1. YAZARLAR

  2. Recep Korkut

  3. Güvenlikten misafirliğe Suriyeli mülteciler
Recep Korkut

Recep Korkut

Yazarın Tüm Yazıları >

Güvenlikten misafirliğe Suriyeli mülteciler

A+A-

Tecavüze uğrayan kadınlar, evlerinden kaçırıldıktan sonra bir daha haber alınamayan çocuklar, evine dönemeyen babalar.

Suriyelilerin hemen hepsi rejimin gözünde siyasî birer suçlu muamelesi görüyor, ülke açık bir cezaevinden farksız. Esed yönetiminin kendi halkına karşı uyguladığı katliamlar, toplu ölümler, baskı ve zulme ilişkin kesin bilgilere ülkeye bağımsız gazetecilerin girişi yasak olduğu için ulaşılamasa da kaçmayı başaranlar gördükleri dehşeti anlatıyor.

Suriye'deki durum Suriyeliler kadar komşuları için de o kadar tehlikeli boyutlara ulaştı ki, bu şiddet sarmalından çıkmayı sağlayacak bir strateji hazırlamak için daha fazla hareketlilik gerekiyor. Ancak uluslararası toplum, Esed'in korku krallığına direnmekle olağanüstü cesaret sergileyen Suriyeliler kadar cesur değil. Sözgelimi, BM Güvenlik Konseyi bırakın yaptırım kararı almayı kan dökülmesini kınamak için gereken oyu bile bulamadı. Kanın gövdeyi götürdüğü Suriye'de kendi kaderlerine terk edilen halkın ise önlerinde duran seçeneklerden birisi ülkelerinden kaçmak için sınır kapılarına dayanmak. Kaos Suriye'yi sararken Türkiye sınırında tam bir insanlık dramı yaşanıyor. Suriye'den kaçarak Türkiye'ye sığınan yarısı kadın ve çocuk Suriyeli mültecilerin sayısı şimdiden 10 bine yaklaşırken ülkede şiddet ve baskının sürmesi halinde önümüzdeki günlerde toplu mülteci göçlerinin de artacağı öngörülüyor. Suriye'de kalanların sınır bölgelerine akın etmesi ve Esed'e bağlı birliklerin buralara da saldıracağı söylentileri de bu tahminleri güçlü kılıyor. Özellikle Suriye ordusunun Türkiye'ye 20 kilometre uzaklıktaki, muhaliflerin konuşlandığı Cisr es-Şuğur'u kuşatmaya alıp bombalamaya başlamasıyla kaçışlar hızlandı. Her gün bir köy büyüklüğünde insan Türkiye'ye gelirken sınırda da 10 bini aşkın Suriyelinin Türkiye'ye girmeyi beklediği gelen bilgiler arasında.

Bu mülteci dalgası karşısında Türkiye sürece şu ana dek uluslararası kuruluşları dâhil etmeden devam ediyor. Ancak sayının artması durumunda uluslararası bir işbirliği kaçınılmaz görülüyor. Mültecilerin temel ihtiyaçları ve insanî gereksinimlerine acilen cevap verebilmek için başarılı bir organize ile binlerce kişilik kamplar, çadırkentler ve seyyar hastaneler oluşturulurken Türkiye'nin hazırlığı yaklaşık 800 bin mülteciyi ağırlayacak biçimde. Uluslararası insan hakları örgütleri ise Türkiye'nin misafirperver ve cömert tutumu karşısında oldukça memnun. Özellikle sınırları kapatmayarak misafirperver bir yaklaşımı tercih eden Türkiye'nin bu tavrı göçleri teşvik edecek olmasına rağmen son derece insancıl. Burada özellikle de Güveçci köyü halkına teşekkür etmek gerek. Ellerinde avuçlarında ne imkân varsa sığınmacılar için seferber eden hatta sınırın ötesinde mahsur kalanlara da yardım ellerini uzatan Güveçcililer tam bir insanlık dersi veriyor.

Neden Türkiye?

Ülkesinden kaçmak zorunda kalan Suriyelilerin çok az bir kısmı Lübnan'ı tercih ediyor. Suriyelilerin neden Türkiye'yi tercih ettiklerinde bölge insanı arasındaki etnik ve kültürel bağların bulunması da önemli. Özellikle sınır köylerinde yaşayan Suriyeli Arap ve Kürtlerle Türkiye'dekiler arasında akrabalık ilişkileri var. Ayrıca Türkiye'nin bölge halkının gözünde bir demokrasi ilhamı olması da baskın bir unsur. Öyle ki Suriyeli mülteciler "Türkiye'ye ne kadar yakınsak o kadar güvendeyiz." diyorlar. Ancak önümüzdeki günlerde Suriye'de Türkiye karşıtı bir eylemin düzenleneceği söyleniyor. Nedeniyse mültecilere kucak açan Türkiye'nin aslında teröristleri desteklediği iddiası. Geçtiğimiz günlerde de Suriye medyasında isyancıların Türkiye destekli olduğu hatta birkaç isyancıdan Türk pasaportu çıktığı şeklinde haberler yer aldı. Yani sokaklar Türkiye'den medet umsa da saray bu durumdan hiç de hoşnut değil. Hatta Güveçci köyü halkı dahi teröristlere işbirliği etmekle suçlanıyor. Bu durumda Suriye tarafından provokatif bir hamle de beklenebilir.

Öte yandan mülteci göçünün artması halinde en kötü senaryo olarak Türkiye'nin Suriye sınırlarında bir tampon bölge kurabileceği de gittikçe güçlenen bir olasılık. Bu ise akıllara 1990'ların başında Kuzey Irak'tan Türkiye'ye göç eden 500 bin Kürt mülteciyi ve Çekiç Güç'ü getiriyor. 1990 yılında Saddam'ın Halepçe'de Kürtlere karşı başlattığı katliamdan kaçan Kürtler Türkiye'ye göç etmeye başlamış, kısa sürede 500 bin kişi Türkiye'ye bir süre sığınmıştı. O tarihlerde Türkiye'ye iltica etmek isteyen Kürtlere koruma kalkanı oluşturmak için de 36. enlemin kuzeyi Saddam'a kapatılarak bu bölgede yönetimin dokunamadığı uluslararası güçlerin koruduğu bir tampon bölge kurulmuştu.

Türkiye 'bekleme odası'ndan ibaret mi?

Peki, Türkiye'ye sığınan Suriyelilerin akıbeti ne olacak? Türkiye'nin taraf olduğu mülteci hukukuna göre Suriyeli mülteciler, esasında mülteci statüsü elde etmiş kişiler değil daha çok insanî gereklerle geçici sığınma verilen kişiler. Tabiri caizse misafirler. Çünkü Türkiye, 1951 Cenevre Mülteci Sözleşmesi'ne taraf olurken sadece Batı Avrupa ülkelerinden gelenlere mülteci olma hakkı tanıyacağını belirtmiş. Diğer bölgelerden gelenler ise geçici sığınmacı statüsünde geçici ikamete tabi tutuluyorlar. Türkiye'de şu an bu durumda olan 18 bin yabancı var ve bu kişiler BM Mülteci Örgütü ile işbirliği içinde üçüncü ülkelere yerleştiriliyorlar. Hâlihazırda bu grubun içinde az da olsa Suriyeli de vardı. Fakat son kitlesel göçle gelenler bu gruba da dâhil olamayacak.

Esasında mülteci hukukuna bakıldığında Suriyeliler mülteci olmak için yeterli kriterlere sahiplerse de şimdiden sayısı 9 bini geçen ve 1 milyona kadar ulaşabilecekleri söylenen Suriyeliler için öngörülen prosedür insanî gereklerle kısa süreli sığınma hakkı tanınıp ülkelerindeki krizin sona ermesi halinde geri dönüşlerini beklemek şeklinde. Ancak bu durumda bile Suriye'deki çatışmalı yapı ve ülkede kaosun sona erip düzenin sağlanmasını bekleyene dek yıllar geçebilir. Genel olarak tahmin edilen süre aralığı ise 3 ay ile 2 yıl arasında ancak çatışmalı yapı sona erse bile ülkede istikrarın korunması için gereken zaman dilimini de göz önünde tuttuğumuzda mültecilerin bekleme süresi daha da uzayabilir. Hatta Suriye için ileriye dönük olarak düzen sağlansa da kırılgan barışı zedeleyecek bir göç dalgasına neden olmamak için de geri dönüşler sürekli ertelenebilir. 'Türkiye'de bir küçük Suriye kurulur mu?' sorusu sormak için erken olsa da şurası kesin ki Suriyeliler mülteci kamplarında yıllarca süren yaşama mahkûm kalabilirler.

Kısacası, son olaylarda şu ana dek iyi bir sınav veren Türkiye, şimdilik öngörülere göre Suriyeli mülteciler için bir 'bekleme odası' niteliği görecek. Sığınanlar şimdilik bizler için ülkelerinde yaşadıkları dramlar ile 'görünür' haldeler. Ancak mültecilerin onca iç karartıcı hikâyelerinden hiçbiri, 13 yaşındaki Hamza el-Hatip'in internette yayınlanan işkence görmüş resimleri kadar vahim değil. Hamza rejimin gaddarlığının yürek parçalayan bir simgesi haline gelirken Suriyeli askerler tarafından hamile kadınların karnındaki bebeklerinin süngüyle çıkarıldığına dair iddialar da var.

20 Haziran Dünya Mülteciler Günü'nün gelip çattığı bugünlerde Angelina Jolie'nin Hatay'a gelmesiyle dünyanın gözü bir anda Türkiye'deki Suriyeli mültecilere çevrildi. Ancak Suriyeliler can çekişmeye devam ediyor. Sonu belli bir trajedi yaşanıyor, ülke insanî bir drama sahne oluyor. Bu nedenle mültecilerin geri dönebilmesi için uygun şartların sağlanmasına yani Suriye'de düzenin tahsisine destek vermek gerek.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT