Hacer geçti...

01.07.2010 11:25

Sibel Eraslan

Üniversite sınavlarında tanıdım kendisini, ismi Hacer’miş...
Oğlumun sınava girdiği fakülte binasından, giriş sonrasındaki ilk on dakika içinde, iki görevli ile birlikte çıkartılmıştı dışarıya... Ne olduğunu anlamadan oğlumu beklemek üzere oturduğum o derme çatma kafeteryanın naylon masasından koluma girerek kaldırdılar beni... “Bir dakika gelir misiniz?”
Halbuki pek çok anne gibi oğlumun sınavı süresince okumayı düşündüğüm sûreler, tesbihat ve dualar vardı önümde. Ayracı, Musaf’ın Fetih Sûresi’nde bırakarak kalktım bekleme masasından... Hayrola ne var? Profesörmüş beyefendi, “Benim de bir kızım vardı ve aynı sorunları biz de yaşadık, ne olur genç kızımıza yardımcı olalım” diye bir şeyler söylüyordu. Üzgündü. Tedirgindi. Ne olduğunu anlamadan kalkıp onunla birlikte olay yerine gittim. Ağlayan bir kız... Yanında başka bir kız daha... İki öğretim üyesi... Hacer’miş ismi...
Gözetmen kendisine kılık kıyafet hakkında uyarıda bulunmuş. Hacer, inancı gereği başını örten bir genç kız. Birkaç cümleyle kendini savunmaya çalışmış. Sınava giren diğer adayların da itirazlarıyla salondan atılmış. Gözetmen eğer onun bu halde sınava girmesi sağlanırsa, fakülte yönetimi ve diğer hocalar hakkında soruşturma açtıracağı tehditiyle herkesi esir almış...
Halbuki Hacer bundan önceki üç sınava da örtüsüyle girmiş. Hem de girdiği sınav binaları, fakülte yerleşkeleri imiş... Demek ki istisnai bazı durumlar var. Yani sınav görevlilerinin paşa gönüllerine kalmış çifte standartlı durumlar... Bu hallerde hukukun izleyeceği yol hangisidir? Yani aynı durumda bazı yetkililer kısıtlama, bazılarıysa serbestiyet taraftarı fiil içindeyseler... Hangisi esas alınacaktır? Aynı durumda hangi çözüm daha serbest, daha özgürlükçü, daha fayda sağlayıcı, daha kolaylık sunucu ise, o tercih edilecektir... Ne yazık ki Hacer’in durumunda bu söz konusu olamadı. Ve Hacer lise ikincisi olarak tüm bir yıl boyunca gecesini gündüzüne katarak hazırlandığı sınava giremedi...
Yaklaşık yarım saat boyunca onunla konuştum. Başörtüsünün altındaki bandanayla sınava girebileceğini söyledim. Yanımıza yanaşan öğretim üyesi olduğunu sonradan öğrendiğim bir başka hanım da, Hacer’e perukla girebileceğini söyledi... Hatta başka kadınlar da geldi yanımıza... Şort giymiş, yazlık giysili bir başka hanım da söze karıştı; “Evladım..” diyordu, “Hep başkaları okuyor, sizin gibiler okuyamıyor, bu kadar çalışmışsın, bu fırsatı lütfen değerlendir” diyordu... Bir iki başörtülü olmayan kadın da ağlıyordu Hacer’le yaptığımız konuşmayı dinlerken... Sanırım 7-8 kişilik bir ikna odası kuruvermiştik Hacer’in etrafında...
Hacer, hepimize isminin anlamını bir kere daha hatırlatacak bir ders verdi o gün... “Ben başımı açamam” dedi... Tıp fakültesine hazırlanıyormuş. İlk sınavda aldığı puanlar çok yüksek. Ablasıymış diğer kız. O kadar çalıştı ki yıl boyu diye anlatırken ağlıyor o da... Babasıyla konuştum telefonda iki kez, sesim titredi bu babanın karşısında, sanki ailesinden birisi varmış gibi kızının yanında öyle sevindi ki beni işitince... Ama işte çaresizlik... Hukukun işlemediği, zorbalığın kanun gibi yerleştiği bir düzeyde gözümün önündeki bir kıza hiçbir yardımda bulunamıyordum...
Aslında o yarım saat boyunca Hacer değildi konuştuğum... Kendi çocukluğum, kendi gençliğimdi biraz da... İnsan kendi hayatı hakkında radikal kararlar alabiliyor da, iş başkasına, başka gençlere geldiğinde bu kadar kesin konuşamıyor. “Sibel abla, siz de başınızı açmamıştınız, ben de sizin gibi direniş kararı alıyorum” diyen Hacer’e, arkadan bağlı bandanayı takacak olursa onu sınavdaki yerine kadar götürüp imtihana koyacağımı söylüyordum... Kendim miydi, Hacer miydi elinden tutup okula sokmak istediğim? İsmi Hacer olanın koşmaktan yana yazılırmış kaderi, o misal... Hacer hem de benim bir zamanlarki hayat seçimimi bana hatırlatarak kuruyordu tüm cümlelerini... Hasılı kelâm ikna edemedik onu sınava girmesi konusunda...
Son söz olarak kendisini verdiği bu zorlu karar konusunda tebrik ederek uğurladık.
Oğlumun sınavı süresince okumaya niyet ettiğim hiçbir sûreyi, tesbihatı okuyamamıştım. Musaf’ın ayracını arasına bıraktığım Fetih Sûresi’ne baktım gülümseyerek. Mü’minlere yakın zamanda bir Fetih’ten bahsediyordu. Hem de onların hiç ummadıkları sıkıntılı bir anda geliyordu bu müjde...
Bazen böyle oluyor işte...
Küçük bir kız çıkıyor. Ve size siz olduğunuzu bir kere daha hatırlatıyor...
Çok kısa bir an var aslında karar dediğimiz o vadide... Bizim için küçük olan o an... Bizden sonrakiler için caddeye, çıkılacak yola dönüşüyor...
Hacer’in hayatında hangi yolu tercih ederse etsin, başaracağı açık... Çünkü o, inandığı yolda azmeden ve kararlı bir ruh dünyasına sahip... Allah, onun önüne nice güzel kapılar açacak, nice güzel yerler, yurtlar, okuma ve öğrenme imkânları çıkaracaktır inşallah... Belki üniversite sınavlarına giremedi ama Hacer olma sınavından üstün başarıyla geçtiğine, geçeceğine eminim...

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim