Hakikati duymak istemeyenler ve ‘Taraf’

01.09.2009 17:05

Alper Görmüş

Hakikati değil, inandığı şeylerin propagandasını duymak isteyenlerin dünyasında hakikat peşinde koşmak... Ben, Taraf’ın, bölünme ve irtica korkusuyla “rejimimiz laik ve Türk olsun da, isterse totaliter olsun”a demir atmış kalabalıkların karşısındaki pozisyonunu işte böyle görüyorum. Öyle bir pozisyon ki, siyasi gazeteciliğin özü olan “sır ifşa etme”de attığı her adım sonrasında etrafındaki düşmanlık çemberi daha da çelikleşiyor. Sırf görevini iyi yaptığı için kutlanmak yerine taşlanan bir doktorun, mühendisin, öğretmenin psikolojisini düşünün...

Yanlış anlamayın; Taraf’ta çalışan gazetecilerin kendilerini benzer bir psikolojide hissettiklerini söylemiyorum. Bir kere her şeyden önce 50 bine yakın okuru ve milyonlarca (bunu hiç tereddütsüz söylüyorum) insandan oluşan dostları var. Ayrıca bir gazete icabında tümüyle yalnız da kalabilir ve bütün bir ülkeyi adım adım değiştirebilir; yeter ki, o gazeteyi çıkaran gazeteciler, yaptıkları gazeteciliğin yapılması gereken gazetecilik olduğuna inansınlar.

Son birkaç cümledeki rezervlerimden de çıkarabileceğiniz gibi, bu yazıda Taraf’ın, “rejimimiz laik ve Türk olsun da, isterse totaliter olsun”cular nezdindeki algısını ele alacağım.

Hiç gizlemeyelim, Taraf, Ahmet İnsel’in 17 Mayıs 2009 tarihli Radikal İki’de belirttiği gibi, “eleştiri oklarını kararlılıkla, biraz örselenmiş olmasına rağmen tarihe karıştı gitti demenin henüz safdillik olduğu silahlı kuvvetler merkezli vesayet rejimine yönlendiren” bir gazete... Bu da Taraf’ı, TSK’yı korkularını kuvveden fiile çıkartacak bir rejimin önündeki en büyük (belki de tek) engel gören kalabalıkların gözünde “düşman” ya da iyimser ihtimalle “düşman”la işbirliği yapan yolunu şaşırmış bir “bedhah” haline getiriyor.


Kalabalıklar ne zaman hakikatten korkmaz?


Bu soruya kestirmeden şu cevabı verebilirim: Beka kaygısı taşımadıkları zaman...

Vietnam Savaşı’nda işlerin ABD açısından kötüye gitmeye başladığı sıralarda yapılmış kamuoyu anketleri var... Bu anketlerde formüle edilen sorulardan biri mealen şöyle: “Gazetenizin, ABD ordusunun can kayıplarıyla ilgili gelişmeleri haberleştirmesini ister misiniz, istemez misiniz?” Bu soruya yüzde 70’e yakın bir çoğunluk “istemeyiz” cevabı veriyor ve yalan da olsa Amerikan ordusuyla ilgili olarak sadece “iyi” haberler duymak istediklerini imâ ediyor.

Komünizme karşı mücadele eden Amerikan ordusunun yerine “irtica”yla mücadele eden Türk ordusunu; komünizmin hayat tarzını tehdit ettiğine inanan Amerikan halkı yerine de “irtica”nın hayat tarzını tehdit ettiğine inanan Türk halkını koyun... “Eleştiri oklarını kararlılıkla silahlı kuvvetler merkezli vesayet rejimine yönlendirmiş” bir gazete olarak Taraf’ta bu çerçevede yer alan her haber, Türk Silahlı Kuvvetleri’yle ilgili olarak sadece “iyi” haberler duymak isteyenleri çileden çıkartıyor ve her haber, biraz önce de dediğim gibi gazetenin etrafındaki “düşman” algısını yoğunlaştırıyor.


“Lütfen okuyun (laik kesimden bir mektup)”


21 ağustosta, “konu” kısmında yukarıda gördüğünüz uyarının yer aldığı çok ilginç ve çok samimi bir mektup aldım. Hatta mektup o kadar samimiydi ki, bir an kendini böyle tanımlayan fakat aslında böyle olmayan biri tarafından gönderilmiş olabileceğini bile düşündüm. Fakat hayır, internette bu okurumun başka yazılarına da ulaştım (hatta fotoğrafına bile!), yazılar, onun gerçekten de “laik kesimden” olduğunu gösteriyordu.

Kendisine cevap yazdım, ilaveten de mektubunu “isimli ya da isimsiz” yayımlamak üzere izin istedim. Cevap gelmedi. Bu arada ben de, “laik kitleler” hakkında yazageldiğim her şeyi doğrulayan bu kıymetli mektubu isimsiz olarak yayımlama hakkım olduğu hususunda kendimi ikna ettim. (Çünkü mektupta “yayımlamayın” gibi bir rezerv yoktu. Ondan onay almadan ismini veremem, vermiyorum da, ama dediğim gibi isimsiz olarak yayımlamakta bir sakınca görmüyorum.) Bazı tekrarları çıkartarak, mektubu sizin de dikkatinize sunuyorum:

“Merhaba Alper bey, eminim birçok mail alıyorsunuzdur ve yine eminim hepsini okumuyorsunuzdur, umarım mailimi okursunuz. Ben işimi söylemek istemiyorum ama okumuş, kendini geliştirmiş bir beyaz yakalı kentli laik sınıfa ait bir insanım diyelim. Son yıllardaki değişim, doğrudur, bizim sınıfı inanılmaz rahatsız etti, ediyor. Son yazınızı okuyunca (“Önce delirttiler, şimdi de deli deli olmayın diyorlar”) birkaç şey yazmak istedim. Evet, Taraf gazetesinden nefret ediyoruz (bilerek çoğul kullanıyorum, çünkü sınıfımı, ait olduğum kesimi ve duygularını çok iyi biliyor ve gözlemliyorum, o yüzden tekil şahıs kullanmayacağım). Sizin bu ülkenin demokratikleşmesi amacıyla değil, başka planlar için bu gazeteyi çıkardığınıza inanıyoruz, arkanızda işte o meşhur Soros ve bilumum vakıfların olduğuna ve bunların da bu ülke hayrına bir şey yapmayacaklarına inanıyoruz. Ulusalcıyız, sosyal demokratız diyoruz ama bazen şaşırtıcı derecede faşistliğe kaçabilmeye müsaidiz. Örneğin Kürtleri sevmiyoruz, hatta nefret ediyoruz, ve onların kendi bölgelerine dönmelerini istiyoruz. Bu ülkenin hayrına bir şey yapmadıklarına inanıyoruz ve her türlü pisliğin Kürtlerde olduğunu düşünüyoruz (uyuşturucu, hırsızlık, kapkaç, töre cinayetleri, terör, kan davası, vb.).

“(...) Laiklik konusundaki izlenimlerinizin çoğu doğru, evet bu halkı psikolojik olarak bozdular, AKP’ye güven hiç yok, ve cidden düşman olarak görülüyor, ama asıl korku işte İran olacağız, Pakistan olacağız değil, o noktaya gelmeyeceğini biliyor halk ama ölümü gösterip sıtmaya razı olmak istemiyor. Ve asıl sorun AKP üst yöneticileri değil, alt kadroları (il, ilçe başkanları, belediye başkanları). Siz sahil kesiminin tamamının neden AKP’den kaçtığını düşünüyorsunuz, çünkü öyle saçma icraatlarda bulunuyorlar ki en tarafsız adama bile, ‘Ulan bunların niyeti ne’ dedirtiyor. (...) Mahalle baskısı yalan değil, inanın var ve bu bizim kesimi inanılmaz rahatsız ediyor, AKP’ye düşmanlık bundan. İnanılıyor ki, AKP giderse mahalle baskısının dozajı biraz azalır, desteği kalmaz, ama şu an cidden bu bir gerçek ve hissedilmekte...

“Ergenekon da aynı şekilde, evet yasadışı olaylar olmuş, belli, ama Veli Küçük’lerle diğer paşaları ve rektörleri aynı kefeye koymuyor bu kesim. ‘Bir komutan Kürtleri öldürmüş doğuda’ haberi rahatsız etmiyor üstteki nedenlerden dolayı ve AKP’ye muhalif olduktan sonra hukuk dışına çıkmalara bazı durumlarda yanlış gözüyle bakılmıyor. Tayyip Erdoğan’ın özünde diktatör eğilimli, demokrasiyle alakası olmayan, tek adam zihniyetli bir lider olduğu görüşü hâkim. Ve tabii ki ABD’nin bir dediğini iki etmeyen birisi olarak görülüyor. ABD’den de nefret ediliyor ve hep kötülük yapar imajı var ABD’nin... Bazen düşük cümleler olduğunun farkındayım ve uzun bir yazı oldu belki ama büyük bir kesim adına bir içini dökme olarak algılayın. (...) Söylemeyi unuttum, bu kesim için türban da artık düşman bir simge durumuna gelmiştir... Ve bunu çözerse ancak laik bir parti çözebilir. Böyle bir parti baştayken çözülürse ses çıkmaz, yoksa alttan altta doluyor bu kesim ve bir gün patlayacak; korkum odur.. İyi çalışmalar dilerim...”

Bu mektuba, dört erin ölümüne yol açan teğmenle ilgili haberi Taraf’a referansla veren Hürriyet’in internet sitesine gönderilen okur yorumlarını da ilave etmek gerekir: 326 yorumdan hatırı sayılır bir bölümü, ölen erlerin acısından nasipsiz bir havada, “Taraf’a bu kozu nasıl verirsiniz”in derdindeydi...

İşte böyle bir ruh halinden söz ediyorum... Ama çok fazla şaşırtıcı değil: Korkunun aklı devreden çıkardığı durumlarda benzerlerine daha önce de rastladığımız bir “kitle ruhu...”

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim