1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. ’’Hadis Usulu ve Tarihi, Rivayetlerin Sahifeleşmesi’’
’’Hadis Usulu ve Tarihi, Rivayetlerin Sahifeleşmesi’’

’’Hadis Usulu ve Tarihi, Rivayetlerin Sahifeleşmesi’’

Almanya’da faaliyet gösteren İrşad kitapevinde bu hafta Taceddin Şimşek tarafından ’’Hadis usulu ve tarihi, Rivayetlerin sahifeleşmesi’’ başlıklı bir seminer sunuldu.

A+A-

Semineri yöneten Murat Kurt giriş konuşmasında "günümüze kadar gelen rivayetlerin sağlık derecelerini mutlaka gözönünde bulundurmalıyız. Çünkü Rasulullah'tan bu yana geçen zaman surecinde başka amaçlar içinde rivayetler olabilir. Burada müslümana düşen görev her rivayete hemen inanıvermek olmasa gerek. Her konuda olduğu müslüman aynı zamanda her konuda uyanık olmalı'' dedi. Giriş konuşmasından sonra Murat Kurt semineri sunmak için mikrofonu Taceddin Şimşek'e bıraktı.

Selamlama konuşmasından sonra seminere başlayan Tacettin Şimşek; Hadis Tarihi, Rivayetler'in Sahifeleşmesi, Rivayetlerin Söz'den Yazı'ya aktarımı, Külliyatların ortaya çıkış süreci; Sünnî Külliyâtın, Şiî Külliyâtın, Siyer ve Meğâzi kitablarının yazılma süreçlerinin ve tanıtılmalarının yanında, Hadis Usulü'nün temel Meseleleri –ki bunlar ağırlıklı olarak Rivayetin Sened ve Metin bölümleri, İsnad/Cerh ve Ta'dil, Sahabîler, Tabiin/Mürsel Hadisler, Özel Rivayetler (Haber-i Ahad), Mütevâtir Rivayetler (Genel Haberler), Resulullah'ın Sünneti; Sünnet Çeşitleri (Örfi Sünnet, Teşri Sünnet), Sünnet'in Teşri kaynağı oluşu gibi başlıklarının altını açtı ve rivayet İlimleri'ne Giriş başlığı altında; Bilginin Birliği, Kur'an'da Hadîs, Sünen, "Usetun Hasenetun", haber, siyer, eser kelimelerin kullanımlarına kısa bir değiniden sonra Resûl'ün Sünnet'i ve Hadis, Sünnet'in ne olduğu gibi konuların yanında Hadis Tarihi'ne kısa bir özetini verdi.

Tacettin Şimşek sunumunun devamında şu vurgular yaptı; "Bizler kendimizi Allah'ın Resulü'ne/Münevver Medine Rüşdü'ne nasıl halef olabiliriz sorusunun muhatabı olarak görüyorsak geçmişe, Tarihe bakmak durumundayız demektir. "Kitap nedir, İman nedir bilmez" "Ümmi bir Elçi'ye" Kur'ân bir Alem Tasavvuru Armağan etti. Bu Dünya Görüşü'nün Kur'ân'daki Kavramsal İsmi "Hikmet"dir. Kur'ân "kime Hikmet verilmişse ona çok şey'in verilmiş olduğunu" (2/Bakara 269) söyler. Kur'ân, kendi Elçisi'ni "Büyük bir Ahlak üzere yaratılmış" (68/Kalem 4),"İnsanlar için bir Örnek" (33/Ahzab 21) olarak takdim eder. O'na uyulması gerektiğinden bahseder (3/Al-i İmran 32, 4/nisa 59). O'na itaat Allah'a itaattir (4/Nisa 70).

Hikmet kavramını temel alarak; böylece Bilginin Birliğine de vurgu yapmış oluyoruz, Hikmet'i iki alt grubta toplayabiliriz; İlahî Hikmet (Kitâb) ve Beşerî Hikmet (Nebevî Hikmet). Nebevî Hikmet Kur'an'dan kökenlenir. Kur'an hayata müdahale eden bir kitabtır. Kitabın anlaşılması, yaşanması sürecinde Hikmet ortaya çıkar. Hikmet sahibi kişi hayatı tanır, olayları yorumlayabilir ve alacağı tavrı gayet iyi bilir, o sadece bir aktarıcı konumunda değildir. Hikmet sahibi kişi eşyanın kanunlarını bilmelidir ki önderlik yapabilsin. Ona eşyanın isimleri öğretilmiştir. Özetle söyleyecek olursak, Kitâb Nazarî/teorik Hikmet ise, Sünnet onun hayata aktarılmış sahnelenmiş şeklidir.

İnzal edilen Kitab bilgisi Peygamber tarafından içselleştirilip yaşandığında Yaşayan Kur'an'dan bahsedebiliriz. İndirilen Vahy Resul tarafından pratize edilerek somutlaştırılır, Sünnet haline getirilir. Bu pratikler ise bizlere nesilden nesile yaşanılarak aktarılmanın yanında (Namaz, Hac örnekleri) rivayetlerle de gelir. Sünnet ile Hadis arasındaki ayrımdan bahsettiğimizde Sünnet (ilk dönem kaynaklarında ya tamlama ile ya da bir sıftala kullanıldığını görüyoruz: Resul'in Süneti, güzel bir Sünnet vs.) takip edilmesi gereken yol, hâl, tavır, gidiş, davranış ve harekettir, hadis ise Hz. Peygamber'in yaptıklarının, söylediklerinin veya takrirlerinin şifahi (sözlü) veya yazılı aktarımıdır. Buradan kalkışla her Sünnet bize rivayet yoluyla da gelebilir, her hadis ise bir Sünnet içermeyebilir. Bu açıdan hadis kitapları Sünnet'i tesbit için gerekli kaynaklardır.

Bunun yanında Resullulah'ın Sünneti'ni tesbit etmede Siyer, Tabakat, Sahabe biyografileri, nuzul vasatını aktaran diğer kaynaklar, arkeolojik kazılar da müracaat edilebilecek kaynaklardır. Allah'ın Resulünü bizler iki kanaldan tanırız, Sünni ve Şii kanal, bu külliyatların karşılıklı olarak okunmaları bizlere yeni kapılar açabilir. Aktarılan olayların özünün ne olduğu noktasında bazı ipuçları sunabilir.

Rasûl-i Ekrem'in vefâtından sonra onsuz bir hayata intibakta yaşanılan zorluklar.. Artık Kur'ân'ı,  anlama, hayata aktarma çabalarında bir Muallim'den mahrumdular.  Sonraki nesillerde müşterek çizgi yanında farklı eğilimler ortaya çıktı. Ehl- Hadis, Ehl-i Re'y ortaya çıktı. Resulsüz bir hayata intibak sorunları.. Bugün de halan devam eden bir sorun.. Sınanma devam ediyor..

Rasûlsüz bir Çağ'da yaşayan Kur'ân okurlarının –ki bu öncekiler ve sonrakiler ve de bizler için geçerlidir- Kur'ân'la olan yolculuklarında kendilerini iki uçurumun kenarında bulurlar. Onlardan istenen ise kendilerine Ni'met verilen Müstakim Sırat üzerinde ilerlemektir (1/Fatiha 4). Uçurumun bir yanı 'Kitap ile Hikmet'in arasını ayırmak', Allâh ile Rasûl'ün arasını ayırmak, böylece gadablanılan güruha girmekken diğer yanı 'Kur'ân'ı arkaya atıp, Zan'na tabi olmak, Atalar Geleneği'ni O'nun önüne geçirmekle Kur'ân'ı ilga etmek, geçersiz kılmak. Kur'ân'ın değimi ile elleri ile yazılan kitapları Allâh'tandır diye Din edinme şaşkınlığı."(2/Bakara 79). Bu ikilem Rasûl'ün efatı ile başlamış kıyamete kadar da sürecektir. İşte tarih ve işte sınananlar…"

Seminerin son bölümünde Şimşek Hadis Tarihini anlattı.

"Mütekaddimun (Öncekiler) Dönemi, yani Sahabe devri (1. Asır).  İkinci Asırda [Tâbiûn Dewri (H. 100-150; Etbâ'ut-Tabiîn Dewri (H 150-220)] Hadis'lerin derlenmesinin sistemli hale geldiğini, tedvin ve tasnifin yanında tenkid sisteminin (cerh ve ta'dil) temellerinin atıldığını, Hadis'in teşrii değeri üzerine yapılan tartışmaları görüyoruz.

3. Asır Tasnif'in altın çağıdır. Külliyatların çoğunluğu bu dönemde ortaya çıkar. Bu çağdan sonra Muteahhırun (Sonrakiler) Dönemi başlar. Bu dönemin önemli çalışmaları daha çok Hadis Usulü alanında olmakla birlikte zevaid (ziyade, ek) eserler bu dönemde yazılır (Hicri 800 lere kadar olan dönem). Ve günümüze kadar olan dönem."

Dinleyicilerin soru ve katkılarından sonra bu güzel sunu için Taceddin şimşek'e teşekkür edildi, bir sonraki sunuda buluşmak dileği ile çay sohbetine geçildi.

Lokman İhtiyar/ Almanya

HABERE YORUM KAT

2 Yorum