1. YAZARLAR

  2. Ümit Kardaş

  3. Hakikat özgürlük adalet ve insaniyet
Ümit Kardaş

Ümit Kardaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Hakikat özgürlük adalet ve insaniyet

A+A-

Hukukun iç âleminde etik-ideal bir olması gereken, bir düşünsel hakikat bulunmaktadır. Bu düşünsel hakikat adalettir. Adaletin bir imkân olmaktan çıkıp, bir hakikat haline gelebilmesi ise ancak özgürlükle, özgürlük ortamıyla mümkündür.

Özgürlük düşünmeye özgü bir şeydir, düşüncenin içeriğini oluşturan dinamik bir güçtür. Özgürlüksüz düşünce düşünülemez, çünkü özgürlük düşüncenin ruhudur. Bu nedenle düşünce özgür bireyin vicdanında, diğer bir deyişle zaman-mekân âleminde insanın ruhunda oluşur ve gelişir. Adalet de düşünsel hakikatten olduğuna göre o da ancak özgürlük ortamında gelişir. (Orhan Münir Çağıl- "Hukuka ve Hukuk İlmine Giriş") Adalet, özgürlük birlikte hukukun iç âleminin temelini oluştururlar. Hukukun iç âlemindeki hakikat de adalet ve özgürlükten doğar. Bu hakikat aynı zamanda "insaniyet (hümanite)" denilen daha yüksek ve kutsal bir hakikate, bir değere işaret eder. İşte hukukun dış âleminin görevi bu iç âlemi ortaya çıkarmak, korumak, geliştirmek ve hukuka doğanın, sosyal ve tarihî bünyenin atmosferi içinde buna uygun bir kimlik ve şekil vermektir.

Hukukun iç âlemindeki değerlerle (özgürlük değeri + adalet değeri + hakikat değeri = insaniyet yüksek değeri) dış âlemini kesin olarak birbirinden ayırmak mümkün değildir. Bir tarafta değerleri temsil eden ide, diğer tarafta ise yaşam vardır. İnsan yaşamı da doğduğu andan itibaren idelerle gelişir. İdelerin somut yaşamda kendilerini göstermeleri insanî kültür şeklinde ortaya çıkar. Kuşkusuz ide ile yaşamın, düşünce ile doğanın, özgürlükle zaruretin, idealite ile realitenin neden ile sonucun dialektik ilişki ile kültürel ve sosyal yaşamı oluşturmalarında insan akli ve vicdani bilinçle donanmış, sorumlu, oluşma halinde olan bir varlıktır. İnsanla sonsuz soyut hakikat ve insanla sonsuz somut hakikat arasında sonsuz ilişkiler vardır. İnsan, sonsuz soyut ile sonsuz somutun ilişki kurduğu yerde oluşmakta olan bir merkez ve aynı zamanda bunlardan doğan zıtların bir gerilim ve bazen de gerçekleşmesi imkân dâhilinde olan bir bireşim (terkip) alanıdır. Bu bireşim ancak özgürlüğünün ve sorumluluğunun farkında olan insanın bilinçli, akla, vicdana ve bilime uygun eylemleriyle gerçekleşir. İnsan sürekli kendini oluşturan bir "var oluş", oluşan bir gelecektir. Aynen eksistansiyalizmin öngördüğü gibi insan aralıksız kendisine doğru koşan bir hamle, bizzat ruh, anlam ve özgürlüktür. Varlığın özünden çıkan değerler (özgürlük, hakikat, adalet, estetik, insaniyet, aşk) insanda belirirler ve insanın özgür eylemleriyle oluşurlar. İnsan bu değerleri gerçekleştirdiği ölçüde ve sürece insandır. Aksi durumda insanın iç âlemi yoksullaşır, geriye sadece dış âlem, insanın dışında bir şey kalır. Adalet idesi de bu şekilde gerçekleşir. (Çağıl-a.g.e.) Bu nedenle olan hukuk-olması gereken hukuk düalitesi ana bir zemindir. Filozof Immanuel Kant adalet idesinin önemini şu sözlerle belirtmektedir: "Eğer adalet yok olursa, o zaman dünyada insanların yaşamasının bir değeri kalmaz."

Hukukta birey-toplum düalitesi

Bu düalite tartışılırken insandan hareket etmek gerekir. Birey ve toplum, düalitenin asli unsurlarıdır. Ancak bunların üstünde bulunan değer insandır. Sosyal evrende aileden devlete kadar birçok topluluk ve organizasyon bulunmaktadır. Ancak bunlar da insanların birbirleriyle olan ilişkilerinden doğan amaçların hizmetindedir. Bu ilişkilerin amaçlarının hepsinde insan ortaya çıkar. Bu nedenle toplum bireyi aşan metafizik bir realite olmayıp, zıtlık oluşturan bu iki unsuru da kapsayan ve aşan insandır. Önemli olan toplum-birey arasındaki gerilimleri kişi özgürlükleri, ifade özgürlüğü, bireysel adalet ve sosyal adalet idelerinin ışığında bir uyuma dönüştürmektir. Sosyal evrende hakikat ikili bir ilişkinin tarafları olan birey-toplum kavramlarının ortasındaki derin noktadadır. Bu derin nokta özgürlük, adalet ve insaniyet değerleridir. Olan hukuk yönünü bu değerlere çevirmelidir.

Doğal hukuk anlayışı her türlü şekilciliğin ve kavram kültünün karşısında olup, olan hukuk olarak ortaya çıkan yasallaştırılmış barbarlığa karşı insaniyet ve adalet değerlerini savunur. Doğal hukukla çıplak bir pozitivizm arasındaki mücadele ahlakla siyaset arasında, akıl ve vicdanla ihtiraslar arasında, hukuk devleti ile totaliter devlet arasında ortaya çıkar. Son bir analizle bu mücadele insaniyet ile siyasi yarar ve çıkarlar arasındadır. Devletler çoğunlukla adalet ve insaniyet değerleriyle hareket etmemişlerdir. Bu nedenle "adalet devletin temelidir" cümlesi bir çelişkiyi barındırmaktadır. Bu cümle belirli bir iddiayı içeren bir beyandır. Oysa çelişmeyi ortadan kaldırmak için "adalet devletin temeli olmalıdır" demek gerekir. O zaman bu cümle ahlakî bir talep haline gelir. (Çağıl- a.g.e.) Bazen yaşam idelere başkaldırır, yaşam ile ideler arasında bir uyuşmazlık, bir gerilim oluşur. İşte insanın görevi yaşamın canlı dinamizmi ile idenin dinamizmini bağdaştırıp, bu gerilimi yumuşatmak, mümkünse ortadan kaldırmaktır.

İnsan nedir ve ne yapmalıdır?

İnsan anlam ile madde, sonsuz ide ile sonsuz yaşam arasında yer almış ve aynı zamanda bunların bazen çatıştıkları, bazen kaynaştıkları bir varlıktır. Ancak insan bu durumda edilgen bir araç olmayıp, sorumluluklarla, akıl ve vicdanla donatılmış özgür iradeli bir varlıktır. Diğer bir deyişle oluşan, eylem yapabilen verimli bir varlıktır. Bu nedenle insan kişiliği somut birtakım çıkarların çıplak bir aracı durumuna getirilmemelidir. Kuşkusuz insanlar ve milletler birbirlerinden araç-amaç düşüncesine dayanarak yararlanırlar. Ancak bu yararlanma insanın kişiliğine, onuruna ve yaşamına saygıyla yapılmak zorundadır. Kant'ın bu konudaki kategorik emperatifi (mutlak emri) çok önemlidir: "Öyle hareket et ki sende ve ötekilerde görünür olan insanlık asla sadece araç değil, aksine daima ve aynı zamanda amaç olsun." Kant buradan hareketle insanın önemini ve yerini şu sözlerle belirtmektedir: "İki şey ruhu, daima yeni baştan ve gittikçe artan bir şekilde hayranlık ve saygıyla doldurmaktadır. Başımın üstündeki yıldızlı gökler ve içimdeki ahlak kanunu (sonsuz insaniyet idesi)." Kant felsefesinin temel değeri insaniyet duygusudur. İnsaniyetin içeriğini ise hakikat, özgürlük ve adalet oluşturur. Yıldızlı göklerin, doğa kanunlarının karşısında insan ezilmiş bir fanidir. Gerek fizik ve biyolojik dünya, gerek sosyal, ekonomik ve tarihî dünya işini hem kolaylaştıran hem zorlaştıran zıtlıkların çatıştığı kaotik ve trajik bir ortamdır. İnsan böyle zorluklarla dolu bir ortamda oluşmaya mahkûm edilmiştir. Ancak insaniyetin temsilcisi bir "manevî-aklî ben", bir "sonsuz ruh" olarak insan hakiki sonsuzluğu bilerek evreni aşar. İnsan özgür ahlakı ve özgür insaniyeti ile zorba ve zalim güçlere karşı mücadele etmeye mecbur ve bu mücadeleden sorumludur. Bu mücadeleyi doğuştan getirdiği özgürlükle ve bu özgürlüğün ideleriyle yapabilir. Özgürlüğün bu ideleri manevî-aklîdir. Felsefî akıl olarak özgürlük, bilimsel akıl olarak özgürlük (hakikat idesi), hukukî akıl olarak özgürlük (adalet idesi), ahlakî akıl olarak özgürlük (iyilik idesi), estetik akıl olarak özgürlük (güzellik idesi), dinî akıl olarak özgürlük (maddî âlemin ötesi, fanilik idesi). (Çağıl- a.g.e.) Sonuç olarak insanın gerçekleştirmeye çalışacağı hukukun regülatif (ayarlayıcı) ideleri hakikat, özgürlük ve adalettir. Kanunlar adalet ve özgürlük ile birlikte yürür. Bu değerlerden ayrılındığı durumda geriye sadece kanun görüntüsünde bir irade, bir kaba güç kalır. Bu nedenlerle 'İnsan nedir?' sorusu tartışılacak sonsuz bir konudur. Kant'ın dediği gibi insanın en büyük davası bir insan olmak için ne olmak icap ettiğini bilmektir. "İnsan, insan için kutsaldır." (homo sacra res homini)

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT