Hakaret Hz. Peygamber’e değil, Atatürk’e edilseydi!.

21.03.2012 03:04

Ali İhsan Karahasanoğlu

Cumhuriyet gazetesini açıp okuyorum. Bir tek yazarı bile, “28 Şubat ile yüzleşmemiz lazım” diye bir görüş açıklamıyor.

Sözcü gazetesini açıp bakıyorum.. Bir küçücük haberinde bile, “Başörtü yasağında yaşanan haksızlıklar konusunda empati yapmamız lazım” diye bir dipnot göremiyorum..

Aydınlık gazetesini alıyor, medyadaki egemen güçlerin fikir babası konumundaki zevatın köşelerini inceliyorum.. “Artık kendimizi de bir özeleştiriye tabi tutmalıyız. Dindar insanların inançlarına yönelik yaptığımız tahkirler konusunda, yanlışlarımızı gözden geçirmeliyiz” şeklinde bir yorum göremiyorum.

Hürriyet-Milliyet’teki kapitalistleşmiş solcularda böyle bir özeleştiri bulmamız, zaten hiç mümkün değil..

Ama ne hikmetse..

Bizim mahallede büyüyenlerden bir entel-dantel takımı var ki, sabah akşam dindar camiaya dayatmaya kalkışıyorlar: “Sivas’la yüzleşelim. Sivas’ta yaşananlar konusunda empati yapalım. Sivas’ta insanları yakanları bizim camiamızdan olsalar da kınayalım. Madımak’ta bizim kardeşimiz olsaydı ne düşünürdük, bunu hissedelim.”

Sol kafalarla yata kalka, aşağılık komplekslerini daha da derinleştirmişler, suret-i hak’tan görünerek ahkam da kesiyorlar: “Onlar solcu zaten. Onlardan tutarlılık bekleyemeyiz. Bizler inançlı insanlarız. Bizim bu duyarlılığı mutlaka göstermemiz lazım. Aydınlıkçılar, Cumhuriyetçiler, Sözcü takımı.. Bunların dürüst olma zorunlulukları yok. Dindar insanların bu zorunlulukları var.”

Nasıl taktik?

Meleklerin varlığını öğrenmişler, iman etmişler..

Ama kafaları hep şeytanlığa çalışıyor..

Günün 24 saatinde solcularla oturup kalkıyorlar..

Onların gazetelerine kapak atmayı düşlüyorlar. Onların programlarına çıkmayı hayal ediyorlar.. Onların televizyonlarında olmayı arzuluyorlar..

Sonra da dindarlara akıl veriyorlar: “Onların tutarlılık diye bir dertleri yok. Biz tutarlı olmalıyız!”

Onların öyle bir dertleri yok ise, niye onlarla vakit geçiriyorsunuz?

Niye onların programlarında, dindarlara küfürler savuruyorsunuz?

“Solcuların tutarsızlıkları doğru.. Onlarla yatıp kalkanların, dindarlara küfretmeleri yanlış.. Ama camiamızdaki insanların Sivas’ta insan yakmaları da yanlış” diyenler çıkacak..

Onlara, somut bir örnekle cevap vereyim..

Dünkü Doğan grubu gazetelerinden birisinde çıkmış.

Sivas’ta Madımak Oteli’nin önünde çıkartılan yangın sonucu ölenlerden, İşçi Partili Metin Altıok’un kızı imiş.

Olayları en yakından bilmesi gereken, babasını bu olayda kaybettiği için, ayrıntılara en fazla hakim olması gereken bir kişinin, bakın şu yazdıklarına: “Belli kişiler için yargı yolu açıldığına dikkat çekerken, neden Temel Karamollaoğlu, Şevket Kazan gibi isimleri anmaktan imtina ediyor? Böyle bir durum söz konusu ise, kim olursa olsun, dönemin tüm kamu görevlileri için geçerli olmamalı mıdır?”

Hanımefendi siyasi iktidarı eleştirecek diye; “dönemin kamu görevlileri için yargılanma yolu açılabilir” şeklindeki AK Partili bir yetkilinin açıklamalarına cevap olarak iki isim veriyor. Bunların da Sivas olaylarında suçlu olduğunu ima ediyor.

O isimlerden birisi, SHP iktidarı döneminde yargılanıp beraat eden Temel Karamollaoğlu.. AK Parti iktidarı döneminde yargılanmış olsa, eleştiriye bir şey demeyeceğim. Ama, senin kafandakilerin iktidarı döneminde yargılanıp beraat etmiş bir insandan, daha hâlâ ne istiyorsun sen?

Diğer suçlanan ise, Sivas olayları ile yakından uzaktan hiç ilgisi olmayan, o dönemde hiçbir kamu görevi olmayan Şevket Kazan.

Göreceksiniz, yakında bu yazıdan alıntı yapan, bu yazıdan iktibasda bulunan.. Bu yazıdan kaynak gösterip görüş açıklayanlar.. Sivas olayları için yargılanması gerekenler listesine, Şevket Kazan’ın da ismini almaya başlayacaklar..

Sonra da solcularla kanka olan bizim yeni yetmelerimiz dindar camiaya çıkışacak: “Şevket ağabeyinizin olaydaki sorumluluğunu göz ardı etmeyin. Gerçeklerle yüzleşin.”

Metin Altıok’un kızı, “Şevket Kazan’ı Sivas olayları ile irtibatlandırma”ya çalışırken ne derece doğruyu söylüyorsa, “Dindar camianın Sivas’ta insanları yaktığı”nı söyleyenler de, o derece doğru söylüyorlar!

Onun için kimse yorulmasın..

Dindar camianın, yüzleşecek hiçbir suçu yoktur..

Çok basitinden söyleyeyim, Hz. Peygamber’e yapılan hakaretler, örneğin Atatürk’e yapılmış olsaydı.. Atatürk’e hakarette bulunanların elebaşısı, İzmir’de düzenlenen şenlikte baş misafir olsaydı.. Ve bunların kaldıkları otelde yangın çıkıp, 35 değil, 300 kişi ölseydi.. Emin olabilirsiniz ki, ne dindar camia, ne de diğerlerinden bir tek kişi, ölenlerin ismini ağzına alıp, kimsenin hakkını soramazdı.. Anında susturulurlardı: “Sizi gidi Atatürk düşmanları sizi! Hâlâ konuşuyor musunuz siz?”

YENİ AKİT

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim