Güzel bir haber: 'Bundan sonra artık her şey açık ve net olacak'

08.09.2008 05:41

Kürşat Bumin

Başbakan, Güngören İlçe Kongresi'nde yaptığı konuşmada sözü “Hilton” meselesine getirerek “Bundan sonra artık saygılı götürelim, gizli götürelim yok, her şeyi açık ve net millette duyuracağız” dedi.

Bu “paradigma” değişikliğinden sizler de benim gibi çok memnun olmuşsunuzdur muhakkak.

İşte nihayet, özlediğimiz şeffaflık-saydamlık bu ülkeye de giriyor.

Biliyorsunuz; Türkiye, işlerin nasıl yürütüldüğüne dair toplumun tamamının birbirine oldukça yakın kanaat sahibi olduğu bir ülkedir. İş ve siyaset çevrelerinin ilişkisi ne merkezdedir; ülkenin varlıklı kesimi bu konuma nasıl ulaşmış ve ulaşmaktadır; hızlı şehirleşmenin yarattığı büyük ölçekli “rantlar” nasıl oluşmakta ve dağılmaktadır; her yıl ürününü (tütün, fındık vb.) maliyetinin altında sattığını söyleyen tarım kesimi hâlâ bu zararına alış verişte niçin ısrar etmektedir; memleketin “Okul”u ne işe yaramaktadır, vesaire... Bu ve benzer konular hakkında toplumun büyük kesiminin -birbirine çok benzer- güçlü bir kanaati mevcuttur.

Bu kanaat sadece “ekonomik hayat”a ilişkin de değildir. Toplum, ülkedeki, genel olarak “güvenlik meselesi” olarak adlandırabileceğimiz konunun içinde bulunduğu hal hakkında da kanaat sahibidir. Hatırlayın mesela; “Ergenekon” dosyasının içeriğine dair ortaya dolaşan haberlere hangimiz “Yok daha ne!” diyerek tepki gösterdik? Aktarılan olaylar toplum tarafından, neredeyse, “Biz bunları zaten biliyorduk” şeklindeki sakin bir ruh hali ile karşılanmadı mı?

Yani kısaca, toplum, ülkede neler döndüğünün son derece farkındadır...

Başbakan'ın Güngören İlçe Kongresi'nde dile getirdiği “Hilton” meselesi de, tabii ki, toplumun bildiği ya da en azından farkında olduğu bir mevzuu değil miydi?

Söyler misiniz: İçinizde, “Hilton” meselesini sohbetine dahil etmemiş kimse var mı?

Konu sadece arkadaş-dost meclislerinin sohbet konusu da değildi. Gazeteler de (önce “rakipler” tabii ki) bugüne kadar bu meseleyi kim bilir kaç kere gündeme getirdi. Hakkında kim bilir kaç haber ve köşe yazısı yayımlandı. Bırakalım başkalarını, bizde Fehmi Koru-Taha Kıvanç tek başına konuda ilişkin kim bilir kaç yazı yayımladı.

Herkes bu konuda da bir kanaat sahibiydi, çünkü her şeyden önce, Doğan Holding bünyesinde yer alan bir şirketin özelleştirme kapsamında satışa çıkarılan Hilton Oteli'ne 1995'te 225 milyon dolar ödemesi hemen herkes tarafından yadırganmıştı. İşletmecisinden (Hilton) (sözleşme 2015'e kadar) yıllık 2 milyon dolar (sözleşmeyi görmedim, öyle diyorlar) kira geliri elde eden bir otele 225 milyon dolar ödemek akıl kârı mıydı? Değildi tabii ki; büyük çoğunluğumuz “işletmeci” olmasak da, mülk değeri/kira bedeli oranının bu alışverişte doğru işlemediğini anlayabilirdik.

Yapı Dergisi'nin 1995 yılına ait sayılarının birinde karşılaştığım bir yazı, Hilton'un satışının hemen arefesinde, Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde yer alan iki yorumdan yaptığı alıntılarla meselenin Doğan Grubu açısından nasıl görüldüğünü güzel anlatıyor.

Milliyet gazetesinin 30 Temmuz 2005 tarihli Emlak ekinde (Hilton'un satışı 12 Ağustos) şu satırlar yer alıyormuş:

“Şimdi gelelim ihaleyi kazanacak firmaya. Piyasada yaygın olan kanaate göre yabancılar bu ihaleye teklif verecekler. Ama yüksek teklifler genelde yerlilerden gelecek. Çünkü 62 bin 337 metrekarelik arsaya sahip olan İstanbul Hilton, siyasi bağlantıları güçlü yatırımcılara, alışveriş merkezi, dev otopark ve residence sitesi gibi farklı alternatif proje olanakları sunuyor. Bu açıdan bakıldığında hiçbir yabancı kurumsal gayrimenkul şirketinin bu işlere girmeyeceği belirtiliyor....”

Görüyorsunuz; eklenecek bir şey yok , çünkü Milliyet Emlak söylenebileceklerin hepsini söylemiş zaten...

Hürriyet yazarlarından Ege Cansen'in 10 Ağustos 2005 tarihli yazısında yer alan şu satırlar da dikkat çekici:

“... Ancak ihaleyi yapacak ilgilileri uyarmak istiyorum. Bu otel binasını ve arsasını alacak olanların verecekleri 'çok yüksek' bir fiyatın gerekçesi o emsalsiz arazi parçasının 'imar durumu'nu değiştirmek olabilir. İhalenin âdil bir şekilde yapılabilmesi ve maksimum fiyatın oluşması için arsanın 'yeni imar durumunun' şimdiden belirlenmesi ve tüm teklif sahiplerinin bunu önceden bilmesi gerekir. Bina ve arsası satıldıktan sonra, imar durumu değiştirilerek oluşacak ve aslında kamuya, ama şimdilik Emekli Sandığı'na ait bir 'rantın' özel bir kişiye transfer edilmemesi için bu şarttır...”

Ne diyelim, makul bir öneri doğrusu....

Yazıyı bitirmeden “Hilton” meselesinin geneline ilişkin bir değerlendirmeyi de unutmayalım:

Başbakan'ın AK Parti'yi ve kendisini eskinin “alışılmış” parti-hükümet ve başbakanlarından ayırırken sarf ettiği sözler uygun kaçmamış doğrusu. Ayrıca Başbakan'ın partisinin bir kongresinde bir işadamını doğrudan hedef alması da bir aşırı tepki tezahürü. Çünkü normalde parti başkanları (ve başbakanlar) politikalarına ilişkin açıklamalarını diğer rakip partileri düşünerek yaparlar. Tamam, özellikle ana muhalefetin hükümeti yıpratmak amacıyla bir müddettir toplumun çok hassas olduğu (?) “yolsuzluk” temasına sarılması Başbakan'ın kafasını attırmış olabilir. Ama yine de, bana kalırsa, “Hilton” meselesinin salon konuşmalarına indirilmesi doğru olmamıştır.

Son söz olarak da çok daha genel bir değerlendirme: Şahit olduğumuz bu polemiğin bir benzeriyle demokrasilerde karşılaşabilmek imkansızdır. İmkansızdır, çünkü bu diyarlarda devletin (bunun içine “belediyeler”i sokmayı sakın unutmayalım) bir biçimde istediğine “rant” yaratabilme iktidarı çok büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Darısı bizim başımıza... Belediyelerin, bakanlıkların ya da başka devlet kurumlarının “rant yaratabilme” gücü bir gün bizde de son bulacak inşallah. İşte ancak o zaman bu tartışmalar ve polemiklerin sonu bizde de gelecek.

Yeni Şafak gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim