1. YAZARLAR

  2. Ali H. Aslan

  3. Güvercinlikten şahinliğe, Obama'nın Libya savaşı
Ali H. Aslan

Ali H. Aslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Güvercinlikten şahinliğe, Obama'nın Libya savaşı

A+A-

Seçimi Irak Savaşı karşıtı güvercin söyleminin de etkisiyle kazanan Başkan Barack Obama, ironik şekilde tam da savaşın 8. yıldönümüne denk gelen günlerde, Libya'da kendi savaşını başlattı...

Siz bakmayın Libya'ya askerî müdahale başladığı gün Obama'nın sanki işin merkezinde değilmiş gibi Brezilya'da oluşuna, Fransızların ilk vuruşu yapmasına, uluslararası koalisyonun nazara verilmesine ve Washington halkla ilişkiler aygıtlarının Beyaz Saray'ın rolünü ikinci planda gösterme çabalarına. Gerçekte Libya müdahalesinin (günahıyla sevabıyla) perde arkasındaki siyasi ve operasyonel önderi, Washington yönetimidir.

Oysa Obama yönetimi Libya konusunda önceki haftaya kadar temkinli bir politika izliyordu. Başta Savunma Bakanı Robert Gates olmak üzere yetkili ağızlar, askerî müdahaleyi yokuşa sürmek ya da beklentileri düşürmek için ellerinden geleni yapıyordu. Peki ne oldu da Obama yönetimi bir nevi U dönüşüyle şimdiki şahin pozisyonuna geldi? Birçok gözlemci bu değişikliği Arap Birliği'nin 12 Mart'ta masum halkı koruma amacıyla Libya'da uçuşa yasaklı bölge çağrısında bulunmasına bağlıyor. O karar sonucu Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın Obama'yı askerî müdahaleye ikna etmeye çalışanlar grubuna girmesi, yönetim içindeki dengeyi değiştirdi. Washington, Arap devletlerinin yaktığı yeşil ışık sayesinde, Libya müdahalesinin Afganistan ve Irak'tan sonra bir başka İslam toprağına 'Haçlı Seferi' gibi görülme riskinin nispeten azaldığı kanaatine vardı. Ve ABD'nin BM Büyükelçisi Susan Rice, Obama'nın talimatıyla, uluslararası topluma geniş askerî hareket marjı veren 1973 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının fitilini ateşledi.

Obama'nın Libya Savaşı, Bush'un Irak Savaşı'na nazaran çok daha sağlam bir uluslararası meşruiyet zeminine oturuyor. Her şeyden evvel, elde kapı gibi bir Güvenlik Konseyi kararı var. Irak Savaşı'nda uluslararası toplumun varlığına ikna olmadığı (nitekim sonradan ispatlanamayan) kitle imha silahları gerekçe gösterilmişti. Libya'da ise halkının meşru değişim taleplerini orantısız şiddetle bastırmak isteyen bir despotu durdurmak gibi daha insani ve ahlaki bir kaygı ön planda. Libya'ya Amerikan müdahalesine karşı çıkan realist ekolün en temel argümanı, orada ABD'nin hayati bir çıkarı bulunmaması idi. Irak'tan farklı olarak, ABD'nin Libya petrollerinde önemli bir çıkarı bulunmuyor. (Petrol boyutu Libya'yla ekonomik irtibatı fazla olan Avrupalıların davranış biçimini daha fazla etkiliyor.) Irak'ta ABD'nin etrafında büyük kısmı zoraki gönüllü olan bir koalisyon oluşturulmuştu. Ve tek taraflı bir müdahale yapılmıştı. Libya'da ise çok taraflı bir üslup ve daha gönüllü bir koalisyon var. Her şeyden önemlisi, ABD'nin, Irak'ın aksine, Libya'da kara işgaline girişmeyeceğini bizzat Başkan'ın ağzından taahhüt etmiş olması. (Haddizatında, Obama'nın Libya'da Kaddafi rejimine müdahalesi, Irak'tan ziyade, Kosova'yı Sırp Miloseviç rejiminin tarassutundan kurtarmak için Başkan Clinton döneminde yapılan NATO askerî müdahale modeline benziyor.)z Obama'nın gönüllüler koalisyonunda en gönülsüz katılımcıların başında bizzat kendi ordusu geliyor. Halen süren savaşlar ve artan bütçe sıkıntılarından dolayı askerler Libya işine kerhen girdi. Farklı anketler, Amerikan halkının çoğunluğunun da Libya'ya askerî ve maddi kaynak ayrılmaması görüşünde birleştiğini gösteriyor. Mesela Pew'in geçen haftaki araştırmasına göre, halkın yüzde 77'si, ABD'nin Libya hava savunma sistemlerini bombalamasına karşı çıkıyor. Yüzde 65'i ise ülkelerine Libya'da bir şey yapma sorumluluğu düşmediğini düşünüyor.

LİBYA olayı türk-abd ilişkilerini etkilemez

Hasılı, Obama yönetiminin Libya müdahalesinde başı çekiyor görünmeme kaygısında sadece dışsal değil, iç siyasi faktörler de önemli rol oynuyor. Aynı faktörler, operasyonun 'rejim değişikliği' gibi daha iddialı hedeflerden ziyade, BM kararı çerçevesinde sivillerin korunmasıyla sınırlandırılmasının nedenini de açıklıyor. ABD'nin nihayetinde Kaddafi rejiminin devrilmesini istediği açık. Ama tercihleri, bunun güvenlik şemsiyesi sağladıkları muhaliflerce gerçekleştirilmesi ve rejimin içeriden çatlaması. Bu arada Obama yönetimi Libya müdahalesindeki tutumuyla, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da reform dalgasına desteğini en güçlü şekilde ikrar etmiş, diğer baskıcı rejimlere de gözdağı vermiş oluyor.

ABD'nin Libya'da Türkiye'den beklentilerine gelince; Türkiye'yi de uluslararası koalisyona fiilen sokmayı önemseyen Obama yönetimi, NATO çerçevesinde operasyonel yükü paylaşmanın ötesinde, Irak savaşındakine benzer stratejik bir saikle de hareket ediyor. İşin içine ne kadar çok İslam ülkesi girerse, 'Haçlı Seferi' görüntüsünden o denli uzaklaşılmış oluyor. Üstelik Türkiye, İslam dünyasında 2003'e nazaran çok daha büyük ağırlık taşıyor. Erdoğan hükümetinin Libya'ya müdahale konusunda NATO bünyesinde sergilediği temkinli tavır, uluslararası hukuki meşruiyetin ve bölgesel oydaşmanın sağlanmasıyla değişti. Ankara, fazla ön plana çıkmamaya gayret ederek, NATO operasyonlarına muayyen ölçüde destek vereceğe benziyor. Eğer sortiler sivil kayıplara da yol açmazsa, Türk-Amerikan ilişkilerinde Libya'dan dolayı bir çatırdama yaşanma ihtimali pek gözükmüyor. Hele Türkiye'ye karşı alabildiğine güvercin bir ABD Başkanı işbaşındayken...

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT