk olarak eziklik yaşardık ama şimdi gurur duyuyoruz.

O gece neler yaşadınız?

Ben Lahey'de yaşıyorum. Olayın yaşandığı yerle benim evimin arası 20 km. Bakanın konsolosluğa girmek istemesiyle bir gerginlik oluştu. Olay yerine Arap çocuklar gelerek polise taş atmış. Gerginlikler böyle başlamış ve polis de şiddet kullanmış.Hollanda, daha fazla Türkün toplanmasından korktu. O gece yaşlısı, genci herkes dışarıdaydı.

Hollanda'daki Türkler iki ülke arasında yaşanan gerilimden nasıl etkilendi?

Arkadaşlarım "Yarın okula, işe gideceğim, Hollandalılara ne diyeceğim ya da onlar bana ne diyecek? Nasıl bir tutum sergilemem lazım?" gibi kafalarında soru işaretleri vardı. Bu konuda bocalayan arkadaşlarımız oldu. Bana da Türkiye'deki arkadaşlarım "Senin ikinci vatanın niye öyle yaptı?" diye sordu. Şöyle düşünmek lazım: Türkiye bizim anavatanımız ise Hollanda da baba vatanımız. Yaşanan gerilim en çok bize etkiliyor. Nasıl ki anne ve baba kavga ederken en çok üzülen çocuklar olur. İşte biz de o durumdayız.

 

PARTİ BAŞKANLARIYLA GÖRÜŞECEĞİZ

Türklerin tüm bu yaşananlar karşısında ne yapması lazım? Sizin de bu konuda çalışmalarınız olacak mı?

Yaşanan bu son kriz biz Avrupalı Türkler için bir fırsat olabilir. Zaten yaşananlara gerekli tepkiyi de verdik. Sesimizi daha iyi duyurmamız için ciddi bir medya ayağına ihtiyacımız var. Bu sadece Facebook'la yapılacak bir şey değil. Örneğin bir Hollandalı okumaya daha meyillidir ama Türkler daha çok hazır bilgiyi sever. Bu değişmeli. Gerekli mercilere yapılan yanlışlar anlatılmalı. Hatta şu an Hollanda'da aktif olan Türk siyasetçi, gazeteci ve iş adamlarımız var. Bu konuda ben de onlarla bir araya gelip gerekli çalışmaları yapmayı düşünüyorum. Şimdi haksızlığa karşı harekete geçme zamanı. Diyalog grubu oluşturacağız. Parti başkanlarıyla yaşananları masaya yatıracağız. Biz güzel bir üslup kullanarak yaşananların üstesinden geleceğiz.

Türklerin Hollanda'daki seçimde oyunu hangi partiden yana kullandı? Yaşanan kriz siyasi tercihlerini etkiledi mi?

Hollanda'daki Türkler homojen bir yapıda değil. Türklerin arasında etnik geçmişi, dini ve dünya görüşü farklı olanlar var ve onlar da farklı siyasi partilere oy verdi. Ama Anadolu'dan gelen Türkler, yani muhafazakar kesim Denk Partisi'ne oy verdiler diye tahmin ediyorum. Türk milletvekilleri Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk İşçi Partisi'nin entegrasyon politikasına güvenoyu vermeyince ihraç edildiler ve bu partiyi kurdular. Denk, Hollanda'da artan ırkçılık ve İslamofobiye karşı bir propaganda yürüttü. Erdoğan'ın uzun kolu diye eleştirenler oldu ama bu seçimde 3 tane milletvekili çıkardılar. Bu önemli bir başarı.

Başörtülü olduğum için temizlikçi sandılar

Hollanda'da cami kundaklama olaylarında da son zamanlarda artış yaşandı. Müslümanlar camiler üzerinden hedef alınıyor diyebilir miyiz?

Hollanda'da 500'e yakın cami var. Bu olaylarda bir artış söz konusu fakat bunlar da yeni değil. Bunda Trump ve Marine Le Pen gibi aşırı sağcıların rolü var diye düşünüyorum. Örneğin Hollanda'da bir anket yapıldı. Bu ankette büyükşehirde yaşamayan lar Hollanda'nın yüzde 20'si Müslümanlardan oluşuyor demiş. Oysa ülkenin yüzde 5'i bile Müslüman değil. Fakat medya bunu hep farklı gösterdi. 2004'ten beri seçimlerin en temel konusu yabancılar ve İslamiyet oldu. Müslümanları öyle gösteriyorlar ki ben Müslüman olmasam ben de tepkili olur ve korkardım.

Avustralya'da geçtiğimiz günlerde başörtüsü yasağı uygulandı. Başka ülkelerden de benzer yasaklar gelir mi sizce?

Avrupa'nın başörtüsüyle, peçeyle her zaman sorunu olmuştur. Üniversitede 800 öğrenci içinde tek başörtülü bendim. Mahkemeye gittiğim ilk gün beni temizlikçi sandılar. Çoğu zaman da müvekkil ya da tercüman olduğumu zannediyorlardı. İlk zamanlar çokça tepkiyle karşılaştım ve benimle çalışmak istemediler. Şimdi Avrupa'da ciddi bir İslam kitlesi var.Örneğin ben avukat olup onların karşısına çıktım. Onlardan aldığım eğitimle onları eleştirebiliyorum.

Avrupa'nın yeni düşmanı Türkiye

Tüm bu yaşanalarda Trump'ın Amerika başkanı olmasının etkisi var mıdır sizce?

Tek neden Trump değil. Bunda Batı Avrupa'daki neoliberallerin etkisi de var. Fransa'daki İslam karşıtı Marine Le Pen, Hollanda'daki Geert Wilders belki Filip de Winter ya da Avusturya'daki ırkçı Fpo Partisi. Bunların hepsi bir şeyler peşinde. Amaçları arasında kendi oy oranlarını arttırmak da var. Hollanda Başbakanı Rutte de oyları bölünmesin diye bunu yaptı ama bu seçimde 9 sandalye kaybetti.

Dünyada artan İslam düşmanlığının da tüm bu yaşananlarda etkili olduğunu söyleyebiliriz değil mi?

İslamofobi 80'li yıllardan beri süregeliyor. Irkçılık ve nefret söylemi de aynı şekilde. Çünkü Avrupa'nın her zaman bir düşmana ihtiyacı var. Şu anda o düşman biziz. Avrupa'nın Erdoğan'la olan sorunu sadece siyasi değil. Hem yurt içinde hem de yurt dışında Erdoğanla birlikte Müslümanlaştık diyorlar. Erdoğanla birlikte başörtüsü yasağının kalkması, kadınlara daha çok yer verilmesi ve dengelerin değişmesiyle Müslümanların terörle ilgili olmadığını anladı dünya. Zaten İslam'ı terörle bağdaşlaştıran da yine Avrupa'ydı. Amerika zamanında Saddam'ı iktidara getirdi ve Saddam işine gelmeyince onu devirdi. O zamanlar da medyayı kullandı. İşte Batı budur.

Hollanda basını HAYIR propagandası yapıyor

Peki Hollanda'da referandum için 'Hayır' kampanyası yürütülüyor mu?

Hollanda basınında bakanın gelmemesi için yaygara koparıldı. Buraya oy toplamak için geldiği şeklinde haberler yapıldı. İşçi Partisi'nden Türk asıllı milletvekili Keklik Yücel, hayırcıların düzenlediği bir programda mikrofonu alarak insanların 'hayır' oyu kullanması için çağrıda bulundu. Bunu da Hollanda'nın devlet televizyon kanalında yaptı. Tabii bu işin sadece medyaya yansıyan kısmı. Hollanda, Erdoğan'a 'Benim halkıma karışma' diyor ama kendi ülkesindeki bir milletvekili başka bir ülkenin iç meselesine karışarak halkı kışkırtıyor. Ayrıca Hollanda Başbakanı bizden 'Benim halkım' diye bahsetti. Yani bu zamana kadar hep yabancı statüsünde olan bizler Erdoğan'la birlikte halk olduk.

Aynı muameleyi başka bir ülkenin bakanı olsa da yaparlar mıydı?

Beni üzen de o. Bugün bir Amerikalı'ya, Avrupalı'ya bunu yapmazlar. Hollanda özelinde Avrupa'nın bu tutumunun Erdoğan' a yaradığını söyleyenler var ama Erdoğan'ın böyle bir propagandaya ihtiyacı yok ki.

Peki Hollanda'da Türkiye'nin yürüttüğü seçim kapmpanyalarında önceden de sorunlar yaşanıyor muydu?

Bu kadar açık bir şekilde tepkiler verilmiyordu. Fakat Hollanda şimdi taraf olarak kısıtlamalar yapıyor. Yıllardan beri bakanlar gelip halkla buluşuyor. Ama şimdi tepkiler daha net bir şekilde ortaya konuyor. Erdoğanla mülteci konusunda pazarlık yapıyorlar ama şimdi onu dikdatör ilan ediyorlar. Erdoğan'a kimsenin diktatör demeye hakkı yok.

Avrupalı Türkler Hollanda yönetimine küstü mü peki?

Bizler zaten hükümete karşı demokratik hakkımızı yaptığımız seçimle kullandık. Yani Türkler gereken cevabını demokratik hakkını kullanarak verdi. Karşılık verme imkanımız da çok kısa süre içinde gerçekleşti.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum